Gel bakalım evlat, şöyle kıvrıl şu zeytin ağacının gölgesine. Bak, elimdeki şu yün yumağına bir bak; düğümlenmiş, bükülmüş, karmakarışık değil mi? İnsan hayatı da tıpkı bu yumak gibidir, bazen çözülür, bazen kördüğüm olur. İşte bu yumağın ardındaki o gizemli üç kız kardeşten, yani Moira’lardan bahsedeceğim sana.
Moira ismi "pay" demektir, yani sana bu dünyada verilen nasibin. Gökyüzü sakinleri arasında bile onların kararına karşı çıkabilecek babayiğit yoktur, düşün artık ne kadar güçlü olduklarını! Hani o kudretli Zeus var ya, o bile çocuklarının kaderine müdahale edemez. Bir keresinde sevgili oğlu Sarpedon, o savaş meydanında yara alıp düşerken, Zeus onu kurtarmak için hamle yapacak olmuş ama Hera hemen elini tutup kaderin değişmeyeceğini hatırlatmış. Çünkü Moira’ların ağzından çıkan bir söz, taşa kazınmış bir kanun gibidir.
Bu üç kız kardeşin adları Klotho, Lakhesis ve Atropos’tur. Dünyanın düzeninden sorumlu o bilge Themis’in kızlarıdır bunlar. Klotho, elindeki o meşhur kirmeni döndürerek hayat ipliğini bükmeye başlar. Sanki bir nakış işler gibi, senin ne kadar yaşayacağını, ne zaman gülüp ne zaman hüzünleneceğini o ipliğe ilmek ilmek işler. Lakhesis, bu ipliği ölçer biçer; kimine uzun bir ömür, kimine ise bir parça neşe ya da hüzün payı ayırır. İşin en ciddi tarafı ise Atropos’tadır; elinde keskin, gümüş bir makasla bekler. İpliğin bittiği yere geldiğinde o makas "çıt" eder ve o an, ömür yumağın tamamlanır.
İnsanlar bazen "Kader" deyince korkarlar, sanki kapının önünde bekleyen uğursuz bir şeymiş gibi görürler bunu. Oysa onlar, hayatın mimarlarıdır. Platon bile anlatır; ruhlar yeryüzüne gelmeden önce bu üç kardeşin huzuruna çıkar, kendi hayatlarını seçerler. Klotho o seçimi ipliğe döker, Atropos da onu değiştirilemez bir mühürle mühürler.
Yani anlıyor musun evlat? Hayat bir yün yumağıdır ve bizler sadece o yumaktan bize düşen kısmı dokuyoruz. Kimi zaman ipin rengi karanlık olur, kimi zaman gün ışığı gibi parlak. Ama unutma, makasın sesi gelene kadar o tezgahta asıl maharet, ipliği nasıl işlediğindir. Şarabımdan bir yudum alayım da boğazım yumuşasın; hikayeler bazen dudakları kurutuyor, ama insanın içindeki o merak ateşini de güzel harlıyor, değil mi? Sen sen ol, yumağını güzelce sar; düğümleri de dert etme, hepsi hikayenin bir parçası.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler: İpliğin Ucundaki Mahkumlar
Bak evlat, solgun yanaklı kadeh arkadaşım, masallarda anlatılmayan bir sır var... Çoğu kişi, gökyüzünün tepesindeki o görkemli tahtlarda oturanların her şeye gücünün yettiğini sanır. Kralların, tanrıların veya o büyük "kahramanların" kendi kararlarıyla dünyayı yönettiklerini düşünürler. Oysa gerçek, şu elimde tuttuğum eski şarabın tortusu kadar berrak ve bir o kadar da acıdır: İpler başkalarının elindedir.
Kaderi büken o üç kız kardeş; Klotho, Lakhesis ve Atropos.
İnsanlar onlara "alın yazısı" deyip korkuyla boyun eğerler. Saraylardaki o kibirli krallar, Agamemnonlar veya o parlak zırhlılar, aslında Moiralar'ın ördüğü birer kukladan ibarettir. İnsanlar doğduğu an, bu üç kız kardeş işe koyulur. Biri ipliği büker, biri ölçer, biri ise vakti gelince o ipliği keser. Düşünsene güzel ruhum; savaş alanında tozun toprağın içinde çırpınan o cesur savaşçı, aslında kendi seçimlerini yaptığını sanırken sadece bir ipliğin gerginliğine tutunmaya çalışır. İl. IV, 517’de yazıldığı gibi; "Bitti ömür yumağı tam o sırada!" denildiğinde, tüm o hırs, tüm o kanlı zafer çığlıkları bir anda sessizliğe gömülür.
Peki, neden bu iplikleri keserler? Neden bazılarına mutluluk payını verirken, diğerlerini acının en keskin ucuna bırakırlar? İşte burada, güzel evladım, kralların bile titrediği o büyük yalanı göreceksin: Tanrılar bile onlara hükmedemez. Hatta Zeus, o sözde "evrenin efendisi", kendi oğlu Sarpedon’u ölümden kurtarmak istediğinde, Hera ona ne der bilir misin? "Kader" der, "Değiştirilemez."
Görüyor musun? Sistemin tepesindeki o görkemli varlık bile, bu iplikleri büken üç kadının önünde çaresizdir. Moiralar, bir otoritenin mutlak olmadığını, aslında herkesin bir üst düzenin belki de sadece soğuk bir rastlantısallığın kölesi olduğunu yüzümüze vurur. Platon’un o meşhur Devlet kitabındaki anlatısına bakma sen; ruhları sıraya dizip onlara kader seçtirdiklerini söylerler. Ama seçimi yapan ruh mu, yoksa onlara o seçenekleri sunan sistem mi?
Lakhesis’in ellerinden geçen o iplikler, aslında birer mahkumiyet zinciridir. Bizler, kendi hayatlarımızın mimarı olduğumuza inandırılmış, elleri bağlı yolcularız. Önemli olan, bu ipliğin ne zaman kesileceği değil, o ipliğin rengini kimin seçtiğini fark etmektir. Bir dahaki sefere birilerinin sana "kaderin bu" dediğini duyduğunda, hatırla; onlar sadece hikayeyi anlatanlar, ipliği tutanlar ise her zaman gölgelerdedir.
Şimdi söyle bana yolcusu olduğum hayatın evladı, senin ipliğin bugün hangi renge boyanıyor? Yoksa sen de mi bir kukla gibi, başkasının yazdığı senaryoda rolünü oynamaya devam edeceksin?