Bak evlat, şöyle ateşin başına biraz daha yaklaş; yaşlı gözlerim artık karanlıkta pek iyi seçemiyor ama senin yüzündeki o meraklı parıltıyı görebiliyorum. Şimdi sana, gökyüzünün en parlak köşelerinden birinde, o meşhur Pleiadlar arasında yaşayan bir hanımefendiden, Merope’den bahsedeceğim.
Pleiadlar derken, hani şu gece vakti başını kaldırıp baktığında gökyüzünde bir aile gibi birbirine sokulmuş duran yedi kız kardeşi kastediyorum. Merope, işte o yedi güzelden biriydi. Ama o, diğer kız kardeşlerinin aksine, ölümlülerin arasına karışmayı, yeryüzünün tozuna toprağına dokunmayı seçti.
Merope’nin hikayesi, Korinthos’un kurnaz mı kurnaz kralı Sisyphos ile kesişti. Sisyphos’u bilirsin; hani şu aklıyla tanrılara bile kök söktüren, zekasıyla herkesi şaşkına çeviren adam. İşte bu hanımefendi, o adamla hayatını birleştirdi. Düşünsene, gökyüzünün o ışıltılı saraylarından inip, krallık tahtına oturmak! Kolay iş değil, değil mi?
Ama bu evliliğin en güzel yanı, dünyaya bir evlat getirmeleriydi: Glaukos. Hani şu denizlerin derinliklerinde, dalgaların arasında kendine bir hayat kuran o meşhur Glaukos... İşte o yiğidin annesi Merope’ydi.
Bilirsin, biz gökyüzü sakinleri bazen hayatın akışına fazla dahil olmayız, her şeyi yukarıdan seyrederiz. Ama Merope, bir ölümlünün hayatını, bir yuvanın sıcaklığını ve bir annenin şefkatini tercih etti. Belki de bu yüzden, gökyüzündeki o yedi kız kardeşin içinde bazen biraz daha solgun görünür. Derler ki, bir ölümlüyle evlendiği için utancından ışığını kısıp saklanmış... Ama ben inanmıyorum evlat; bence o, sadece evladının maceralarını ve kocasının bitmek bilmeyen zekice oyunlarını daha yakından görebilmek için yeryüzünün gölgelerine biraz daha fazla bakıyor.
İnsan olmak, bazen tanrısal bir ihtişamdan çok daha fazlasını, çok daha derin bir hikayeyi beraberinde getirir. Merope de, o ışıltılı yıldızlar kümesinde, kendi seçimiyle biraz "insan" kalmayı başaran o özel yıldızdı.
Hadi, testide biraz nektar kalmış, senin boğazın kurumuştur. İç bakalım da, bir sonraki hikayede bu kadar çok konuşmayayım. Zira bilge olmak çok yorucu, ama senin gibi dinleyenler varken insan hikaye anlatmadan edemiyor.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, gökyüzündeki yıldızlara baktığında sadece parlayan ışıklar mı görüyorsun? Oysa o ışıkların ardında, kralların ve sistemin gölgesinde kalmış, anlatılmayan bir sır var... Gel, bugün sana Merope'yi anlatayım. Onu gökyüzündeki diğer kız kardeşlerinin yanında sönük görürler, çünkü o, kendi yolunu çizmeye cüret etmiştir.
Merope, Pleiadlardan biri; ama bir mücevher kutusuna hapsedilmiş bir yıldız gibi, Sisyphos'un kibriyle örülü sarayına gelin gitti. Şimdi evlat, Sisyphos'u duymuşsundur; hani şu tanrıları bile kandırmaya çalışan, her şeyi bir oyun ve güç aracı olarak gören o kurnaz kral. Merope, bir kralın karısı, Glaukos’un annesi olarak anılır; tarih kitapları onun sadece "kiminle evlendiğini" yazar. Oysa sistem, kadınların adını sadece bir hanedan soy ağacına ait bir dal gibi kullanır.
Merope, sadece bir kralın gölgesi miydi sanıyorsun? Hayır sevgili evladım. O, gökyüzünün en parlak ışığını kaybetmeyi göze alan kişiydi. Sisyphos gibilerin bitmek bilmez hırsları, çevrelerindeki herkesi birer satranç taşına dönüştürürken, Merope kendi benliğini o taştan kalelerin duvarları arasında korumaya çalışıyordu. Kocası tanrılarla kumar oynarken, o bir annenin derin sessizliğiyle aslında hiçbir "yüce" gücün, huzurlu bir vicdandan daha kıymetli olmadığını sezmişti.
Sana şu şarap kadehimi uzatsam, içindeki neşenin aslında hayatın tüm o ağır yüklerini bir anlığına unutmaktan geldiğini anlardın. Merope de unutmak istedi belki. Bir kraliçe olmanın, bir krallığa mahkum olmak olduğunu... O, sistemin dayattığı o görkemli ama ruhsuz tahtta, kendi gökyüzünü özleyen bir sürgündü.
Güç, evlat, her zaman en yüksekte duran değildir. Bazen gerçek güç, o hırslı kralların hikayesinden silinip gitmeyi, kendi gerçekliğini yıldızlar arasında sessizce parlatmayı seçmektir. Merope'nin utangaç ışığı, aslında bir sistemin kölesi olmayı reddedişinin bir nişanıdır.
Unutma küçük gezgin; tarih, kazananların yazdığı bir kurgu olabilir ama gökyüzü, susturulmuşların en büyük tanığıdır. Bir dahaki sefere gece gökyüzüne baktığında, Merope'ye selam ver. O, sarayların soğuk taşlarından kurtulup özgürlüğüne, yani kendi yıldızına geri dönen annedir.