Thesauros Mitoloji Olympos

Olympos

Olympos

Tanrıların göklerdeki meskeni olan Olympos, hem yüce dağların adı hem de flütçülerden mitolojik krallara uzanan köklü bir efsaneler bütünüdür.

Olympos teriminin kökeni Yunanca dışındaki kadim Anadolu dillerinde aranmalı; kelime, yüksekliği imleyen bir isimden ziyade dikey hiyerarşinin coğrafi bir yansımasıdır. Bulutların ötesindeki dorukları muktedirlerin mekanı sayan inanç sistemi, Sümer’den gelen bu yerleşik algının uzantısıdır. İktidarın dağılmaz bir merkezi olmadığı, bilinenin aksine Makedonya-Tesalya sınırı dışına taşan; İda’dan Girit’e, Kıbrıs’tan Anadolu’nun yirmi farklı noktasına yayılan bu geniş coğrafya, yönetme erkinin mekanları çoğaltarak tahakkümünü pekiştirme çabasıdır. Homeros’un anlatılarında tanrılar, şölen ve tartışma kisvesi altında kendi aralarındaki çatışmaları meşrulaştırırken, Zeus’un göksel otoritesi bu merkezi yapının temelini oluşturur; sanatsal ve estetik olan ise Apollon veya Musalar gibi, merkezin gölgesinde ancak ona tabi olan ikincil alanlara, Parnassos veya Helikon’a sürgün edilir.

Olympos ismini taşıyan mitolojik figürler de bu otoriter kurgunun kırılgan veya trajik yansımalarıdır:

(1) Girit'in efsanevi ismi Kres'in oğlu Olympos, Kronos’un vesayeti altında Zeus’u yetiştiren bir figürdür. Ancak yönetilenin, yöneteni devirmeye yönelik bir hamleye teşvik edilmesi, tahakkümün kendi yarattığı "eğitici" figür tarafından dahi bir tehdit olarak algılanmasına yol açar. Zeus’un şimşeği, mutlak itaati bozmaya yeltenen her hareketi sönümleyen bir otorite refleksi olarak çalışmış; ardından gelen pişmanlık ise, öldürülenin üzerine bir isim (coğrafi bir mülkiyet) atayarak geçmişi soğurma ve denetleme aracı olmuştur.

(2) Kybele ile ilişkilendirilen Olympos ise, Mysia’daki (Uludağ) yüksekliğe kendi ismini kazıyarak doğa ile mülkiyet arasında kurulan bağın temsilcisi olur; hükmetme arzusunun coğrafyayı kendi uzantısı kılmasıdır.

(3) Marsyas’ın öğrencisi veya oğlu olan flüt çalgıcısı Olympos, sanatın ve yasın temsilcisidir. Apollon’un düzenine (merkezi tahakküme) başkaldırıp cezalandırılan ustasının mezarı başında ağıt yakan bu figür, muktedirlerin kutsal gördüğü düzene karşı, kaybedilenin anısını yaşatan ve sistemin dışından gelen o kısık sesli direnci temsil eder.
Silenos
Bakın hele, gözleriniz nasıl da parlıyor! Gelin şöyle köz ateşinin yanına, biraz dizlerimi kırıp oturayım. Bugün size, o her daim bulutların üzerinde yaşayan, başı göklere değen Olympos’tan bahsedeceğim.

İnsanlar sanıyorlar ki Olympos sadece Yunanistan’daki o tek, heybetli dağdır. Ah, ne büyük yanılgı! Olympos ismi, aslında bu topraklara, kadim Anadolu’ya ait eski bir kelimeden fırlar gelir. "Yüksek dağ" demektir, ucu bucağı görünmeyen, tanrıların bastonuyla zirvesine vurduğu o yüce yerler… Gökyüzü sakinleri, sadece tek bir zirveye hapsolacak kadar küçük mü düşünenler? İster Makedonya’nın rüzgarlı yamaçları olsun, ister bizim buraların, İda Dağı’nın (yani Kaz Dağı’nın) o sisli etekleri; her yer, her yüksek tepe onların evi olabilir. Anadolu’da bu ismi taşıyan yirmiye yakın dağ var; Girit’ten Kıbrıs’a, oradan ana karaya kadar yeryüzü adeta Olympos’tan geçilmez!

Homeros’un o tozlu destanlarını hatırlayın. Orada tanrılar, Olympos’un zirvesinde oturur, altın kadehlerinde nektarlarını yudumlarken bir yandan insanların hallerine güler, bir yandan da aralarında atışıp dururlar. Ama sanmayın ki hepsi tek bir salonda oturur. Zeus, o şimşeklerin efendisi, tahtını Olympos’a kurmuştur elbet; ama Apollon gibileri, o güzel ezgilerin efendisi, daha çok Parnassos’un ya da Helikon’un çiçekli yamaçlarında, Musalar ile dans etmeyi sever. Her tanrının keyfine göre bir manzarası var anlayacağınız.

Ama durun, ismi Olympos olan sadece dağlar mı sanıyorsunuz? Hey gidi, insan hafızası bazen bir kelebeğin ömrü kadar kısa oluyor. Bakın, bir de ismi Olympos olan o talihsiz kahramanlar var:

Bir tanesi vardı, hani Kronos’un, küçük Zeus’u emanet ettiği o kişi… Olympos derlerdi ona. Devlere, "Zeus’u tahtından edin" diye fısıldamış, kurnazlık etmiş ama sonunu hazırlamış. Zeus, o meşhur şimşeklerini bir çakınca, zavallı Olympos kül olmuş gitmiş. Sonra Zeus pişman olmuş, "Vah," demiş, "keşke yapmasaydım," ve gömüldüğü o dağa, onun adını vermiş. Öyle garip bir hatıra işte.

Sonra bir başkası var, Kybele’nin eşi Olympos… Bizim Uludağ, yani o ihtişamlı Mysia Olympos’u, ismini ondan alır. Toprak kokusu ve bereketi temsil eder.

Bir de flüt çalan o genç çocuk var… Marsyas’ın öğrencisi, hatta kimilerine göre oğlu olan Olympos. Hani o meşhur yarışta, Apollon tarafından cezalandırılan talihsiz hocasının yasını tutan, flütüne dokunup en yanık ağıtları göğe yükselten o güzel müzisyen… Olympos ismi, bazen acı bir notadır, bazen de bir dağın doruğundaki sessizliktir.

Şimdi söyleyin bakalım küçük dostlarım, siz olsanız isminizi böyle heybetli bir dağa mı, yoksa bir ezginin en hüzünlü tınısına mı vermek isterdiniz? Hadi, söyleyin de şu yaşlı Silenos biraz daha keyiflensin.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi