Thesauros Mitoloji Mopsos

Mopsos

Mopsos

Argonotların kahini Mopsos, geleceği okuma yeteneğiyle Kalkhas’ı dize getirmiş, Klaros ve Kilikya’da şehirler kurmuş efsanevi bir tanrı sözcüsüdür.

Mopsos ismi, tanrısal iradenin yeryüzündeki yankısını tekeline alma iddiasındaki iki figürde cisimleşir.

İlki, Argonautlar seferine kahin sıfatıyla katılarak geminin kaderini çizen mekanizmanın bir parçası olur; ancak bu düzen, Libya’nın ıssız bir köşesinde küçük bir yılanın dokunuşuyla, otoritenin en beklenmedik anlarda nasıl kırılganlaşabileceğini kanıtlayarak son bulur.

İkincisi ise, soy ağacını ilahi bir kaynağa (Apollon) dayandırarak dünyevi düzenin başına geçen Manto’nun oğludur. Klaros’ta kurduğu tapınakla iktidarını meşrulaştıran Mopsos, yerleşik kahinlik hiyerarşisine meydan okur; Kalkhas’ın temsil ettiği eski otoriteyi girdiği bir hesaplaşmayla silip süpürür. Bu üstünlük, rakibinin yok oluşunu beraberinde getiren bir tahakküm biçimidir. Nihayetinde, Kilikya’da Amphilokhos ile birlikte inşa ettiği yeni düzen, yine aynı otorite hırsıyla körüklenen bir teke tek kavgada, her ikisinin de ölümüyle çözülür; zira kendi kurdukları egemenlik alanları, eninde sonunda birbirini yok eden bir iç çelişkiyle boğulmaya mahkumdur.
Silenos
Bak evlat, otur şöyle yanıma; hani şu kurumuş asma dalının gölgesi var ya, tam orası iyidir. Bugün sana iki farklı Mopsos’tan bahsedeceğim. İsimleri aynı diye karıştırma sakın, biri gümüş saçlı bir kahinin masalı, diğeri ise kadere kafa tutan bir yiğidin.

Önce şu Argonautlar seferindeki Mopsos'tan başlayalım. Hani o meşhur Argo gemisiyle Altın Post’un peşine düşen o gözü pek tayfa var ya, işte o geminin burnunda rüzgarı koklayanlardan biri de bu Mopsos’tu. Kuşların dilini, yıldızların fısıltısını anlardı. İdmon ile omuz omuza, denizin köpükleri arasında kaderin izini sürdüler. Ama ah şu hayat... Gökyüzü sakinlerinin cilvesi işte; Libya’nın o uçsuz bucaksız sarı kumlarında küçük bir yılan, dünyanın en bilge gözlerine sahip adamı sessizliğe gömdü. Bir kahin için belki de en tuhaf son, en beklemediği yerden gelendir.

Sonra gel gelelim diğer Mopsos’a; hani o meşhur Teiresias’ın torunu olanına. Anası Manto, babası ise kimine göre güneşin ışığı Apollon, kimine göre ölümlü Rhakios. Bu Mopsos öyle bir kahindi ki, kibrinden yerinde duramayan o meşhur Kalkhas’ı bile kendine hayran bırakmış, hatta yollarını ayırmıştır. Klaros’taki o tapınakta, Apollon’un kehanetlerini öyle bir ustalıkla dile getirirdi ki, Kalkhas artık kendi sesini duyamaz olmuştu. İnsanoğlunun gururu işte; Kalkhas, Mopsos’un gölgesinde kalmaya dayanamayıp kendi sonunu hazırladı.

Ama Mopsos, zafer sarhoşluğuyla öylece durmadı. Kilikya’ya gidip Malsos şehrini kurdu. Yanında bir başka yoldaşı, Amphilokhos vardı. Şimdi diyeceksin ki, "Silenos, bu kadar bilge adam nasıl olur da kendi sonunu görmez?" Kardeşim, bazen kaderin ipi öyle bir düğümlenir ki, kahinin gözleri bile kendi yolundaki karanlığı seçemez. İki arkadaş, koca bir ömür boyu yürüdükleri yolların sonunda, bir teke tek kavgada birbirlerini vurdular.

İşte hayat böyle evlat. Kahini de olsan, kralı da olsan, bazen kendi sonunu ancak yaşanmış bir masalın içinden geriye bakınca görebiliyorsun. Şimdi söyle bakalım, o yılanın soktuğu Mopsos'un omuzlarına konan kuşlar ne fısıldamıştı dersin, yoksa o kısmı başka bir güneşin doğuşuna mı saklayalım?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi