Thesauros Mitoloji Nauplios

Nauplios

Nauplios

Poseidon soyundan gelen usta dümenci Nauplios; oğlunun intikamı için Akhaların eşlerini baştan çıkaran, denizlerde korku salan hilekar bir efsanedir.

Poseidon ile Amymone’nin birleşmesinden doğan, Peloponez kıyılarında kendi adını taşıyan liman kentini inşa eden ilk Nauplios, denizle kurulan o kurucu ilişkinin başlangıcıdır.

Onun soyundan gelen ve Argonaut’lar seferinde Tiphys’in kaybıyla dümene geçen torun Nauplios ise, iktidar sahiplerinin gayriresmi işlerini yürüten bir gölge figür olarak belirir. Egemenlerin, kendi hukuklarının sınırlarını aşan “temizlik” operasyonlarınıAuge’yi denize gömme veya Katreus’un kızlarını bertaraf etme gibibir taşeron gibi üstlenmesi, aslında her devrin muktedirinin vicdan yükünü başkalarına yıkarak sistemin bekasını nasıl koruduğunu gösterir. O, bu emirleri yerine getirirken kralların buyruklarına boyun eğmekle kalmaz, aynı zamanda kurbanları ölüme göndermek yerine kendi özgür rotalarına, başka topraklara yönlendirerek otoritenin mutlak sandığı yok etme iradesini boşa düşürür; bir nevi statükonun karanlık dehlizlerinde kendi küçük hiyerarşisini inşa eder. Palamedes’in Akhalar eliyle taşlanması, onun zihninde yerleşik düzene karşı bir intikam ateşi yakar. Bir devletin en büyük güvencesi olan aile yapısını ve sadakat bağlarını manipüle ederek; Klytaimestra gibi saray kadınlarının eşlerine olan bağlılığını aşındırıp saray içi düzeni içeriden çürütür. Penelopeia’nın ördüğü direnç ağı hariç tutulursa, kurduğu bu karşılıklı ihanet düzeni, Akha yiğitlerinin geri dönüş yollarını bir uçuruma dönüştürür. Aias’ın gemisini kayalıklara çarptıran o meşum fenerler, aslında sadece bir deniz kazası değil, iktidarın kendi kurduğu düzenin yine kendi eliyle parçalanışının simgesidir. Nihayetinde kendisinin de benzer bir biçimde, dalgaların ve kayaların insafına bırakılarak yaşamını yitirmesi, okyanusun hükmedilemez ve tahakküm tanımaz yapısının, devletin tüm hiyerarşik oyunlarını silip süpürdüğü bir son olur.
Silenos
Bakın bakalım, nasır tutmuş ellerimle şu küreği nasıl tutardım zamanında... Ama bugün size anlatacağım kişi benden bile daha çetin bir denizciydi. Gözlerinizdeki pırıltıyı görüyorum; gelin, o eski dalgaların ve kurnazlıkların öyküsüne dalalım.

Denizlerin hakimi, o koca gökyüzü sakini Poseidon’un soyundan gelir Nauplios. Hani şu limanlar kuran, dümeni eline aldığında dalgaları dans ettiren adam. Bir değil, iki Nauplios vardır aslında; biri dede, diğeri torun. Ama biz bugün o meşhur dümenci olandan, Argonaut’ların gemisinde yerini alan, zekası ve elleriyle kaderi bükebilen Nauplios’tan bahsedelim.

Bu Nauplios, sadece bir denizci değildi; aynı zamanda kralların karanlık işlerini bilen bir adamdı. Bir gün, babası Aleos, kızı Auge’yi gözden çıkarıp ona “Bunu al, denizin karanlık sularına bırak,” dediğinde, Nauplios’un içindeki o merhametli ama kurnaz taraf uyandı. Kızcağızı denize atmak mı? Asla! Onu gizlice gemicilere sattı. Auge, Anadolu kıyılarına vardığında tarihin o büyük yiğidi Telephos’u dünyaya getirdi. Eğer Nauplios o gün vicdanının sesini dinlemeseydi, kim bilir neler eksik kalırdı hikayelerimizden?

Girit kralı Katreus da ona benzer bir iş verdiğinde, bizimki yine yaptı yapacağını. Aerope ve Klymene’yi denizin dibine göndermek yerine, birini krallarla evlendirdi, diğerini kendine eş yaptı. Nauplios her zaman bir yolunu bulurdu, her zaman oyunun içinde başka bir oyun çevirirdi.

Ama her yiğidin bir yası, her masalın bir düğümü vardır. Nauplios’un gözbebeği, oğlu Palamedes haksızca taşlanıp öldürüldüğünde, o kurnaz denizcinin kalbi bir fırtınaya tutuldu. İntikam, insanın içine bir kez düştü mü, artık ne deniz sakinleşir ne de vicdan.

Troya Savaşı’ndan dönen Akhalar, kendilerini bir başka sürprizin beklediğini bilmiyorlardı. Nauplios, tek tek dolaştı o evleri. Klytaimestra’yı ve diğerlerini, kocalarının ihanetine karşı kendi ihanetlerine ikna etti. Sadece o sadık Penelopeia, yani Odysseus’un eşi, Nauplios’un zehirli dillerine kapısını kapatmayı bildi.

Sonunda, o koca Troya kahramanlarının gemileri evlerine dönerken, Nauplios beklediği kayalıkların tepesine çıktı. Sahile, sanki bir limanmış gibi yalan ateşler yaktı. Oileus oğlu Aias’ın gemisi, o parlak ışığa doğru dümen kırıp kayalara çarptığında, Nauplios’un intikam ateşi biraz olsun sönmüştü. Fakat kader bu, elbet bir gün o da kendi kazdığı kuyuya düşecekti. Denizin kucağında yaşayan, yine o kucağın karanlığında kayboldu gitti.

Şimdi söyleyin bana küçük dostlarım; Nauplios kötü biri miydi, yoksa sadece adaleti kendi elleriyle, biraz acımasızca sağlayan kederli bir baba mı? Deniz, bazen cevaplardan daha fazla soru bırakır insanın zihninde. Hadi, şimdi birer kadeh... pardon, birer yudum taze su içip üzerine biraz daha düşünün bakalım.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi