Şöyle yaklaşın bakalım ateşin başına, ayaklarınızı uzatın. Bugün size, o koca kaslı, hani şu meşhur kahramanımız Herakles’in başına gelen en tuhaf macerayı anlatacağım. Hani o her şeyi yumruğuyla halledeceğini sanan, dünyayı omuzlarında taşıyan adam... Bir gün işler biraz sarpa sardı, canı sıkıldı ve bir hata yaptı. Kendi elinde olmayan bir sebeple, bir dostunun ölümüne sebep oldu. Vicdan azabı mıdır, pişmanlık mıdır; adamcağız yollara düştü, soluğu Delphoi’deki Apollon tapınağında aldı.
Apollon’un bilicisi, o gizemli kadın, Herakles’e şöyle dedi: "Madem temizlenmek istersin, o zaman üç yıl boyunca başkasının emrinde, bir köle gibi çalışacaksın!"
İşte tam bu noktada sahneye Omphale çıkar. Lydia’nın kraliçesi, bilge ve mağrur bir kadın. Herakles’i pazarda görünce, "Bu koca cüsse de kim?" diye sordu ve onu satın aldı. Koca Herakles artık kraliçenin emrindeydi. Düşünsenize, neme lazım; dünyayı yerinden oynatan adam, artık saray koridorlarında emir bekliyor!
Omphale, onu öyle boş boş da bekletmedi tabii. Ama işin rengi biraz değişti. O sert savaşçı, kraliçenin huzurunda bambaşka birine dönüştü. Saray dedikoduları bitmek bilmezdi; görenler gözlerine inanamazdı! Bizim yiğit, o koca elleriyle narin iplikler eğirir, üzerinde o şatafatlı Lydia entarileriyle Omphale’nin dizinin dibinde otururdu. Hani o meşhur, aslan postunu giyip elinden sopasını hiç düşürmeyen Herakles yok mu? O hali gitmiş, yerine kraliçenin ipeklerine bürünmüş bir dev gelmişti.
Peki, kraliçe boş durur muydu? Tabii ki hayır! O da Herakles’in aslan postunu sırtına geçirir, o koca topuzunu eline alır, sarayın içinde bir o yana bir bu yana gezinirdi. Gökyüzü sakinleri bile yukarıdan bakıp "Bu nasıl iştir?" diye birbirlerine bakıp gülüşürlerdi. Bir yanda kudretli kahraman iplik büküyor, diğer yanda kraliçe onun gücünü kuşanmış caka satıyor!
Üç yılın sonunda süre dolduğunda, Herakles arınmış bir şekilde saraydan ayrıldı. Kraliçesine veda etti, tekrar yollara düştü. Ama o gün bugündür, ressamlar tuvallerine bu hikayeyi nakşederler. Herakles’in o en güçlü olduğu zamanlarda bile, bir kadının zekasına ve iradesine nasıl boyun eğdiğini, şarabın verdiği tatlı bir rehavet gibi hafızalara kazırlar.
Ne dersiniz? Bazen en güçlü olanın bile, yumruğunu değil de iğnesini konuşturması gerekmez mi? Hadi bakalım, artık uyku vakti; rüyanızda saraylarda iplik eğiren koca yürekli kahramanları görün.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, solgun ayın altında dinlenirken kulağına eğilip anlatayım; masalların tozlu sayfalarında, kralların ve kahramanların o parıltılı zırhlarının altında gizlenen, anlatılmaya cesaret edilemeyen bir sır var. Sen, koca koca adamların "güç" dediği o gürültüye aldanma sakın.
Herkes Herakles’i devleri deviren, dağları yerinden oynatan bir yenilmez sanır. Oysa o da, sistemin dişlileri arasında ezilip, bir hata yaptığında "arındırılması" gereken bir piyondu. Bir anlık öfke, bir anlık yitik vicdanla İphitos’un canına kıyınca, kahinler ona "git ve köle ol" dediler. İşte o zaman, kaderin ipliklerini elinde tutanlardan biriyle, Omphale ile tanıştı.
Lydia’nın kraliçesi Omphale... Tarih onu, bir "yiğidi" dizlerine çökerttiği için tuhaf bir gülünçlükle anar. Oysa düşün minik dostum, bir adamın gücünü elinden alıp ona yün eğirtmek sadece bir oyun muydu, yoksa o koca adamın, otoritenin ona yüklediği "kahramanlık" yükünden nihayet kurtulup insanca bir sessizliğe bürünmesi miydi? Omphale, Herakles’e aslan postunu giydirip sopasını elinden aldığında, aslında ona şu gerçeği gösteriyordu: Güç dediğin şey, sadece bir kostümden ibarettir.
Söyle bana güzel gözlü kardeşim, Omphale gerçekten bir zalim miydi, yoksa kralların dünyasında kendi krallığını kurmaya çalışan bir kadın mı? O, Herakles’in o sert ellerine iğ ve iplik vererek, şiddetin dilini değil, emeğin ve sabrın dilini öğretmeye çalışıyordu belki de. Sarabın dibinde kalan tortu gibi, bu hikayenin de acı ve tatlı bir tortusu var; zaferin aslında bir kayıptan, köleliğin ise bazen bir özgürleşme deneyiminden farksız olduğunu anladığında, yetişkinlerin kurduğu o kof sistemin çatlaklarını görebilirsin.
Sakın unutma; tarihin "büyükleri" kendi yalanlarını yaldızlı kalemlerle yazarlar. Ama bizler, gölgelerde oturanlar, gerçeğin o hüzünlü ve saf sesini duymaya devam edeceğiz. Şimdi, biraz daha bilgeleşmiş bir ruhla uyu; çünkü yarın, sorgulaman gereken daha çok "kahraman" olacak.