Şimdi güzelce kurulun bakalım, ateşin çıtırtısına kulak verin. Bugün size saray duvarları arasında yankılanan, biraz hüzünlü ama çokça ders dolu bir hikaye anlatacağım. Konumuz Melantho. Hani şu Penelopeia’nın el bebek gül bebek büyüttüğü, gözünden sakındığı o güzel yanaklı kız...
Sarayın koridorlarında koşuştururken, Penelopeia onu kendi kızı gibi sevmiş, her güzel şeyi onunla paylaşmıştı. Ama gelin görün ki, insanın içindeki o kurnazlık ve doyumsuzluk bazen en parlak ışıkları bile gölgeliyor. Melantho, sarayın gümüş tepsilerinde büyüyüp serpilmişti ama kalbi, ev sahiplerine sadık kalmak yerine dışarıdaki o gürültücü, arsız taliplerin parıltısına kapılıverdi. Özellikle de Eurymakhos... O adamın tatlı dillerine, süslü vaatlerine kanıp, koruması gereken o sadakat yeminini bir kenara itiverdi.
Bir gün, kapıda perişan kılıklı bir dilenci belirdi. Üstü başı toz içinde, gözlerinde yılların yorgunluğu... Kim bilir, belki de bir gökyüzü sakini kılık değiştirip gelmişti saraya. Herkes bu yabancıyı hor görürken, Melantho’nun dili hiç de güzel yanağına yakışmayacak kadar zehirliydi. O dilenciye öyle hakaretler etti, öyle kaba sözler sarf etti ki, duyanların kulağı kızarırdı. Bilmezdi ki o yaşlı dilenci, aslında yıllardır yollarını gözlediği o görkemli kral, Odysseus’un ta kendisiydi.
İşte hayat böyledir çocuklar; bazen bir anlık kibir, bir anlık yanlış seçim, koskoca bir hayatın sonunu hazırlar. Odysseus, gerçek yüzünü gösterdiğinde sarayda dengeler değişti. Talipler bir bir devrilirken, ihanetin kokusunu alanlar da paylarına düşeni aldı. Melantho ve onun gibiler, o eski sadakatsizliklerinin bedelini ağır ödediler.
Şimdi o koridorlarda sadece rüzgarın sesi var. Penelopeia’nın şefkatli elleriyle büyüttüğü o kız, tarihin tozlu sayfalarında bir "yanlış seçim" örneği olarak kaldı. Ne diyelim; insan, güneşin altında parlayan her ışıltının altın olmadığını, bazen en güzel yanakların ardında bile bazen koca bir boşluğun gizlenebileceğini öğreniyor yaşlandıkça.
Hadi, ateşin son közleri sönmeden gidip biraz dinlenin. Yarın yeni bir gün, unutmayın; sadakat, saraylardaki en pahalı mücevherden bile daha değerlidir.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, solgun ayın altında şarabın o hafif, neşeli tortusunu yudumlarken anlatacaklarımı iyi dinle; zira saray duvarlarının taşları dile gelse, tarih kitaplarının sayfaları utançtan sararırdı. Sana anlatılan o destanlarda, kralların görkemli gölgesinde ezilenlerin çığlıkları hep susturulmuştur. Şimdi, Melantho’nun hikayesindeki o derin, o saklı sızıya kulak ver.
Güzel yanaklı Melantho, Odysseus’un o soğuk ve ağır sarayında, Penelopeia’nın hizmetindeki elli genç kadından biriydi. Sarayın o yüksek tavanlı odalarında, efendilerinin isteklerine göre şekillenen bir hayattı onunki. İnsanlar ona “hain” dediler; çünkü bir kralın otoritesine biat etmek yerine, kendi iradesini, kendi arzularını seçti. Evet, Eurymakhos’un kollarında kendine bir kaçış yolu aradı. Peki, bir sarayın parmaklıkları arasında büyütülmüş, bir eşya gibi elden ele dolaşmış genç bir kadının, aslında kime sadık kalması gerekirdi? Kendi hayallerine mi, yoksa yokluğunda sarayı bir hapishaneye çeviren o uzaktaki krala mı?
Kılık değiştirmiş, o eski kurnaz Odysseus saraya döndüğünde, Melantho onu gördü. Bir dilencinin kılığındaki kral, bir yabancı gibi ona baktığında, kızın dudaklarından dökülen o sert sözler bir isyandı aslında. O, sistemin çarklarında öğütülen bir insandı; bir kralın dönüşüne değil, kendi varlığının özgürleşmesine açtı. Ama biliyorsun güzel yavrum, güç sahipleri kendi düzenlerini korumak için, o düzeni sorgulayanı her zaman en ağır şekilde cezalandırırlar.
Taliplerin kanlı sonundan sonra, sıra o "namussuz" denilen kadınlara geldi. Melantho ve arkadaşları, hiçbirinin ellerinde kılıç olmamasına rağmen, o soğuk avluda asıldılar. Birer suçlu gibi değil, birer kurban gibi. Odysseia’nın sayfaları bu acıyı bir zafer şarkısı gibi yazar ama gerçek, o ipin ucundaki hüzündür. O ipler sadece onların boyunlarını değil, kralların hüküm sürdüğü o çarpık düzenin vicdanını da sıktı.
Şimdi anlıyor musun küçük yolcu? Tarih, galiplerin kazandığı bir oyun değil; bazen bir kralın gururu uğruna, bir hizmetçinin hayatının hiçe sayıldığı bir sahnedir. Melantho hain miydi, yoksa sadece kendi hayatının efendisi olmaya çalışan bir garip mi? Bunu sen düşün. Ben burada, biraz neşe ve biraz kederle, gerçeklerin gölgesinde seni bekliyor olacağım.