Şöyle yaklaşın ateşin yanına, biraz daha... Hava soğudu, değil mi? Gökyüzü sakinleri bazen yeryüzüne serinlik göndermeyi severler. Madem sordunuz, size Nephele’den bahsedeyim. Hani şu parmaklarınızla şekiller verdiğiniz, rüzgarla savrulan bulutlar var ya, işte o! Ama öyle sıradan bir sis tabakası sanmayın onu, o aslında kadim ve nazik bir hanımefendidir.
Hikaye, Athamas adındaki bir kralın gönlünün başka birine kaymasıyla karıştı. Zavallı Nephele, yuvasından uzaklaştırılınca çocukları Phriksos ve Helle’yi öylece bırakıp gidecek değildi ya! Bir ana yüreği, gökyüzünün en yüksek katmanlarından bile daha güçlüdür. Çocuklarının başı tehlikeye girdiğinde, o altın postlu, kanatlı koçu bir yıldırım hızıyla aşağıya gönderiverdi. Hani şu meşhur koç var ya; işte o, Nephele’nin çocuklarına uzattığı sevgi dolu bir eldi.
Ama Nephele’nin tek işi çocuk korumak değildi. İksion diye bir adam vardı, hani tanrıların sofrasına oturup da sınırını bilmeyenlerden... Zeus, bu küstah adama bir ders vermek istedi. Hera kılığına bürünmüş bir bulut yarattı. İksion, gerçek tanrıçayı kucakladığını sanırken aslında Nephele’nin gizemli gölgesine sarılıyordu. İşte o günden sonra, dağlarda dört nala koşan o yarı insan yarı at olan Kentaur’lar türedi. Ne tuhaf değil mi? Bir bulutun hayalinden, yeryüzünün en vahşi koşucuları doğdu.
Biliyor musunuz, Aristophanes diye bir adam vardı, hani şu dilleri pabuç kadar uzun olan şakacı oyun yazarı. O, bu bulutları birer bilge kadın gibi anlatırdı. Derdi ki: "Onlar Okeanos'un kıyılarında, Batı Kızları'nın bahçelerinde oturur, dünyayı tepeden izlerler." Hatta filozoflarla dalga geçtiği o meşhur oyununda, bulutları gökyüzünde dedikodu yaparken hayal etmişti.
Yani evlatlarım, ne zaman gökyüzüne bakıp da rüzgarla şekil değiştiren bir karaltı görseniz, bilin ki Nephele oradadır. Belki size gülümsüyordur, belki de başka bir efsaneyi dokuyordur. Şimdi biraz daha odun atın şu ateşe; şarabın tadı da, hikayenin sonu da ancak sıcak bir ortamda güzel gider. Anlatacak çok şey var, ama sisler çökerken fazlasını söylemek, gökyüzü sakinlerinin uykusunu kaçırabilir.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var; kralların tahtları ne kadar görkemli olursa olsun, ayaklarının altındaki toz aslında başkalarının gözyaşıyla yoğrulmuştur. Şimdi seninle, bulutların o yumuşak ama hüzünlü hatırasına, yani Nephele'ye bir yolculuk yapalım.
Athamas adındaki kralı duymuşsundur belki; hani şu kendi arzularını yasaların üstünde görenlerden. Nephele, onun çocukları Phriksos ile Helle’nin annesiydi. Ama krallar için insanlar, ihtiyaçları karşılandığı sürece değerli olan eşyalardır. Athamas, başka birini arzular arzulamaz Nephele'yi bir kenara itti. Sistemin çarkları, Nephele gibi "bulut kadar hafif" görülenleri, yani sesini yükseltmeyenleri yok saymak üzerine kuruludur. Ama annelik, fırtınayı doğuracak kadar güçlü bir direniştir. O, çocuklarını Athamas’ın o soğuk sarayından kurtarmak için altın postlu bir koçu, sanki gökyüzünden bir parça koparıp yeryüzüne indirir gibi gönderdi. Gerçek kahramanlar madalya takanlar değil, arkalarında bıraktıkları enkaza rağmen sevdiklerini korumaya çalışanlardır güzel yavrum.
Fakat bak, hikaye burada bitmiyor. Olympos'un tepesinde oturanların, kendileri gibi olmayanları nasıl kullandığına şahit ol. İksion, güç sarhoşuydu; tanrıçaların bile kendisine ait olabileceğini sanacak kadar körleşmişti. Zeus ise o kibirli adamı cezalandırmak için, Hera kılığında bir bulut yarattı. Evet, yanlış duymadın. Tanrıların oyunlarında Nephele, yine bir başkasının hırsına kurban edilecek bir "araç" kılıfına sokuldu. O birleşmeden doğan Kentaurlar, belki de sistemin dışladığı, ne tam insan ne de tam hayvan olan o dışlanmışların simgesiydi. Kendi doğasından koparılıp, başkalarının arzularına göre şekillendirilen her varlık, aslında bir Nephele değil midir?
Yıllar sonra Aristophanes, bulutları alaycı bir neşeyle gökyüzünden indirip Sokrates’in etrafında dolandırdı. İnsanlar bulutların değişkenliğini, felsefenin karmaşasına benzettiler. Oysa onlar, tıpkı içtiğim bir kadeh şaraptaki buruk ama berrak nese gibi, hayata başka bir yerden bakmayı bilenlerin görebildiği tek gerçekliktir.
Sana şunu fısıldayayım kıymetli evladım: Gökyüzüne baktığında gördüğün bulutlar, sadece yağmur getiren buharlar değildir. Onlar, kralların unuttuğu, sistemin kullandığı ama asla esir alamadığı ruhların, özgürce yer değiştiren siluetleridir. Kimse seni bir başkasının kurguladığı hikayeye hapseden o "bulut" olmaya zorlayamaz. Kendi formunu, kendi rüzgarınla çiz.