Bak evlat, tarihin tozlu sayfaları arasında kaybolmuş nice yiğit vardır; ama bugün sana, hem gökyüzü sakinlerinin hem de denizlerin tozunu yutmuş, Lokris’in kıymetli kralı Oileus’tan bahsedeceğim.
Oileus dendi mi, akla hemen o mağrur duruşu ve emrindeki Lokrisli savaşçıların ciddiyeti gelir. Hani şu meşhur Akhilleus’un yanından hiç ayırmadığı, o çevik mi çevik, bazen başı biraz belaya giren küçük Aias’ın babası var ya, işte o! Oileus, öyle köşesinde oturan krallardan değildi; o, rüzgarın kokusunu seven, macerayı damarlarında hisseden bir adamdı.
Gençliğinde, Jason’ın o meşhur gemisi Argo’nun tayfasına katıldığını bilir misin? Argonaut’lar seferi denince akla sadece altın post gelmesin, o gemide olanlar hayatlarının en çılgın hikayelerini biriktirdiler. Oileus da o güvertede, küreklere asılan en sadık yüreklerden biriydi.
Gel gör ki, bu dünyanın sonu biraz garip oldu. Herkes kılıçla, mızrakla göçüp gitmeyi beklerken, Oileus’un sonu Stymphalos Gölü’nün kıyısında geldi. Hani şu tunç kanatlı, tüyleri ok gibi fırlayan o meşum kuşlar var ya... İşte o gölün kenarında, öfkeli bir kuşun fırlattığı bir tüy, kralların kralı Oileus’un kaderini mühürledi. Bir tüy, koca bir ömrü noktaladı; tıpkı bir şarap kadehinin dibine çöken son damla gibi, sessiz ve beklenmedik.
İşte böyle küçük dostum. Kahramanlar bile bazen devasa ejderhalarla değil, minicik bir kuşun inadıyla yüzleşmek zorunda kalırlar. Oileus gitti ama hikayesi, tıpkı denizin kıyıya vuran dalgaları gibi, her zaman anlatılmaya değer kaldı. Şimdi anlat bakalım, sen de günün birinde böyle bir maceraya atılacak cesareti kendinde buluyor musun?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, solgun ayın altında dinlenirken kulağını bana yaklaştır; zira kralların altın tahtları ardında sakladığı tozlu perdelerin arkasında, tarih kitaplarının yazmaya cüret edemediği başka bir hakikat daha var. Bugün sana, Lokrisli Oileus’tan bahsedeceğim; o, tarihçilerin sadece "küçük Aias'ın babası" ya da "Argonotlar'dan biri" diyerek geçiştirdiği, aslında hırsın ve güç oyunlarının içinde kaybolmuş bir figür.
Oileus, tarihin tozlu sayfalarında bir kral olarak anılır; ancak krallık dediğin nedir ki evladım? Kendi sınırlarını genişletmek için başka kıyılara göz diken, başkalarının hayatlarını birer piyon gibi süren bir hırsın temsilcisiydi sadece. Argonotlar ile o efsanevi yolculuğa çıkarken, aslında sadece altın bir postun değil, kendi ismini ebedileştirecek o sahte kudretin de peşindeydi. Bilgece bir neşeyle yudumladığım şu son kadehimin dibindeki tortu kadar karmaşıktır bu adamın hikayesi; dışarıdan bakınca bir kahraman, yakından bakınca ise kaderin cilvesiyle sınanmış zavallı bir ruh.
Stymphalos Gölü’nün kuşları... Onlar, Oileus’un ve diğer "kahramanların" doğayı boyunduruk altına alma çabalarına karşı yükselen sessiz bir çığlıktı. Oileus, o kuşun tüyüyle yaralandığında aslında sistemin bir kurbanı oldu. Ne bir kılıç darbesiyle onurlu bir savaşta düştü, ne de büyük bir destanın başrolüydü. Bir kuşun, hayatta kalma güdüsüyle savurduğu bir tüy, koskoca bir kralın sonunu getirdi. Görüyorsun ya çocuk, doğa bile bazen kralların o ağır, kibirli zırhlarını, küçücük bir tüy darbesiyle delip geçebiliyor.
Oileus, oğlu Aias'a (Küçük Aias) miras olarak ne bıraktı sanıyorsun? Bir unvan, biraz toprak... Ama hepsinden önemlisi, otoritenin getirdiği o zehirli gururu aşıladı ona. Oğlu büyüdüğünde, babasının o karanlık mirasını sırtlanacak ve tanrıların gazabını kendi üzerine çekecekti. Güçlü figürlerin hataları, evlatların omuzlarında bir yük olup ezmeye devam eder.
Dinle güzel yavrum; dünya, tarihçilerin "büyük adamlar" diye yücelttiği kimselerin inşa ettiği devasa bir tiyatrodur. Oileus bu tiyatronun sıradan bir aktörüydü. Ne tam bir zalim, ne de tam bir bilge; sadece güce tapınmanın, aslında ne kadar kırılgan bir bedel olduğunu kanıtlayan bir gölge. Bir dahaki sefere sana "kahraman" diye anlatılan birini duyduğunda, önce onun hangi sessizleri ezip geçtiğini, hangi kuşun kanadından bir darbe alıp yere serildiğini düşün. Gerçekler, kralların tahtlarında değil, o kanat çırpışlarında gizlidir.