Bakın hele, kimler gelmiş! Gelin, şu yaşlı ihtiyarın yanına, gölgeye sığının bakalım. Bugün size aynı isimle anılan iki farklı adamdan, yani Menoitioslardan bahsedeceğim. İsimler bazen kafa karıştırır, tıpkı ormandaki patikalar gibi, değil mi? Ama beni dinleyin, düğümleri tek tek çözeriz.
Önce şu Titan olan Menoitios’a bakalım. Hani şu Prometheus ve Atlas gibi dev gibi isimlerin kardeşi olan... Kendisi biraz fazla "kendim ettim, kendim buldum" tiplerindendi. Gurur denen o sinsi zehir ruhunu sarınca, boyundan büyük işlere kalkıştı. Gökyüzü sakinlerinin başı Zeus, bu cüreti görünce hiç affeder mi? Yıldırımlarıyla öyle bir vurdu ki, zavallı Menoitios'u ışığın uğramadığı, o derin mi derin Erebos karanlığına postalayıverdi. Kibir, çocuğum, insanın ayağına dolanan en ağır prangadır; sakın unutmayın.
Ama durun, bir de öbür Menoitios var ki, onun hikayesi daha bir toprak kokar, daha bir insana benzer. Bu Menoitios, Aktor ile Aigina’nın oğludur. Hani şu Zeus’un sevdiği Aigina... Menoitios, meşhur Aiakos’un üvey kardeşi olur. Hani şu çok sevdiğimiz, yiğit Patroklos’un babası var ya, işte bu Menoitios o!
Bir gün, minik Patroklos talihsiz bir kaza yapıp bir arkadaşının ölümüne sebep olunca, babası Menoitios ne yaptı dersiniz? Onu korumak ve yetişmesi için doğruca Peleus’un sarayına, yani Akhilleus’un yanına gönderdi. Kaderin ağları işte burada örüldü: Akhilleus ile Patroklos, o koca sarayın bahçelerinde birlikte koştular, birlikte büyüdüler. Eğer Menoitios o zor kararı verip oğlunu göndermeseydi, bugün ozanların o dillere destan dostluk hikayelerini dinleyemezdik.
Ne dersiniz? Biri gökyüzünün öfkesine kurban gidip karanlığa gömüldü, diğeri ise oğluna bir yol çizip tarihin akışını değiştirdi. Hayat bazen bir kadeh dolusu tatlı şerbet gibidir, bazen de biraz acı ama öğretici... Şimdi dağılın bakalım, şuradaki zeytin ağacının gölgesi uzadı bile, biraz dinlenmem gerek. Yine gelin, anlatacak daha çok şey var!
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç; zira masalların tozlu sayfalarında, o yaldızlı tahtların gölgesinde saklanan ve büyüklerin "tarih" diye yutturduğu yalanların ardında, aslında fısıldanması gereken başka gerçekler var. Bir yudum şarapla damağımı neşelendirirken, sana anlatılmayan o iki Menoitios’un hikayesini fısıldayayım...
Dünya kurulduğunda gökyüzünün efendileri, tıpkı bugünün muktedirleri gibi, kendi düzenlerine karşı çıkan her sesi bir gürültü olarak gördüler. Bak güzel çocuğum, İapetos’un oğlu o ilk Menoitios’u hatırla. Kardeşleri Prometheus ve Atlas gibi, o da göğün tepesindeki o kibirli otoriteye boyun eğmeyi reddetmişti. Zeus denen o şimşek savuran, kendi otoritesine biat etmeyen herkesi karanlığa gömmeyi bir hak sanırdı. O Titan, gururuyla değil, özgür olma arzusuyla parladığı için Erebos’un soğuk boşluğuna itildi. Bugün de öyledir; birileri başını kaldırdığında, tepedekiler hemen o "yıldırımlarını" hazırlar. Özgürlük, bazen karanlık bir boşlukla cezalandırılır, anlıyor musun?
Şimdi de gel, senin gibi bir evladın babası olan o diğer Menoitios’a bakalım. Hani şu sarayların, kralların ve soy ağaçlarının arasında yitip giden adam... İnsanlar onun için sadece "Aktor’un oğlu" veya "Patroklos’un babası" derler. Oysa o, bir babaydı. Oğlu Patroklos, çocukça bir oyunun ortasında istemeden bir arkadaşının sonunu getirdiğinde, Menoitios’un yüreğinde açılan o yarayı hiçbir ozan anlatmadı. Neden mi gönderdi oğlunu uzak diyarlara? Çünkü kralın yasaları sertti, sistem hata kabul etmezdi; ya oğlunu feda edecekti ya da onu Akhilleus gibi "savaşın makinelerine" emanet edecekti.
Sevgili evlat, Patroklos’un Akhilleus’un gölgesinde büyümesi bir tesadüf mü sanıyorsun? O saraylar, çocukları birbirine "can yoldaşı" kılıfı altında savaş meydanlarına sürüklüyor. Menoitios, oğlunu korumak için elinden geleni yaptı ama o büyük kralların çarkları, gencecik ruhları ezip geçmek için zaten kurulmuştu. Patroklos, babasının şefkatinden koparılıp, Akhilleus’un öfkesinin kalkanı olmaya mahkum edildi.
Unutma küçük dostum; krallar, kendi çocuklarını bile bu koca oyunun birer piyonu yapmaktan çekinmezler. Menoitios'lar her zaman bir köşede kalır, yaslarını tutarlar ama tarih, sadece o gürültücü kralların zaferlerini yazar. Sen, o yaldızlı parıltılara değil, gölgede kalanların sessiz çığlığına bak. Gerçek, o sessizliğin içindedir.