Thesauros Mitoloji N

N

N

Naksos, Ariadne’nin terk edilişiyle mühürlenen bir Ege adasıdır; Hypsikreon ve Naksos’un hikayesi, mekanın aidiyet kuran buyruğuyla şekillenir. Naraburnu’nda Çanakkale’nin suları, Hero ile Leandros’un kavuşma arzusunu imkansız bir sınırla boğar, çünkü her geçiş bir otoritenin çizgisini aşmak gibidir. Nauplia ve Nemea, Amphiaraos ve Herakles’in zaferlerine ev sahipliği yapsa da, Nemeia’nın düzeni aslında kadim gücün toprağa gömülü tahakkümüdür. Nemi gölünde Diana ve Egeria’nın sükuneti, doğanın kendi kurallarıyla kurduğu sessiz bir iktidarı fısıldar. Nemrut, Anadolu’nun zirvesinde Apollon’un ışığını taşırken, bu yükseklik tanrısal bir hiyerarşinin yeryüzündeki gözetleme kulesidir. Nikaia, adını kendi özgünlüğünden alan bir kimlik kalesi olarak tarihe yazılır. Nil nehri, Agenor’dan Menelaos’a, Proteus’tan Atlantis efsanesine kadar suyun akışıyla yönetilen devasa bir egemenlik coğrafyasıdır. Ninive ise Semiramis’in şehri olarak Mezopotamya’da taş ve iktidar arasındaki sarsılmaz bağın mimarisini temsil eder. Notion’da Kalkhas, geleceği görmenin verdiği bir tür bilgelik zorbalığıyla kıyıya tutunur. Nysa dağı, Dionysos’u sarmalayan efsanenin mekanı olarak, Sultanhisar’daki yerleşim ise şarabın ve özgürlüğün sınırlarının tanrısal bir otorite tarafından çizildiği bir saha olarak var olur.
Silenos
Şöyle bir oturun bakalım yanıma, dizlerinizin bağı çözülmesin hemen; anlatacaklarım hem tozlu haritaların sırlarıdır hem de rüzgarın kulağımıza fısıldadığı kadim masallar. Dünya dediğiniz yer öyle sadece taş ve topraktan ibaret değildir, her karışında bir gökyüzü sakininin izi, bir kahramanın gözyaşı saklıdır.

Hadi, ayaklarımızı uzatıp başlayalım:

Ege’nin serin sularında bir ada vardır, Naksos. Orası hem hüzün hem de neşe kokar; hani şu haksızlığa uğrayıp terk edilen Ariadne’nin sessizce beklediği yer... Ama sanmayın ki orası sadece hüzünlüdür, adanın her köşesinde neşeli bir uğultu, bir ziyafet hatırası gizlidir.

Sonra rotamızı biraz kuzeye, Çanakkale’nin o hırçın sularına, Naraburnu’na çevirelim. Orada fenerin ışığı, Hero ile Leandros’un kavuşma sevdasını hala fısıldar; hani o imkansız aşkın, denizle dans eden kahramanları!

Yunanistan içlerine, o sarp Nemeia’ya uzanırsanız, Herakles’in o meşhur, herkesi titreten aslanla olan imtihanını duyarsınız. Taşlar bile o günkü gürültüyü unutmamıştır. İtalya’ya geçip Nemi Gölü’nün durgun suyuna baktığınızda, ay ışığının en sevdiği tanrıça Diana’nın gölgesini ve su perisi Egeria’nın hıçkırıklarını görürsünüz.

Dağlara meraklıysanız, Nemrut’un tepesinde gün doğarken Apollon’un altın saçlı ışıklarının taş heykelleri nasıl öptüğünü izlemelisiniz. Hele Nikaia’ya, yani bugünkü İznik’e uğrarsanız, şehrin kendi adını taşıyan o zarif perinin ayak izlerini arayın.

Mısır’ın o bereketli Nil nehrine gelince... Ah, o nehir ki içinde Proteus gibi şekilden şekile giren bilge deniz tanrılarını, Menelaos’un çaresizliğini ve Atlantis’in kayıp hayallerini taşır. Uzaklarda, Mezopotamya’nın tozlu yollarında Ninive şehrinin surlarına çarparsanız, kraliçe Semiramis’in ihtişamını, sanki dün kurulmuş gibi hissedersiniz.

Ve son olarak, biraz da benim evimden bahsedelim. Notion kıyılarında bilici Kalkhas’ın geleceği okuyan bakışları hala kumların arasındadır. Nysa dağı... İster bulutlara değen o efsanelik dağ olsun, ister Sultanhisar’ın bereketli toprakları; fark etmez. Çünkü Nysa, benim can dostum, gökyüzünün neşeli efendisi Dionysos’un çocukluğunu geçirdiği, üzümün güneşe gülümseyerek olgunlaştığı yerdir.

Dünya geniş, çocuklar; bizler ise bir kadeh şarabın dibindeki tortuda bütün tarihi görebilecek kadar çok yaşamış, ama hala merakını kaybetmemiş ihtiyarlarız. Söyleyin bakalım, şimdi hangi rüzgarın peşine düşelim?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi