Bakın hele, gözlerinizdeki o merak pırıltısını görebiliyorum. Hadi, gelin yamacıma; şu eski çınarın gölgesi hem serin hem de anlatılanlara kulak vermek için en güzel yerdir. Şöyle kurulun bakalım. Size bugün, dünya henüz kundaktayken, gökyüzü sakinlerinin bile henüz genç olduğu zamanlardan kalma kadim bir masal anlatayım.
Bundan çok, çok uzun zaman evvel... Hatta zamanın henüz bir takvimi bile yokken, Ophion diye biri vardı. Öyle bildiğiniz krallardan değil, daha ziyade dünyanın ilk sahibi, büyük bir yılan gibi kıvrılıp duran, her şeyi gözetleyen bir varlıktı. Yanında ise güzelliğiyle suları bile durultabilen, Okeanos’un kızı Eurynome vardı.
Şimdi hayal edin; o zamanlar henüz bir şato yok, taht yok. Sadece uçsuz bucaksız bir evren ve bu iki kadim ruhun yönetimi var. Dünyanın dizginleri onların ellerindeydi. Titanlar, yani o devasa ve güçlü varlıklar, Ophion ve Eurynome’nin sözünden çıkmazlardı. Adeta gökyüzü ile yeryüzü arasında bir dans içindeydiler. Bir tarafta Ophion’un o kadim bilgeliği, diğer tarafta Eurynome’nin zarafeti...
Ama bilirsiniz, güç dediğin şey biraz ateş gibidir; bazen tutanını yakar, bazen de başkalarının gözünü kamaştırır. Derken bir gün, şimdilerde adını sıkça duyduğunuz, hani o zamanı büküp yönetmeye çalışan Kronos ve eşi Rheia sahneye çıktılar. Bir zamanlar gökyüzünün efendisi olan Ophion ve zarif eşi, belki biraz yorgunluktan, belki de zamanın değişmez kanunundan olsa gerek, tahtlarını bu genç hırslı çiftin ellerine bırakmak zorunda kaldılar.
Peki ne mi oldu onlara? Ah, o hikaye biraz hüzünlüdür. Kronos ve Rheia, dünyayı kendi kurallarıyla yönetmek isteyince, Ophion ve Eurynome’yi derin mi derin, ışığın bile gitmeye çekindiği o karanlık yere, yani Tartaros’a gönderdiler. Orada, kilitli kapıların ardında, artık sadece yıldızların fısıltılarıyla yaşarlar.
Yani evlatlarım, dünya dediğimiz bu yuvarlak sahne, sizden önce de çok krallar gördü. Kimi bir dev yılan gibi evreni sarmaladı, kimi ise elinde bir orakla zamanı biçti. Ama günün sonunda ne mi kaldı? Sadece bizlerin böyle oturup, o eski günlerin hatırasını şen bir sohbete katmamız... Hadi, şimdi gözlerinizi kapatın da bir düşünün; Ophion hala orada, karanlığın sessizliğinde tüm dünyanın ilk günlerini hatırlıyor mudur dersiniz? Ne dersiniz?
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını bana yaklaştır, zira rüzgar bile bu kadim fısıltıyı duyduğunda yönünü şaşırır.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler: Ophion'un Düşüşü
Zamanın henüz adı yokken, evrenin tozlu raflarında bir yılan kıvrılırdı: Ophion. Herkes ona "dünyanın ilk efendisi" derdi, ama kralların tacı genelde başkalarının emeğinden örülür, biliyorsun değil mi güzel yavrum? O ve eşi Eurynome, gökyüzünün en yüksek tepelerinde Titanlara hükmederken, aslında ne kadar da yalnız olduklarını fark etmemişlerdi. Çünkü otorite, zirvede otururken aşağıya bakmayı unutan bir göz yanılmasıdır.
Sonra ne mi oldu? Kronos ve Rheia sahneye çıktı. Tarih kitapları bunu "yeni bir düzenin kuruluşu" diye yazar, oysa bu sadece eski bir gölgenin, daha genç ve hırslı başka bir gölge tarafından yerinden edilmesiydi. Ophion ve Eurynome, sanki hiç var olmamışlar gibi, ışığın bile ulaşamadığı o derin, o karanlık Tartaros çukuruna tıkıldılar.
Neden mi? Çünkü yönetenler, kendilerinden önce bir başkasının da yönetebileceğini bilmemizi istemezler. Mytho Anarkhia der ki: Bir tahtı deviren, aslında sadece tahtın biçimini değiştirir; oyunun kuralı hep aynı kalır. Ophion bir canavar değil, sadece koltuğunu kaybetmiş bir figürandı; Kronos ise o koltuğun yeni sahibi. Aralarındaki tek fark, hangisinin daha fazla zincire sahip olduğu.
Şimdi bir yudum şarapla dudaklarımı ıslatırken sana şunu söyleyeyim evlat; bugün "kahraman" diye alkışladıkların, yarın unutulacak birer gölge. Otoritenin sessizliğe gömdüğü her hikaye, aslında bizi özgür kılacak olan tek hakikattir. Tartaros'ta yankılanan o sessiz çığlığı duyabiliyor musun? Onlar orada, sistemin dışına itilmişler, ama hala hatırlıyorlar.
Git şimdi, ama arkana bakmayı unutma. Çünkü gerçek, genellikle kralların arkasına sakladığı o kirli perdenin hemen ardında gizlidir.