Bak şimdi sana öyle birinden bahsedeceğim ki, sanki dünya üzerindeki tüm maceraların anahtarı onun cebindeymiş gibi. Adı Odysseus. O, sadece bir kral ya da bir kahraman değil; başı ne zaman sıkışsa gökyüzü dostumuzun, rüzgarın ve denizin yardımıyla her düğümü tek hamlede çözen çok zeki biridir.
Odysseus, evine, yani İthake adlı güzel adasına dönmek için yola çıkan, ama yol üstünde denizleri karış karış gezen bir yolcudur. Öyle sıradan bir yolculuk değil bu; hani bir oyunda en zor bölümleri geçersin ya, işte aynen öyle! Onun üç süper gücü vardı: Birincisi, her soruna bir "çare" bulmak. İkincisi, olaylar ne kadar sarpa sararsa sarsın, sakinliğini korumak. Üçüncüsü de, kurnazca planlar yapıp herkesi şaşırtmak.
Denizlerin hakimi, hani o dalgaların efendisi dostumuz, bir sebepten Odysseus’a biraz kızmıştı. Bu yüzden ona okyanusları zindan etti. Ama Odysseus pes eder mi? Asla! Kendi kendine, "Bir yolunu bulurum," dedi. Dev bir Tepegöz ile karşılaştığında bile korkmadı; küçük bir oyunla devin elinden kurtulmayı başardı. Bazen bir büyücü olan Kirke’nin adasına konuk oldu, bazen ise devasa fırtınalarla boğuştu. Yanındaki arkadaşları bazen yoruldu, bazen umutlarını yitirdi ama o, her zaman yuvasına, eşi Penelopeia’ya ve oğlu Telemakhos’a kavuşmanın hayaliyle yaşadı.
Bir keresinde, denizcilikten gelen bir armağan olarak biraz üzüm suyu yanındaydı, işte bu özel içecek en sıkıştığı anlarda işine yaradı. O, sadece kılıcıyla değil, zekasıyla da savaşırdı. Kendi kendine, "Bu deniz ne kadar büyük olursa olsun, benim aklım ondan daha derin," derdi. On yıl boyunca okyanuslarda süzüldükten sonra, sonunda evinin kıyılarına ulaştığında kimse onu tanıyamadı. Çünkü o, yaşanmışlığın bilgeliğiyle dolu, saçlarına aklar düşmüş ama gözleri hala bir çocuk gibi merakla parlayan bir adamdı.
Odysseus, gittiği her yerde yeni şeyler öğrendi, zorluklarla arkadaş oldu. Bugün ona "yolcu" dememizin sebebi de bu; o, sadece denizde değil, hayatın içinde de yönünü bulmayı bilen, zorluklar karşısında gülümseyen ilk büyük maceracıdır.
İşte böyle küçük dostum, eğer bir gün hayatında "bunu nasıl çözeceğim?" diye düşünürsen, aklına Odysseus gelsin. Çünkü her zorluğun içinde, kendi zekanda saklı bir çıkış yolu mutlaka vardır.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana kahraman diye tanıtılan o ışıltılı figürlerin arkasında, aslında ne kadar gölgeli ve karmaşık bir oyunun döndüğünü duymaya hazır mısın? Bugün sana
Odysseus
’tan bahsedeceğim; ama kralların kitaplarda yazdığı gibi değil, gerçeklerin çırılçıplak halinden.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Evlat, tarihin sayfalarına bakarsan Odysseus’u bir "kahraman" olarak görürsün. Ama unutma, "kahraman" kelimesi genellikle masanın bir ucunda oturan ve kendi düzenini korumak isteyenlerin uydurduğu bir maskedir. Odysseus,
Polymetis
(çok akıllı),
Polymekhanos
(çok çare bulan) ve
Polytlas
(çok dayanan) olarak anılır. Fakat bu sıfatların ardında yatanı görebiliyor musun? O, "çok" düşünen biridir; çünkü hayatta kalmak için başkalarını piyon olarak kullanmayı, yalan söylemeyi ve oyunlar kurmayı hayatın bir kuralı haline getirmiştir.
Bak,
Agamemnon
veya
Menelaos
gibi Gökyüzü sakinlerinin emrindeki güçlüler için Odysseus sadece bir maşaydı. Kendi hayatını kurtarmak için delirmiş numarası yaptı, ama sistem onu acımasızca içine çekti.
Palamedes
’i sırf kendi sırlarını açığa çıkardığı için ölüme iten,
İphigeneia
’nın kurban edilmesine göz yuman veya onay veren o değil miydi? Güçlülerin oyununda "erdem" dediğin şey, aslında masumların harcanmasına verilen süslü bir isimdir.
Denizlerin hakimi
Poseidaon
’un ona olan öfkesini anlarlar ama şunu sormazlar: Odysseus neden bu kadar kaçıyordu? O, doğanın gücüne karşı durduğunu sanırken, aslında kendi hırslarının esiri olmuş bir gezgindi.
Kirke
’nin adasında geçen zaman,
Kalypso
’nun sarayındaki o mecburi "misafirlik"... Bunların hepsi, kralların evlerine sağ salim dönüp, tahtlarında oturabilmeleri için ödedikleri bedellerdi. Peki ya o yoldaşları?
Polyphemos
’un mağarasında ya da
Helios
’un sığırlarını yediklerinde ölen o insanlar, sadece Odysseus'un eve dönme hırsının birer basamağı değil miydi?
Ve evlat, o meşhur
İthake
dönüşü... Karısı
Penelopeia
’yı otuz yıl bekleten, oğlunu tanımayan, sarayını dolduran talipleri -her ne kadar asalak olsalar da- vahşice katleden bu adam, gerçekten bir "ideali" mi temsil ediyor? Yoksa sadece kendi iktidarını geri kazanmak isteyen eski bir savaşçının son çırpınışlarını mı?
Bilgece bir neşeyle söylüyorum ki; bazen bir kadeh şarap içip denize bakmak, bu kralların binlerce ölüyle kurduğu imparatorluklardan daha gerçektir. Odysseus, zekasıyla hayatta kaldı evet, ama vicdanını o hırçın dalgalarda bıraktı.
Sana fısıldadığım bu sırrı unutma: Tarih, kazananların yazdığı bir masaldır. Sen masallara değil, o masalların altındaki derin sessizliğe kulak ver. Gerçek, kralın tacında değil, o tacın altında ezilenlerin gözlerinde gizlidir.