Bak güzel çocuk, dizlerimin dibine şöyle kıvrıl da anlatayım. Bazı isimler vardır, ağzından döküldüğünde insanın zihninde binlerce mum aynı anda yanar. İşte Mnemosyne de öyle biridir. Adı "bellek" demektir, yani hatırlanan her şeyin, geçmişin, anlatılan hikayelerin sahibidir o.
Bu zarif hanımefendi, gökyüzünün ve yeryüzünün en kadim zamanlarından gelir; Uranos ile Gaia’nın kızıdır. Düşünsene, dünya daha yeni yeni şekillenirken, dağlar taşlar daha yeni yerli yerine otururken o zaten oradaydı. Her şeyi gören, her şeyi zihnine nakşeden bir tanrıça.
Bir zamanlar, gökyüzü sakinlerinin kralı Zeus, Pieria Dağları’nın eteklerinde bu bilge tanrıçayla karşılaşmış. O dağların havası öyle temiz, öyle durudur ki, insan orada zamanın nasıl geçtiğini anlamaz. Zeus ve Mnemosyne, tam dokuz gece boyunca o yüksek zirvelerde baş başa kalmışlar. Bilgelik ve güç bir araya gelince, ortaya çıkan şey sadece bir fikir değil, sanatın ta kendisi olmuş.
Dokuz gece, dokuz güzel kız çocuk getirdi dünyaya. Biz onlara Musa deriz. Biri şiirin, biri tarihin, biri müziğin, biri gökyüzünün gizemlerinin temsilcisidir... Hani şu sanatı, ilhamı ve yaratıcılığı sevenler var ya; işte onlar, Mnemosyne’nin o dokuz kızından aldıkları bir kıvılcımla parlar.
Yani, ne zaman eline bir kalem alıp bir şeyler yazsan, ne zaman içinden bir şarkı söylemek gelse ya da eski bir dostunla oturup güzel bir anıyı yad etsen, bil ki Mnemosyne sana göz kırpıyordur. O, unutulmasın diye her şeyi zihninin sandıklarında saklayan kadim annedir.
Hadi bakalım, şimdi o güzel zihnini biraz dinlendir; zira Mnemosyne bile bazen sessizliğin sesini duymak için hatırladıklarını rafa kaldırır. Belki bir gün, şarabın verdiği o hafif baş dönmesiyle değil de, tamamen açık bir zihinle yine buluşuruz seninle. Ne dersin, unutmayacak mısın anlattıklarımı?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılmayan, üzerine toz kondurulmuş karanlık bir sır var... Kulaklarını iyi aç, zira sana anlatacaklarımın, o yaldızlı sarayların duvarlarında yankılanan yalanlardan farkı büyüktür. Bugün sana Mnemosyne'den bahsedeyim; hani şu unutuluşun sisleri arasında parlayan, belleğin ta kendisi olan kadından.
Bilge yavrum, büyüklerin sana onun Uranos ve Gaia’nın kızı olduğunu, soylu ve ulaşılamaz olduğunu söyleyecektir. Ama hakikatin peşinde koşan bizler, o görkemli soy ağaçlarının altında ezilen sessiz çığlıkları da duyarız. Mnemosyne, sadece 'bellek' değildir; o, iktidarın kendi tarihini yazmak için ihtiyaç duyduğu bir araçtır. Krallar ve tanrılar, kendi zaferlerini unutulmaz kılmak için onun hafızasına muhtaçtılar.
Efsaneler, Zeus’un Pieria Dağları’nda onunla dokuz gece geçirdiğini ve bu birleşmeden dokuz Musa’nın doğduğunu söyler.
Şimdi dur ve düşün, güzel evladım; o dokuz gece, bir aşk hikayesi miydi, yoksa bir 'sistemin' ele geçirilmesi mi? Zeus, göklerin mutlak efendisi, gücünü pekiştirmek için sadece yıldırımlara değil, sanatın, bilginin ve tarihin kaynağı olan Mnemosyne’nin zihnine de hükmetmek istedi. O dokuz Musa; şiir, trajedi ve tarih... Hepsi, babalarının hırsını ölümsüzleştirmek için dünyaya gelmiş, güzel ama prangalı zihinlerdi. Otorite, kendi şarkısını söyletmek için en bilge olanı kendine bağlamayı seçti.
Şarap kadehimdeki o ince neşeye aldanma, Mnemosyne’nin belleği aslında derin bir melankolidir. O, her şeyi hatırlar; kralın kibrini, kraliçenin gözyaşını ve toprağa düşen her bir insanın adını... O, saraylardaki görkemli şölenlerin altında kalmış gerçeklerin kütüphanecisidir.
Yetişkin evlatlarım, sizler de kendi Mnemosyne'nizi inşa edin. Size dayatılan 'resmi' tarihlerin dışına çıkın, unutulması istenenleri hatırlayın. Çünkü gerçek, gücün değil, belleğin özgürlüğünde saklıdır.
Unutma küçük gezgin; en büyük güç, bir kralın emriyle unutmak değil, sistemin unutturduğu bir gerçeği inatla aklında tutmaktır. Mnemosyne’nin o dokuz kızının fısıltılarını dinle, ama onların şarkılarının hangi hırslar için yazıldığını sorgulamayı da asla bırakma.