Bak evlat, şöyle otur yanıma da sana Nemesis’ten bahsedeyim. Hani şu insanların "had bilmezlik" dediği o tehlikeli ateşe elini uzatanlara, elindeki asayı hafifçe sallayıp "Dur bakalım, yerini unutma!" diyen gökyüzü sakini.
Nemesis, karanlıklar kraliçesi Nyks’in kızıdır. Öyle masallardaki gibi pamuklara sarılı biri sanma onu; o, dengeyi gözeten titiz bir hakem gibidir. Hatta bir gün, o çapkın Zeus’un gözü ona takılmış. Tanrıların kralı bu, istese yıldırım olur iner, istese yağmur olur yağar ama Nemesis öyle kolay lokma değil. Zeus onu kovaladıkça, Nemesis şekilden şekle girmiş; bir rüzgar olmuş esmiş, bir geyik olmuş ormanda izini kaybettirmiş. Sonunda bir kaz kılığına girmiş, uçup kurtulayım derken Zeus da bir kuğuya dönüşüp onu gökyüzünün sonsuz maviliğinde yakalamış. İşte o hikayeden geriye kalan yumurta, güzel Leda’nın kucağına düşmüş; içinden de o dillere destan Helene ve kahraman kardeşleri çıkmış.
Ama asıl mesele başka... İnsanlar bazen öyle bir kibire kapılırlar ki, ayakları yerden kesilir, kendilerini tanrılarla bir tutarlar. İşte Nemesis o zaman devreye girer. Hani o meşhur "Hybris" dedikleri, insanın sınırını aşan o hadsizlik var ya; Nemesis tam arkasındadır, elinde görünmez bir teraziyle. Kimi zaman öfkeli Erinysler gibi serttir, kimi zaman sessiz bir gölge gibi...
Sana bir de mermer hikayesi anlatayım da kibrin ne olduğunu daha iyi anla. Vakitsiz zamanlarda, Persler büyük bir gururla "Atina’yı dize getireceğiz!" diyerek yola çıkmışlar. Yanlarında da zafer anıtı yapmak için kocaman, bembeyaz Paros mermerleri getirmişler. Ama ne oldu biliyor musun? O kadar kibirliydiler ki, zaferi daha kazanmadan kutlamaya başladılar. İşte o an Nemesis sahneye çıktı. Perslerin o büyük zafer hayallerini yerle bir etti. O mermerler de kime kaldı dersin? Maraton yakınlarında tapınağı olan tanrıçanın heykeline! Ünlü heykeltıraş Pheidias o mermeri aldı ve ortaya öyle bir Nemesis çıkardı ki, insanlar tapınağa girerken başlarını eğip "Sınırımı biliyorum, haddimi aşmıyorum," demek zorunda hissettiler kendilerini.
Demem o ki evlat, hayatta her şeyin bir ölçüsü var. Bir kadeh şarabın tadı da o ölçüde gizlidir, insanın kendi kaderine duyduğu saygıda da. Sakın ola, elinize geçen bir başarının ya da gücün sarhoşluğuna kapılıp Nemesis’in adını unutmayın. Zira o, tam da "ben artık her şeyi yapabilirim" dediğiniz o kibirli anın hemen arkasında, sessizce beklemektedir.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını benden yana çevir de sana, Olimpos’un yüksek tahtlarında oturanların o görkemli perdelerinin arkasında nelerin gizlendiğini fısıldayayım. İnsanlar Nemesis’i sadece bir cezalandırıcı, bir intikam tanrıçası olarak bilirler; ama aslında o, güç sahiplerinin o zehirli "ben her şeyin üstündeyim" kibrine tutulmuş bir aynadır.
Nyks’in, yani o uçsuz bucaksız karanlığın kızıdır o. Bilirsin, gecenin karanlığı en çok da ışıkla kör olanları gizler. Zeus denilen o sözde yüce kral, Nemesis’in peşine düştüğünde, bir avcının zayıf bir canlıyı kovalaması gibi değildi bu; o, özgür bir iradeyi kendi boyunduruğuna alma arzusuyla yanan bir zorbanın telaşıydı. Nemesis kaçtı; bir hayvana dönüştü, bir kuşa dönüştü, belki de rüzgarın sesi oldu. Çünkü gerçek özgürlük, gücün o boğucu kollarından kaçabilmektir. Ama zorbalık, Leda’nın hikayesinde olduğu gibi, sonunda bir şekilde kendini dayatır; o yumurtadan çıkanlar, aslında kibrin ve güzelliğin tuhaf bir karışımı olarak dünyaya yayıldılar.
İnsanlar ona 'öç' tanrıçası derler, evet. Erinyslerin gölgesi peşinden eksik olmaz. Ama şunu anla yavrum: Nemesis sadece hata yapanları cezalandırmaz; o, sınırını bilmeyenleri, Hybris yani o kör edici gururla dolanları uyarır. O, aslında "dur, daha ileri gidemezsin, sen de fanisin" diyen sessiz bir vicdandır.
Sana o mermer heykelin hikayesini anlatayım mı, sevgili yolcum? Persler, o büyük ve kibirli ordu, Atina'ya zafer kazanacaklarından o kadar emin gelmişlerdi ki, kendi zafer anıtlarını dikecekleri mermeri bile önceden hazırlamışlardı. Kendi güçlerine o kadar kapılmışlardı ki, Nemesis’in hemen arkalarında bir nefes kadar yakın olduğunu fark etmediler. Pheidias, o meşhur heykeltıraş, o mermeri eline aldığında kibrin nasıl da bir sanat eserine, bir uyarıya dönüştüğünü gösterdi dünyaya. Onların zafer anıtı sandıkları şey, aslında kendi çöküşlerinin tanığı oldu.
Şimdi bir yudum taze şarapla zihnini berraklaştır, güzel evladım. Unutma; dünya, kendine tanrı diyenlerin değil, ölçülü olanların, kibrin pençesine düşmeyip kendi hakikatini koruyanların dünyasıdır. Nemesis her zaman oradadır; en tepedekilerin ayaklarının altındaki çatlağı bekler. Güçlü olanın hatasız olduğunu kim söylemiş? Kibrin olduğu her yerde, Nemesis’in dengesi mutlaka tecelli eder.