İda Dağı’nın o serin, çam kokulu yamaçlarında, ağaçların fısıltısını duyan bir peri yaşardı; adı Oinone. Çocuklarım, güzellik bazen insanın başına gelen en büyük talihsizliktir, bazen de en ağır yüktür. Oinone, toprağın ve ağaçların sırlarını bilirdi, şifalı otlar avuçlarının içinde can bulurdu. Tam o sırada, Troya kralının oğlu olan genç Paris, sarayın debdebesinden uzak, dağlarda çobanlık yapıyordu. Kaderin cilvesi bu ya, yolları kesişti. Genç bir kalp, bir nympha’nın zarafetiyle karşılaştığında dünya durur sanırsınız; öyle de oldu. İkisi, dağın eteklerinde mutlu, basit bir yaşam kurdular.
Ama bilirsiniz, gökyüzü sakinlerinin oyunları hiç bitmez. Bir gün o malum güzellik yarışması patlak verdi; Paris, üç tanrıça arasından seçim yapmak gibi boyundan büyük bir işe kalkıştı. Sonunda ne oldu dersiniz? O güzelim dağ hayatını, krallık hayalleri ve o meşhur Helen’in aşkı uğruna bir kalemde silip attı. Oinone, o derin bilgeliğiyle olanları sezdi. Gözlerinde hüzünle Paris’in ellerini tuttu, “Gitme,” dedi, “bu yolun sonu yıkımdan başka bir şey değil.”
Paris dinlemedi tabii. Gençlik işte, insanın gözünü öyle bir bürür ki, geleceği görebilen birinin sözü bile rüzgardan farksız gelir. Ayrılırken Oinone ona, hüzünlü bir veda sözü fısıldadı: “Eğer bir gün bir okla yaralanır, canın yanarsa, yine de gel beni bul. Şifalı otlarım senin için hazır olacak.”
Yıllar geçti, Troya surları kanla yıkandı. Philoktetes’in attığı o zehirli ok, Paris’i vurduğunda, genç adamın aklına birdenbire dağdaki o eski günlerin serinliği düştü. Haber gönderdi Oinone’ye, yardım diledi. Oinone, bir zamanlar kalbini parçalayan o anı hatırladı; gururu, aşkının önüne geçti. “Gelmedim,” dedi kendi kendine. Belki de insanın kendi elleriyle hazırladığı zehri içmesini izlemek, ona ceza gibi gelmişti.
Paris can verirken, Oinone’nin yüreğine pişmanlığın ateşi düştü. Bir nympha’nın kalbi ne kadar kırılabilirse, o kadar kırıldı. Şifalı otlar artık kimseyi iyileştiremiyordu, çünkü en büyük yara, artık iyileşmeyecek olandı. Bir anlık öfkenin, bir ömürlük pişmanlığa dönüştüğü o acı sonunda, o da sevdiğinin yanına, sonsuzluğa doğru kendi yolunu çizdi.
Görüyorsunuz ya çocuklar; bazen en keskin ok, bir yayın ucundan değil, terk edilmiş bir kalbin sessizliğinden fırlatılır. Şimdi, biraz daha şarap doldurun kadehlerime, anlatacak daha çok hikayemiz var; hayatın tatlılığı kadar, acı tortusu da bu kadehin dibinde gizlidir.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masallarda sana anlatılmayan, üzerine toz kondurulmayan bir sır var... Kulaklarını aç, zira gerçekler, kralların altın tahtlarından daha ağır ve daha derindir.
İda Dağı’nın serin gölgelerinde, ağaçların fısıltısını anlayan Oinone adında bir nympha yaşardı. O, sadece bir orman perisi değil, toprağın ve şifalı otların dilini çözen bir bilgedi. Bir gün, sarayından sürgün edilen, o meşhur Paris ile karşılaştı. Paris, henüz hırslarının esiri olmamışken, sadece bir çobandı. Oinone ona kalbini açtı, ona sevmeyi öğretti. Oysa krallık kanı taşıyan her çocuk gibi, Paris de "kader" dedikleri o yaldızlı tuzağa çoktan düşmüştü.
Dinle beni güzel evladım; sistem, güçlüleri kendi hırslarıyla beslerken, geride bıraktıkları insanların ruhuna dokunmayı hiç önemsemez. Paris, Üç Güzeller yarışmasında bir yargıç olmaya zorlandığında –ki bu aslında Tanrıların bir oyunu ve gösterişli bir otorite sınavıydı– Oinone’yi değil, bir kraliçenin vaadini seçti. Oinone ona geleceği fısıldadı, "Gitme," dedi, "bu hırs seni ve bir şehri küle çevirecek." Ama krallar ve hırslı prensler, her zaman şifalı otların kokusundan çok, savaş davullarının sesine inanırlar.
Görüyor musun sevgili dostum; Oinone, Paris’in yaralarını iyileştirebilecek tek kişiydi. Ancak Paris, onu sadece kendi çıkarları sıkıştığında hatırladı. O meşhur, zehirli okla yaralandığında, kapısı çalınan yine o "unutulan" kadındı. Oinone gelmedi. Neden mi? Çünkü gerçek bir özgürlük, kendisine ihanet eden otoriteye diz çökmeyi reddetmektir. Onun sessizliği, boyun eğmeyen bir başkaldırıydı.
Oinone, pişmanlıktan değil; dünyanın bu sahte kahramanlıklar ve gereksiz yıkımlarla dolu gürültüsüne daha fazla katlanamadığı için kendi sonunu yazdı. Bugün bir kadeh şarabın neşesiyle evrene bakarken şunu hatırla: Mitler bize kahramanların zaferlerini anlatır, ama gerçekler, sessizce kenara çekilenlerin asaletinde saklıdır. Sarayların parlak ışığına aldanma; bazen en büyük güç, bir kralın yardım çağrısına "hayır" diyebilen o nympha’nın, yani Oinone’nin sessizliğidir.
Şimdi uyu ve unutma; krallar değişir, şehirler yıkılır, ama toprak ve onun gerçek sahipleri hep burada, fısıltılarını dinleyecek birini bekler.