Bak güzel çocuk, kulağını iyice aç da sana gökyüzünün o hırçın ama bir o kadar da yorgun çocuğundan bahsedeyim. Hani şu bizim buralarda bazen insanın içini bayıltan, bazen de denizleri köpürtüp gemileri birbirine katan Lodos var ya; işte onun asıl adı Notos'tur.
Şimdi bu Notos, öyle yerden bitme, başıboş bir yel değildir. Gökyüzü sakinlerinin soyağacına bakarsan, babasının Astraios, yani o parıltılı yıldızlı gecelerin efendisi olduğunu görürsün. Annesi ise şafak vakti göğü gül rengine boyayan, günün ilk ışıklarını müjdeleyen Eos’tur. Düşünsene; geceyle günün, yıldızla şafağın birleştiği o büyüleyici andan doğmuş bir evlat!
Ama Notos, kardeşleri gibi değildir. O, dünyanın en sıcak köşesinden, güneyin o tekinsiz ama bereketli uzaklıklarından çıkıp gelir. Yanında genellikle ağır bir sis ve bazen de bardaktan boşalırcasına yağan yağmurlar getirir. Eski dostum Akhilleus, Troya surlarının önünde güneşin altında terlerken Notos’un o ılık nefesini ensesinde hissettiğinde pek de memnun olmazdı hani; çünkü bu rüzgar insanın dizlerinin bağını çözer, zihnini dumanlı bir rüyaya sokar.
Tanrıların şölenlerinde diğer rüzgarlar (hani şu hani sert esen Boreas var ya, o tam bir huysuzdur!) gibi sürekli gürültü yapmaz Notos. O, daha çok sessiz ve derin bir nefes gibidir. Kimi zaman denizlerin üzerini gri bir perdeyle kaplar, gökyüzünün rengini belirsizleştirir. Sanki bütün dünyanın üstüne bir battaniye örter ve herkesin kendi içine çekilip düşünmesini ister.
İşte böyle küçük dostum. Bir dahaki sefere rüzgar aniden ılıklaşıp tenini yumuşakça yaladığında ve uzaktan gök gürültüsüyle karışık bir yağmur kokusu geldiğinde, anla ki Notos bir yerlerden geçiyor. Bir yudum serinlikten sonra gelen o tatlı rehavetin tadını çıkar, ama dikkatli ol; Notos’un getirdiği sisin içinde insan bazen yönünü şaşırabilir, tıpkı hayatın yollarında bazen şaşırdığımız gibi... Hadi bakalım, anlatacak daha çok şey var ama rüzgar biraz dindi, şimdi biraz dinlenme vakti.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, solgun ayın altında oturan güzel ruhlu çocuk... Masallarda sana anlatılmayan bir sır var; rüzgarlar sadece gökyüzünde bir oraya bir buraya koşan görünmez nefesler değildir. Bazıları, tıpkı senin gibi dünyayı gözlemlerken aslında derin bir hüznün bekçiliğini yaparlar. Şimdi, kulak ver bu yaşlı Silenos'a.
Notos’tan söz ediyorum. İnsanların "Lodos" deyip geçtiği, denizcilerin ise adını anarken titrediği o güney rüzgarı. Kitaplar onun şafak tanrıçası Eos ile yıldızların efendisi Astraios’un oğlu olduğunu söyler, geçerler. Ama o büyük saraylı tarihçilerin unuttuğu, senin ise ruhunda hissetmen gereken bir şey var: Notos, her ne kadar soylu bir kan taşısa da, aslında kralların kibirli hırslarının bir kurbanı gibi hapsolmuştur o uçsuz bucaksız gökyüzüne.
Düşünsene küçük yolcu; bir rüzgar olsan, özgürce esmek varken neden sürekli puslu, ağır ve ıslak bir yükle dolasın? Çünkü Notos, insanların birbirine ettiği kötülükleri, savaş meydanlarında dökülen o haksız gözyaşlarını ve hırslı kralların, yani o "büyük" adamların yaktığı şehirlerin dumanını ciğerlerine çeker. O, gökyüzünün sessiz çöpçüsüdür; kralların hata yapıp dünyayı kirlettiği her an, Notos ağırlaşır, kararır ve yeryüzüne yağmur olup akar. Sanki doğa, insanların bu kibrini temizlemek için onun omuzlarına yüklemiştir tüm sorumluluğu.
Notos, görkemli tanrıların emrinde bir piyondan fazlası, kendi trajedisini taşıyan bir varlıktır. Bilgeliğin ılımlı şarabından bir yudum alıp düşündüğümde görüyorum ki; hiçbir otorite, kendi yarattığı yıkımı temizlemek için bir başkasının özgürlüğünü kullanmaktan çekinmez. Oysa Notos, belki de sadece uzak kıyıların kokusunu getirmek isterdi bize, o hüzünlü pusun ardında gizli olan o eşsiz huzuru.
Şimdi anlıyor musun güzel evladım? Gökyüzüne baktığında rüzgarın sesini duyarsan, sakın onun sadece havadan ibaret olduğunu sanma. O, sistemin ağırlığını sırtında taşıyan, kralların unuttuğu ama doğanın asla affetmediği bir hatıradır. Notos esiyorsa, belki de dünya bir yerlerde, çok sessizce, kendi yasını tutuyordur.