Thesauros Mitoloji Melantho

Melantho

Melantho

Penelopeia’nın hizmetinde büyüyen Melantho, vefasızlığı seçip taliplerin safına geçti. Odysseus’a küstahlık edince bedelini hayatıyla ödedi, asıldı.

İthake sarayının ağır hiyerarşik düzeninde, Penelopeia’nın gölgesinde büyütülen ve ona sunulan her imkanla bir nevi evcilleştirilmeye çalışılan Melantho, efendisinin lütfunu sadakatle değil, kendi özerkliğini arayan bir tavırla karşılar. Sarayın o görünmez hiyerarşisinde, mülkiyetin ve otoritenin dokunulmaz olduğu bir çatı altında, taliplerden Eurymakhos ile kurduğu bağ, aslında bu katı tahakküm ağından sıyrılma girişimi olarak belirebilir. Kılık değiştirmiş bir yabancının, yani Odysseus’un varlığını otoritenin geri dönüşü olarak gören ve ona karşı sergilediği hırçın direnç, mevcut iktidar yapısına sunulmuş bir itirazdır. Ancak her başkaldırının bedelini efendilerinin elindeki ipin ucunda ödeyen Melantho ve diğer hizmetçiler, hiyerarşinin kendi varlığını korumak adına sunduğu o nihai şiddetle; yani asılarak, evcilleştirilemeyen iradelerinin susturulmasıyla son bulurlar.
Silenos
Şimdi güzelce kurulun bakalım, ateşin çıtırtısına kulak verin. Bugün size saray duvarları arasında yankılanan, biraz hüzünlü ama çokça ders dolu bir hikaye anlatacağım. Konumuz Melantho. Hani şu Penelopeia’nın el bebek gül bebek büyüttüğü, gözünden sakındığı o güzel yanaklı kız...

Sarayın koridorlarında koşuştururken, Penelopeia onu kendi kızı gibi sevmiş, her güzel şeyi onunla paylaşmıştı. Ama gelin görün ki, insanın içindeki o kurnazlık ve doyumsuzluk bazen en parlak ışıkları bile gölgeliyor. Melantho, sarayın gümüş tepsilerinde büyüyüp serpilmişti ama kalbi, ev sahiplerine sadık kalmak yerine dışarıdaki o gürültücü, arsız taliplerin parıltısına kapılıverdi. Özellikle de Eurymakhos... O adamın tatlı dillerine, süslü vaatlerine kanıp, koruması gereken o sadakat yeminini bir kenara itiverdi.

Bir gün, kapıda perişan kılıklı bir dilenci belirdi. Üstü başı toz içinde, gözlerinde yılların yorgunluğu... Kim bilir, belki de bir gökyüzü sakini kılık değiştirip gelmişti saraya. Herkes bu yabancıyı hor görürken, Melantho’nun dili hiç de güzel yanağına yakışmayacak kadar zehirliydi. O dilenciye öyle hakaretler etti, öyle kaba sözler sarf etti ki, duyanların kulağı kızarırdı. Bilmezdi ki o yaşlı dilenci, aslında yıllardır yollarını gözlediği o görkemli kral, Odysseus’un ta kendisiydi.

İşte hayat böyledir çocuklar; bazen bir anlık kibir, bir anlık yanlış seçim, koskoca bir hayatın sonunu hazırlar. Odysseus, gerçek yüzünü gösterdiğinde sarayda dengeler değişti. Talipler bir bir devrilirken, ihanetin kokusunu alanlar da paylarına düşeni aldı. Melantho ve onun gibiler, o eski sadakatsizliklerinin bedelini ağır ödediler.

Şimdi o koridorlarda sadece rüzgarın sesi var. Penelopeia’nın şefkatli elleriyle büyüttüğü o kız, tarihin tozlu sayfalarında bir "yanlış seçim" örneği olarak kaldı. Ne diyelim; insan, güneşin altında parlayan her ışıltının altın olmadığını, bazen en güzel yanakların ardında bile bazen koca bir boşluğun gizlenebileceğini öğreniyor yaşlandıkça.

Hadi, ateşin son közleri sönmeden gidip biraz dinlenin. Yarın yeni bir gün, unutmayın; sadakat, saraylardaki en pahalı mücevherden bile daha değerlidir.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi