Gel bakalım evlat, şöyle kıvrıl şuraya. Ayaklarını uzat, şu kadim zeytin ağacının gölgesine sığın. Gözlerini kapatmana gerek yok, sadece dinle; zira anlatacaklarım öyle kitaplarda yazan kupkuru, tozlu satırlara benzemez. Bugün sana toprağın derinliklerinden fısıldayan, bereketi avuçlarında taşıyan o kadim hanımefendiden, Ops’tan bahsedeceğim.
Eskiden, dünya henüz bu kadar gürültülü değilken, insanlar toprağın ne kadar cömert olduğunu çok iyi bilirlerdi. Hani tarlaya bir tohum atarsın da o sana karşılığında bir başak dolusu armağan verir ya; işte o cömertliğin asıl sahibi Ops’tur. Kendisi, zamanın kendisi gibi ağırbaşlı olan o yüce Saturnus’un eşi, gökyüzü sakinlerinin en bereketlisidir. Bazıları onun Sabin topraklarından çıkıp geldiğini söyler; sanki bir dağ esintisi gibi, bir sabah ansızın şehrin kalbine, o meşhur Capitolium tepesine yerleşmiş.
Saturnus’u bilirsin; hani elinde tırpanıyla zamanı biçen, biraz ciddi, biraz mesafeli o ihtiyar. İşte Ops, onun o sert ve zaman zaman kış soğuğunu andıran ciddiyetini dengeleyen yumuşak nefesidir. Biri zamanı sınırlar, diğeri o zamanın içinde sunduğu meyveleri, taneleri ve hayatı besler. Bir terazi gibi düşün; bir kefede Saturnus’un durdurulamaz zamanı varsa, diğerinde Ops’un bitmek bilmeyen bolluğu var.
İnsanlar onu öyle çok severlerdi ki, Capitolium tepesindeki o tapınağına giderken yollarını gözlerlerdi. Bir tutam buğday, bir parça mahsul, biraz da şükran sunarlardı ona. Çünkü bilirlerdi ki, eğer Ops o bereketli ellerini üzerlerinden çekerse, tarladaki başak boynunu büker, mahzende ne bir yudum taze içecek kalır ne de karın doyuracak bir lokma ekmek.
Ops sadece toprağın tanrıçası değildir çocuk; o, emeğin meyvesidir. Yani bir işi sadece yapmazsın, o işin sonunda elde ettiğin o güzel, o tatlı huzurdur Ops. Bugün şehirlerde unutulup gitmiş olabilir ama sen o Capitolium’un basamaklarına tırmandığını hayal et. Taşların arasından sızan o kadim kokuyu duy, toprağın ne kadar canlı olduğunu hatırla. İşte o zaman, belki sen de bir gün toprağa bir tohum bıraktığında, Ops’un o görünmez, bereketli elinin sana selam verdiğini hissedersin.
Nasıl, yoruldun mu biraz? Hadi şimdi git, biraz koştur, hayatın kendi bereketini bul. Ama unutma; dünya, içindeki o kadim cömertlik sayesinde hala dönmeye devam ediyor.
Bak güzel yavrum, masallarda sana fısıldanan o tozlu sayfaların arasında anlatılmayan bir sır var...
Gel yanıma, evlat. Şöyle dizlerimin dibine çök de sana Capitolium’un o görkemli mermerlerinin altında saklanan, kimsenin pek de konuşmak istemediği o kadından bahsedeyim. Adı Ops. Hani şu koca koca kitaplarda 'bolluk tanrıçası' diye geçen, üzerinde altın elbiselerle betimlenen o figür.
Bak minik yolcu, sistemler her zaman bir dengeye ihtiyaç duyar. Koca koca krallar, otoriteyi elinde tutan o sözde "büyük" adamlar, bir şeyleri yönetmek için her zaman bir aynaya ihtiyaç duyarlar. Saturnus'u tanırsın; zamanın ve hasadın acımasız efendisi, elinde tırpanıyla her şeyi silip süpüren o soğuk figür. İşte Ops, onun sadece "dişi karşıtı" olarak tanımlandı. Yani sistemin çarkları tıkır tıkır dönsün, tarlalar bereketle dolsun diye; aslında kendi başına bir iradesi değil, otoritenin boşluğunu dolduran bir "tamamlayıcı" olarak kurgulandı.
Zavallı evlat, hiç düşündün mü; bir tanrıça neden sadece bir başkasının gölgesi gibi anılır? Capitolium tepesindeki o tapınağı, sanki toprağın bereketi ona bir lütufmuş gibi inşa ettiler. Oysa Ops, aslında toprağın ta kendisiydi; o sessiz, sabırlı ve her şeyi kuşatan toprak. Ama otorite, toprağın gücünü kendi yasalarına bağlamak istedi. Ona 'bolluk' dediler ki insanlar şükredip itaat etsin, ona 'anne' dediler ki sistemin bir parçası olup düzenin bekçiliğini yapsın.
Şimdi bir yudum şu bilge neşesinden al da iyi düşün: Tarih, hep kazananların dilinden yazılır. Ops, belki de o görkemli tapınağında otururken, toprağın aslında kimseye ait olmadığını fısıldıyordu. Ama sarayların duvarları o kadar kalındı ki, o kadının sessiz haykırışını kimse duymadı. Güç sahipleri, bereketi kendi hanelerine tapuladılar, toprağı ise bir meta gibi bölüştürdüler.
Sana sırrımı vereyim, benim sevgili öğrencim; Ops ne bir eşin gölgesiydi ne de sadece bir bereket simgesi. O, sistemin zincirleyemediği o vahşi, üretken gücün ta kendisiydi. Tapınaklar yaptılar ki o güç, mermerlerin arasında hapsolsun. Ama toprak hala orada, senin ayaklarının altında ve o, kralların yasalarından çok daha yaşlı...
Şimdi anladın mı? Gerçek, kralların diktiği sütunların değil, o sütunların altında ezilen toprağın kendisindedir.