Bak, sana vaktiyle ormanların derinliklerinde, suların kıyısında yaşayan Nessos adında birinden bahsedeyim. Nessos, gövdesinin altı güçlü bir at, üstü ise bir insan gibi görünen, Kentauros dediğimiz garip ama hareketli dostlarımızdan biriydi.
Bu Nessos, Euenos irmagının kenarında yaşardı. Irmak biraz hırçındır, köpük köpük akar. Nessos da "Ben sizi sırtımda karşıya geçiririm," der, yolculara yardım edermiş. Bir gün, o meşhur ve güçlü Herakles, eşi Deianeira ile ırmaga gelmiş. Herakles ırmagı kendi geçerken, Nessos'a da "Hadi bakalım, eşimi karşıya taşı," demiş.
Nessos, ne yazık ki o an pek de iyi kalpli davranmamış. Güzel Deianeira'yı sırtına alınca, ona kötülük yapmaya kalkmış. Herakles bu durumu hemen fark etmiş. Bizim o gözü pek Herakles, yayını çekip oku fırlattıgı gibi Nessos'u durdurmuş.
Nessos yere yığılırken, aslında ne kadar kurnaz olduğunu göstermiş. Deianeira’ya, "Bak, elimde özel bir iksir var," demiş. "Eğer Herakles seni bir gün unutursa, bu iksirle onu kendine yeniden bağlarsın." Zavallı kadın, Nessos'un sözlerine kanmış. Oysa bu, kötü niyetli bir tuzaktı.
Aradan zaman geçmiş, Deianeira bir gömleği o iksire batırıp Herakles'e göndermiş. Herakles gömleği giyer giymez, Nessos'un o sinsi oyunu yüzünden canı çok yanmış. İşte böyle evlat; bazen ormanda karşılaştığın herkes, Nessos gibi güler yüzlü görünse de içinde aynı sıcaklığı taşımayabilir. Hayat, tıpkı o ırmak gibi bazen durgun, bazen de böyle çalkantılıdır. Gel, şimdi biraz meyve yiyelim de şu hüzünlü hikayeyi neşeli bir şarkıyla unutalım.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana kahraman diye tanıtılanların tozlu zırhlarının ardında sakladıkları o çatlakları, güçlülerin kendi çıkarları için başkalarını nasıl birer satranç taşına çevirdiklerini anlatacağım. Bugün Nessos’tan bahsedeceğiz; hani o meşhur Herakles’in oklarıyla ezip geçtiği, üzerine "canavar" damgası vurulan at adamdan.
Güçlülerin Pençesinde Bir Hayat
Herakles, yani o kaba kuvvetin dünyadaki simgesi, kendi "kahramanlık" yasalarını dayatırken kimin hayatını ezip geçtiğine hiç bakmadı. Nessos, Euenos ırmağının kıyısında kendi halinde bir feribotçu gibi çalışıyordu; insanların geçişine yardım ediyor, belki de kendi küçük dünyasında huzur arıyordu. Fakat "Güçlüler" sahneye girdiğinde, Nessos gibilerin iradesi bir hiçti. Bir gün Herakles’in eşi Deianeira’yı karşıya geçirirken, Nessos belki de hayatı boyunca maruz kaldığı o adaletsizliğe karşı bir isyan, haksız bir arzuyla doldu. Ancak unutma; onun bu hatası, Herakles’in zorbalığı yanında bir toz zerresi gibi kalır.
Sessizlerin İntikamı ve Büyük Yanılgı
Herakles, okuyla Nessos'u vurup yere sererken, at adamın canı çekilirken fısıldadığı o sözleri "ihanet" diye adlandırdılar. Oysa Nessos, ölmeden önce Deianeira’ya kanıyla karışık bir "iksir" verdi. Bu, bir kurbanın celladına sunduğu son, zehirli bir hediyeydi. Nessos, kendi sonunu getiren sisteme, o "kahramanlık" masalının kusursuz işleyen çarklarına, ölümüyle bir çomak sokmak istedi.
Deianeira, o sistemin içinde savrulan bir başka piyondu. Kocası Herakles’in hırslarıyla şekillenmiş, kendi seçimleri elinden alınmış bir kadın... Nessos’un verdiği o kumaşı, belki de evliliğini kurtaracak bir büyü sanarak Herakles’e gönderdiğinde, aslında gökyüzü sakinlerinin kurduğu o büyük trajedi tiyatrosunda üzerindeki rolü oynuyordu. O gömlek, Herakles’in tenine değdiği an, kazanan ile kaybedenin aslında aynı acının içinde eridiğini gördük. Kahraman, kendi yarattığı şiddetin ateşiyle yanıp tutuşurken, Nessos çoktan huzura kavuşmuştu.
Evlat, dünya böyle işler: Birileri "kahraman" ilan edilirken, diğerleri "canavar" diye lekelenir. Ama gerçek şu ki; Nessos da, Herakles de, Deianeira da bu acımasız oyunun figüranlarıydı. Bir yudum neşeli bir şarap içip gökyüzündeki yıldızlara bakınca, hepsinin aslında sadece kendi hırslarının kurbanı olduğunu anlıyorum. Kimseye sorgusuz inanma; zırhlar parlasa da, altındaki kalbin ne kadar karanlık olabileceğini her zaman hatırla.