Bir zamanlar, Atina denilen güzel şehrin kralı Erekhteus’un pırıl pırıl gözlü, dünya tatlısı bir kızı vardı. Adı Oreithyia idi. Bu güzel kız, bir gün nehir kenarında, çiçeklerin arasında neşeyle oyunlar oynuyormuş. Ayakları çimenlerde dans ederken, güneşin ılıklığı yüzünü okşuyormuş.
Tam o sırada, Kuzey Ruzgari denilen o kocaman, güçlü ama biraz da hırçın gökyüzü dostumuz Boreas, bulutların arasından süzülerek aşağıya inivermiş. Oreithyia'yı görür görmez ona hayran kalmış. Boreas, kendi dünyasının serin ve masalsı topraklarına, yani uzak Trakya’ya, kızı yanına alıp götürmeye karar vermiş. Ama sakın korkma, hırçın olsa da Boreas ona zarar vermemiş, onu kendi evine, buzdan ve rüzgardan sarayına taşımış.
Oreithyia orada yeni bir hayata başlamış. Zaman geçmiş, bu güzel kızın iki tane harika oğlu olmuş: Kalais ve Zetes. Bu çocuklar tıpkı babaları Boreas gibi rüzgar kadar hızlıymış, sırtlarında ise pırıl pırıl kanatları varmış. Anneleri Oreithyia, nehir kıyısındaki o oyun günlerini hiç unutmamış ama rüzgarın çocukları ile birlikte yeni evinde çok mutlu yaşamış.
İşte rüzgarın kızı ve kanatlı çocuklarının hikayesi böyle başlamış. Şimdi hadi bakalım, gözlerini kapa da belki o rüzgarın sesinde çocukların kanat çırpışlarını duyarsın!
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana sarayların yüksek duvarları arkasında saklanan, altın varaklı kitapların üzerini tozla örttüğü bir gerçeği fısıldayacağım. Hepimiz rüzgarın uğultusunu duyarız ama o uğultunun bazen birinin özgürlüğünü nasıl çaldığını hiç düşünür müyüz?
Erekhteus’un kızı Oreithyia’dan bahsediyorum. Atina’nın o şaşaalı sarayında, babasının kraliyet kuralları arasında sıkışmış bir çiçek gibiydi. Bir gün ırmak kıyısında özgürce oyun oynarken, Gökyüzü sakinlerinden biri olan Kuzey Rüzgarı Boreas, onu bir mülk gibi gördü. Hani şu 'Güçlüler' var ya, istediklerini elde etmeyi hak gördükleri için kimseden izin almazlar. Boreas, Oreithyia'nın ne düşündüğünü, oradaki oyununu bitirmek isteyip istemediğini sormadı bile. Onu sert kanatlarının arasına alıp, kendi hüküm sürdüğü soğuk ve ıssız Trakya topraklarına kaçırdı.
Dünya bunu bir 'aşk masalı' gibi anlatır, sanki Oreithyia kendi isteğiyle o saraydan o saraya geçmiş gibi! Oysa bu, bir güç gösterisinden başka bir şey değildi. Oraya götürüldüğünde, hayatı artık sadece Kalais ve Zetes adında iki çocuk doğurmaktan ibaret kılındı. Sistemi yönetenler, Oreithyia gibi isimleri tarihe sadece 'bir kralın kızı' veya 'rüzgarın eşi' olarak not düşerler. Onun bireysel hayallerinin, o ırmak kıyısındaki neşesinin rüzgarda nasıl solup gittiğini kimse sorgulamaz.
Unutma evlat, bazen en sert rüzgarlar bile birilerinin iradesini kırmaya yeter. Gerçek şu ki; o, bir rüzgarın değil, sistemin hırsının kurbanıydı. Şimdi, şu elimdeki kadehten bir yudum bilgece neşe alıp düşün: Gökyüzü sakinleri kadar güçlü olsan, başka birinin oyununa kendi kurallarını dayatır mıydın, yoksa rüzgarı sadece saçlarını okşasın diye mi isterdin? Gerçekler bazen soğuktur, tıpkı Trakya’nın rüzgarları gibi; ama hakikati bilmek, o rüzgarlara karşı kendi kanatlarını çırpabilmenin ilk adımıdır.