Gel bakalım güzel çocuk, şöyle diz kır da yanıma otur. Bak, şuradaki zeytin ağacının gölgesi ne güzel serinletiyor bizi. Bugün sana "Hızlı Gemici" anlamına gelen, ismi dilden dile dolaşmış Nausithoos adlı bir kahramandan bahsedeceğim. Ama dur, hangi Nausithoos’tan? Çünkü mitlerin o uçsuz bucaksız denizinde bazen isimler tıpkı dalgalar gibi birbirine karışır.
Önce en meşhurundan başlayalım. Hani o Phaiak halkı vardı ya, hani şu denizin en usta gemicileri... İşte onların ilk kralı olan Nausithoos, Poseidon’un öz evladıydı. Bir zamanlar bu Phaiaklar, Hypereia denilen o güzel topraklarda yaşarlarmış ama başları hiç dertten kurtulmazmış. Çünkü o kaba saba, gözü dönmüş Tepegözler sürekli gelip huzurlarını kaçırırmış. İşte tam o vakit, tanrı yüzlü Nausithoos çıkagelmiş. Demiş ki: "Biz bu belalılardan kaçıp gidelim!" Toplamış halkını, onları almış götürmüş; Skherie denilen o uçsuz bucaksız, bereketli adaya yerleştirmiş.
O sadece bir kral değil, aynı zamanda harika bir şehir mimarıymış. Adanın çevresine kocaman surlar örmüş, tanrılara güzelim tapınaklar dikmiş, evler kurmuş. Hatta koca toprakları adilce dağıtmış ki kimsenin gönlü kırılmasın. Şimdilerde o artık Hades’in karanlık ama huzurlu ülkesinde dinleniyor, biliyorsun bizim gökyüzü sakinleri bazen yaşlanıp giderler. Ha, unutmadan; bizim o meşhur Alkinoos var ya, işte onun babasıdır bu bilge adam.
Ama dur, hepsi bu kadar değil! İsimler bazen şaşırtır insanı. Bir de Theseus’u o meşhur Girit seferine götüren, elleri dümen tutmaktan nasırlaşmış bir dümenci Nausithoos vardı. O, fırtınalara meydan okuyan, rotasını yıldızlara göre çizen usta bir denizciydi.
Bir de... ah şu Odysseus yok mu, hani şu kurnaz kahraman? Kalypso ile geçirdiği o uzun günlerin hatırası olarak, ona atfedilen bir oğlu daha vardır Nausithoos adında.
Yani demem o ki çocuk, tarih bazen tek bir isimde birkaç farklı hayat saklar. Kimisi kral olmuş şehir kurmuş, kimisi dalgalarla boğuşmuş dümen tutmuş, kimisi de uzak diyarlarda bir efsane olarak doğmuş. Şimdi söyle bana, sen bu isimlerden hangisiyle bir gemiye binip ufka doğru yelken açmak isterdin? Hadi, biraz da sen anlat, bakalım zihnindeki denizler ne kadar derin?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o parıltılı kralların tahtları ardındaki tozlu ve karanlık sırları duymaya cesaretin var mı? Gel, yanıma otur; şu kadehimdeki bir yudum üzüm suyuyla zihnini berraklaştır da sana Nausithoos isminin ardındaki o sessiz gölgelerden bahsedeyim. Yetişkin evlatlarım, sizler de kulak kabartın; çünkü tarih, sadece kazananların değil, kaçmak zorunda kalanların da hikayesidir.
İnsanlar ona "Hızlı Gemici" dediler. Poseidon’un oğlu dediler, krallık tacını başına kondurdular. Oysa Nausithoos'un gerçek hikayesi, bir göç ve kaçış hikayesidir. O, Phaiak halkını Hypereia'dan alıp Skherie'ye, yani insanlardan uzağa, o "kusursuz" izolasyona sürüklediğinde, aslında halkını tanrıların ve zorbaların erişemeyeceği bir hapishaneye kapatmıştı. Tarih kitapları bunu "kurtarıcılık" olarak yazar evlat; oysa gerçeğin peşindeki bizler biliyoruz ki, bir lider sizi kendi sınırları içine hapsettiğinde, aslında özgürlüğünüzü sessizce elinizden alıyordur.
Nausithoos surlar ördü, evler kurdu, toprakları paylaştırdı. Her şey ne kadar da düzenli görünüyor, değil mi? Ama o surlar, sadece düşmandan korunmak için miydi? Yoksa halkı dış dünyadaki adaletsizliği görmesin ve sorgulamasın diye mi çekilmişti? Krallar, halklarını "güvende" tutma bahanesiyle onları uysal birer uyruğa dönüştürmeyi severler. O topraklar dağıtıldı ama o toprağın üzerindeki özgür irade, Nausithoos'un çizgili planlarına kurban edildi.
Bak güzel kardeşim, mitler bize hep tek bir yüzü gösterir. Bir de dümenci Nausithoos vardır; Theseus'u o meşhur Girit yolculuğuna taşıyan. Bir geminin rotasını çizen, aslında o gemideki herkesin kaderini elinde tutar. Krallar emir verir, dümenciler uygular; peki ya o dümenciler hiç sorgular mı, taşıdıkları yükün ve gittikleri yolun kime yaradığını? Ya da Odysseus ile Kalypso'dan olma o isimsiz evlat... O, krallık mirasının değil, sadece bir unutulmuşluğun temsilcisiydi.
Nausithoos'un soyundan gelen Alkinoos ve Arete gibi isimler, sarayların o soğuk ve gösterişli duvarları arasında yaşarken, halkın terinden ve emeğinden beslenen bir düzeni sürdürdüler. Şunu unutma evladım; bir kralın "tanrı yüzlü" diye övülmesi, aslında onun insanı unutturmak için giydiği en kalın maskedir. Şiddet her zaman kılıçla gelmez; bazen bir düzenin içine hapsedilerek, sorgulama yetini kaybederek de yaşanır.
Şimdi Hades’in sessiz ülkesine giden her Nausithoos, geride kendi kurduğu sahte cennetin enkazını bırakır. Sen, o surların arkasına bakmayı öğren; çünkü gerçek, kralların kurduğu şehirlerin değil, o şehirlerin ötesindeki hür ovaların kokusundadır.