Gel şöyle otur bakalım küçük dostum, ateşin kıyısı her zaman daha sıcaktır. Gözlerindeki o merak pırıltısı, insanın içindeki bitmek bilmeyen keşfetme arzusunun en güzel kanıtı. Bugün sana anlatacağım şey, aslında her gün çevremizde dönen ama pek azımızın ismini koyabildiği o hırçın rüzgar hakkında: Neikos.
Her şey, o huzursuzluk tanrıçası Eris’in gölgesinden doğan o tuhaf kıvılcımla başladı. Hani bazen ağzının tadı kaçar, neşeli bir oyunun ortasında aniden bir huzursuzluk peyda olur ya; işte Neikos tam olarak o andır. Adı üzerinde, "kavga" ve "çatışma" demektir onun özü. Hani bazen gökyüzü sakinlerinin bile kendi aralarında dudak büktüğü, o gereksiz tartışmalar vardır ya, işte Neikos’un parmakları hep o işlerin arasındadır.
Eris, nifakın ve karmaşanın efendisi olunca, çocukları da pek öyle sakin yaradılışlı olmuyorlar. Neikos, anlaşmazlığın vücut bulmuş hali gibidir. İnsanlar ya da tanrılar, bir masanın başında oturup bir meseleyi tatlı dille çözmek yerine, kaşlarını çatıp seslerini yükseltmeye başladıklarında, aslında Neikos o odanın köşesine sinmiş, sinsi bir gülümsemeyle izliyordur sizi.
Düşün bir; bir elma paylaşılırken iki kişi aynı anda elini uzatırsa, işte orada Neikos belirir. Biri "bu benim" der, öteki "hayır, önce ben gördüm" diye ayak diretir. O an akan şarabın tadı kaçar, neşeli sohbetler yerini soğuk bakışlara bırakır. Neikos, insanların birbirini duymayı bıraktığı o eşikte beslenir. O, sadece kaba kuvvetin değil, inatlaşmanın ve kendi bildiğini okumanın da efendisidir.
Sakın korkma ama tetikte ol. Çünkü Neikos dediğin, aslında bizlerin kendi içindeki o huysuz ve inatçı parçadır. Bir gün biriyle ters düşersen, o an dur ve düşün; "Acaba Neikos kulağıma ne fısıldıyor?" diye. Bazen bir adım geri çekilmek, koca bir kavgayı daha başlamadan sönümlendirir. Tanrıların saraylarında bile bu tür çatışmalar hep yaşanır, bazen gök gürültüsü diye duyduğumuz seslerin altında aslında bu tür huzursuzluklar yatar.
Neikos, çatışmanın çekim gücüdür. İnsanları birbirine düşürerek aslında ne kadar kırılgan olduğumuzu hatırlatmak ister sanki. Ama unutma, bilgece bir gülümseme ve bir parça anlayış, o huysuz Neikos’un tüm oyununu bozmaya yeter de artar bile. Haydi, şimdi o somurtkan suratını bırak da biraz doğanın sesini dinle; zira kavga etmek, güneşin batışını izlemekten çok daha sıkıcı bir iştir.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var... Çoğu zaman büyükler, senin dünyanı düzenli ve tertemiz göstermek için bazı isimleri unutturur. Bana kulak ver, zira rüzgarın fısıltısında saklı olan o kadim hakikati sana anlatacağım.
Neikos... İnsanlar ona sadece 'kavga' der geçer, onu basit bir kelime zannederler. Ama aslında o, Eris'in, yani o bitmek bilmeyen rekabet arzusunun çocuğudur. Hatırlıyor musun? Hani şu tanrıların ve kralların, kendi egolarını tatmin etmek için kurdukları büyük oyunlar vardır ya; işte Neikos, o oyunun sahne ışıklarıdır.
Yetişkinler, Agamemnon gibi kudretli görünen figürleri anlatırken, onların nasıl da Neikos'u bir piyon gibi kullandıklarını gizlerler. Güç sahipleri, çatışmayı sevmez gibi yaparlar evlat, ama aslında o kavga gürültüsü içinde kendi küçük tahtlarını sağlamlaştırırlar. Onlar Neikos'u bir meşale gibi yakar, başkalarının kalbine atarlar; sonra da kenara çekilip o yangının küllerinden kendi zaferlerini inşa ederler. Bu öyle bir sistemdir ki, dürüst olanı Kassandra gibi susturur, itaat etmeyeni ise dışarı iterler.
Neikos sadece bir "tartışma" değildir; o, birinin kendi sesini duyuramadığı için, sistemin çarkları arasında ezildiği o çaresiz anın adıdır. Bir kalkanın arkasına gizlenmiş kralın, aslında kendi korkusundan Neikos'a sarıldığını bir an bile aklından çıkarma. Gerçek güç, birilerini kavganın içine sürüklemek değil, o kavgayı başlatan o eski, paslı düzeni görebilmektir.
Şimdi elindeki şu kuru üzümü usulca ye ve içindeki bilge neşeyi hatırla. Şarap, bazen sadece o karmaşanın içinde, gözlerini kapatıp dünyayı olduğu gibi görmen için gereken küçük bir huzur damlasıdır. Ama unutma güzel çocuğum; dünya sana "her zaman büyüklerin haklı olduğunu" fısıldasa da, sen kendi aklınla, o Neikos’un gölgesinde kimin susturulduğunu, kimin hırslarının kime zarar verdiğini sorgulamaya devam et.
Gerçekler, kralların altın kadehlerinde değil, senin gibi temiz kalplerin, sorgulayan bakışlarında gizlidir.