Gel bakalım minik dostum, yanıma otur. Sana bir zamanlar yaşamış, kalbi biraz kırık ama sonu huzura ermiş bir gencin, Orestes'in hikayesini anlatayım.
Orestes, Agamemnon ile Klytaimestra'nın oğlu, Elektra ve İphigeneia'nın küçük kardeşiydi. Hayatı biraz fırtınalı başladı diyebilirim. Henüz küçücük bir çocukken, büyük bir savaşçı olan Telephos onu rehin almıştı ama korkma, ona hiçbir şey olmadı. Babası savaştan dönüp de işler sarpa sarınca, ablası Elektra onu hemen güvenli bir yere, Phokis kralının yanına gönderdi. Orestes orada Pylades adında çok iyi bir dost edindi. İkisi bir elmanın iki yarısı gibi büyüdüler.
Zaman geçip delikanlı olunca, evlerine geri döndüler. Annesi ve onun yeni eşi, Orestes'in ailesine karşı hiç iyi davranmıyorlardı. Orestes ve Elektra, babalarının başına gelenlerin hesabını sormaya karar verdiler. Bu, Orestes'in hayatındaki en zor karardı. Bir hataya düşüp annesine karşı gelince, vicdanının sesi ona öyle ağır geldi ki, peşine Erinys denilen, hiç susmayan, her an ensesinde fısıldayan öç perileri takıldı. Zavallı Orestes, bu perilerden kurtulmak için diyar diyar gezdi, çok üzüldü, çok yoruldu. Ama sonunda Atina'daki büyük bir mahkeme, onun haklı sebeplerini dinledi ve onu bu ağır yükten arındırdı.
Sonra Orestes, gökyüzü dostumuz Apollon'un tavsiyesiyle uzak diyarlara, Tauris'e gitti. Orada Artemis'in tapınağında bir rahibe vardı. Biliyor musun, o rahibe aslında uzun zaman önce kaybolduğunu sandığı ablası İphigeneia'dan başkası değildi! Kardeşler birbirlerini bulunca büyük bir sevinç yaşadılar. Küçük bir oyunla, Artemis heykelini de alıp oradan kaçtılar ve evlerine döndüler.
Orestes'in hikayesi burada bitmedi tabii. Eskiden nişanlı olduğu güzel Hermione ile evlenmek istedi. Bu uğurda Akhilleus'un oğlu Neoptolemos ile biraz çekişseler de, sonunda istediğine kavuştu. Orestes, Argos şehrinin başına geçti ve uzun, huzurlu bir ömür sürdü. Birkaç kadeh şarap eşliğinde eski günleri anacak kadar uzun bir ömür hem de...
İşte böyle küçük dostum. Hayat bazen çok karışıktır, insanı oradan oraya savurur ama doğru yolu arayanlar, en sonunda mutlaka dingin bir limana ulaşırlar. Şimdi söyle bakalım, başka hangi eski dostumun masalını dinlemek istersin?
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana kralların, sarayların ve o parıltılı zırhların ardındaki tozlu ve kanlı gölgelerden bahsedeceğim. Tarih kitapları "Orestes" der geçer, bir kralın oğlu, bir intikamcı... Ama gerçek, o ağır taçların altında ezilen minik bir çocuğun kalbinde saklı.
Orestes, Agamemnon gibi hırsı dünyalara sığmayan bir adamın oğluydu. Babası, koca orduları peşinde sürüklerken, küçük Orestes'i daha çocukken bir piyon gibi kullandı. Hatırlıyor musun? Telephos onu rehin aldığında, Agamemnon bir an bile duraksamadı. Orestes, o zamanlar sadece bir çocuktu; güçlülerin oyununda harcanmaya hazır bir oyuncak.
Sonra, o meşum gün geldi. Annesi Klytaimestra, kendi babasının, yani Agamemnon'un İphigeneia'ya yaptıklarının acısıyla -ve belki biraz da kendi iktidar hırsıyla- kanlı bir yol seçti. Orestes, bu büyüklerin savaşında bir "silah" haline getirildi. Elektra ile bir olup annesini öldürdüğünde, aslında bir sistemin çarkları tarafından bir "katil" olmaya zorlanmıştı. Gökyüzü sakinleri, ona adaleti bulacağını fısıldadılar ama onu sadece daha büyük bir karanlığın, Erinyslerin yani vicdan azabının kucağına attılar.
İnsanlar onun "kurtulduğunu" söyler, mahkemelerde beraat ettiğini anlatırlar. Ama sorarım sana; bir anne katili, ruhunda biriken o derin kışla nasıl yaşar? Sonra Tauris yollarına düştü, kız kardeşi Iphigeneia ile karşılaştı. Orada, o soğuk taş tapınaklarda birbirlerine sarıldıklarında, aslında ikisi de Güçlüler'in kurbanı olduklarını anlamış mıydılar? Iphigeneia, tanrıçanın rahibesi olarak harcanmıştı, Orestes ise bir katil olarak... İkisi de oradan kaçarken aslında sadece tanrıların heykelini değil, kendi kırık hayatlarını kurtarmaya çalışıyorlardı.
Ve sonunda Hermione ile evlenip krallık sürdü diyorlar, evlat. Ama krallık nedir bilir misin? İçinde vicdanın sızlamadığı bir sessizlik değildir; aksine, geçmişin hayaletlerinin her köşede fısıldadığı bir hapishanedir. Orestes, babasının kanlı mirasını devraldı, Neoptolemos'un hayatını kararttı ve Argos'ta uzun bir ömür yaşadı. Fakat gerçek şu ki, o hiçbir zaman o "şanslı kahraman" olmadı.
Şimdi elindeki o küçük şarap kadehini dudaklarına götürürken hatırla: Neşe, bazen acının üzerine örtülen ince bir tül gibidir. Büyükler dünyası böyledir; seni önce kurban ederler, sonra da kazanan ilan ederler. Gerçek, o parıltılı zaferlerin değil, Orestes'in sessizce titreyen ellerindedir.