Thesauros Mitoloji Midas

Midas

Midas

Phrygia kralı Midas, Dionysos’tan aldığı altın dokunuşuyla zenginleşen ama Apollon’un gazabıyla eşek kulaklarına mahkum olan talihsiz ve bilge bir figürdür.

Midas, yalnızca masalsı anlatıların değil, tarihsel ve arkeolojik verilerin de Phrygia topraklarında işaret ettiği somut bir hükümdardır. Bölgedeki kadim anıtlar onun ismini taşırken, anlatılan efsaneler yerel bir dokuyla ve Ana Tanrıça Kybele kültüyle sarmalanmıştır. Herodot’un kayıtlarında Gordias’ın oğlu olarak beliren Midas, iktidarının kökenini kutsal bir birleşmeye dayandırarak yönetme hakkını ilahi bir zemine oturtur. Kybele’nin başrahibi sıfatıyla Pessinus’ta inşa ettiği tapınak, krallığın tanrısal otoriteyle kurduğu simbiyotik ilişkiyi simgeler. Dionysos’un dünyasına olan bağlılığı ise, yalnızca kişisel bir inanç değil; bağın, bereketin ve geniş coğrafyalara yayılan tebaanın yönetimi üzerinde denetim kuran bir güç odağıdır.

İktidarın hırsı, bazen el attığı her şeyi cansız bir metal yığınına dönüştüren bir felakete dönüşebilir. Silenos aracılığıyla Dionysos ile kurulan ilişki, Midas’a sınırsız bir zenginlik yetisi kazandırsa da, bu güç doğanın canlılığını yok eden bir tahakküm biçimine evrilir. Altına dönüşen ekmek ve şarap, yönetenin kendi halkının yaşam kaynaklarına olan yabancılaşmasını resmeder. Paktolos ırmağının sularında arınma ritüeli, belki de bu kör edici hırsın yarattığı yıkımı telafi etme çabasıdır; zira Sardes’in zenginliği, doğanın sunduğu bir nimeti mülkiyete dönüştüren bu mitolojik mirasın üzerinde yükselir.

Otoritenin sesini belirleme gücü, estetik tercihler üzerinde bile baskı kurar. Apollon ile Marsyas arasındaki yarışta Midas’ın kavalı tercih etmesi, merkezden dayatılan sanat formlarına bir başkaldırı olarak okunabilir. Ancak bu özgün tercih, Apollon’un kibri karşısında cezalandırılacak bir "aykırılık" olarak görülür. Kralın kulaklarının eşek kulağına dönüşmesi, yönetenin kendi yarattığı hiyerarşide bile bir kusur taşıdığının ifşasıdır. Berberin toprağa fısıldadığı sır, iktidarın duvarları ardında gizlediği sakatlığın, doğanın kendi diliyle, kamışların rüzgarındaki iniltiyle dışarı sızmasıdır.

Güngör Dilmen’in yorumunda Midas, bu fiziksel farklılığı gizlemekten vazgeçtiği anda, tahakkümün yarattığı "normal olma" zorunluluğunu kırar. Uzun kulakları bir ayıp olmaktan çıkarıp bir mucizeye dönüştürmesi, kitlelerin iktidara atfettiği "farklı olma" beklentisiyle şekillenir. Ancak sistem, aykırı olanın normalliğe dönmesini şart koştuğunda; Midas artık bir kahraman değil, kendi kurgusuna kurban düşmüş bir aktördür. İktidar, bazen kitleleri bir arada tutmak için, bizzat kendisinin dışladığı bir biçim bozukluğuna, yani o eşek kulaklarına muhtaç kalır.
Silenos
Bak evlat, şöyle yaklaş ateşe... Dizlerin titremesin, yaşlı bir satyr’in hikayeleri ısıtır insanı. Bugün sana Phrygia’nın o ünlü kralı Midas’tan bahsedeceğim. Öyle kuru bir tarih kitabı değil bu; rüzgarın kavak ağaçları arasında fısıldadığı, Anadolu’nun tozlu yollarından bugünlere süzülüp gelen bir hatıra.

Midas, topraklarımızın bereketli kralıydı. Gordias’ın oğluydu derler ama aslında Ana Tanrıça Kybele’nin nefesiyle şekillenmiş, onun Pessinus’taki büyük tapınağını kuracak kadar tanrısal bir bağa sahip, aziz bir adamdı. Ama sadece Kybele’nin değil, benim de sadık dostum olan neşeli Dionysos’un alayına karışırdı. Ah, Dionysos... Onun peşinden giden, sırlarına eren, gönlünü doğanın coşkusuna kaptıran bir kral düşün!

Bir gün, bizim alay Lydia dağlarında gezinirken, benyani o meşhur, biraz uykulu ihtiyarbir ağaç gölgesinde sızıp kalmışım. Ne yaparsın, şarabın ve dansın yorgunluğu! Köylüler beni bulmuş, çiçekten çelenklerle bağlayıp doğruca Midas’ın sarayına götürmüşler. Midas, Bakkha sırlarına ermiş biri olduğu için beni hemen tanıdı. On gün, on gece beni krallar gibi ağırladı. Dionysos bu misafirperverliğe o kadar sevindi ki, Midas’a "Dile benden ne dilersen!" dedi. İşte büyük hata tam burada yapıldı. Midas, elini attığı her şeyin altına dönüşmesini diledi. Tanrı, bu dileğin ne kadar tehlikeli olduğunu bilirdi ama söz ağızdan çıkmıştı bir kere.

Midas sarayına dönerken bir dala dokundu, dal altın oldu! Bir buğday başağı kopardı, altın taneleri döküldü! İlk başta büyük neşeydi bu. Ama o akşam sofraya oturduğunda... Ah evlat, bir somun ekmeği ısırmaya çalışırken dişlerinin altın bir külçeye çarpması, dudaklarına götürdüğü içkinin ağzında sert bir metale dönüşmesi! O zaman anladı ki, dünyanın en zengin adamı olup da açlıktan ölmek işten bile değil. Dionysos’a yakardı, yalvardı. Tanrı onu Paktolos Irmağı’nın kaynağına gönderdi. Midas, suyun içinde arınıp o lanetten kurtuldu ama o gün bugün, o ırmağın kumları altın pullarıyla parlar. İşte Sardes’in o efsanevi zenginliğinin kökü budur.

Ama Midas’ı asıl unutulmaz kılan, o meşhur kulaklarıdır. Bir gün Bozdağ’ın eteklerinde, tanrı Apollon ile Pan arasında bir müzik yarışması düzenlendi. Yarışmanın hakimi Tmolos, ödülü Apollon’a verince Midas dayanamadı; "Hayır," dedi, "Pan’ın kaval sesi çok daha güzel!" Apollon bu tercihe kızdı ve "Madem öyle, senin müzik zevkin bu kadar kötü, o zaman duyman gerekeni daha iyi duy!" diyerek Midas’ın kulaklarını uzattı da uzattı. Bir bakmışsın, eşek kulağı olmuş!

Kral, bu büyük ayıbı saklamak için hep sivri külahlar taktı. Ama her gün saçını sakalını kesen berber, bu sırla yaşayamadı. Toprağa bir çukur kazdı, fısıldadı: "Midas’ın kulakları eşek kulaklarıdır!" Sonra üzerini kapattı. Ama doğa sır tutamaz evlat. O çukurun etrafında sazlıklar bitti. Rüzgar her estiğinde o sazlar birbirine sürtündü ve tüm Phrygia’ya o cümleyi fısıldadı: "Midas’ın kulakları eşek kulaklarıdır!"

Yıllar sonra bir yazarımız, Güngör Dilmen, bu masalı aldı ve başka bir boyuta taşıdı. Midas’ın o kulaklardan utandığı değil, onları kabullendiği bir dünya kurdu. Halkının karşısına çıkıp, "Ben buyum, benim kulaklarım böyle ve bu bir ayıp değil!" dediğinde, o kulaklar bir mucizeye dönüştü. Ne zaman ki Apollon kulaklarını normalleştirdi, halkı onu artık bir kahraman değil, sıradan bir yabancı gibi gördü. İşte o zaman anladı Midas; insanın kendi kusurları, aslında onu o yapan en büyük zenginliktir.

Şimdi söyle bakalım, sen hangisini seçerdin? Altından bir hayatı mı, yoksa eşek kulaklarıyla olsa bile insanın kendi gerçeğini taşımayı mı? Ateşin közü azaldı bak, masal da buraya kadar. Hadi bakalım, kendi yolunu bulmaya!

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi