Thesauros Mitoloji Melanthios (yahut Melantheus)

Melanthios (yahut Melantheus)

Melanthios (yahut Melantheus)

Odysseus’a ihanet eden, sadakatsiz keçi çobanı. Taliplere silah taşıyıp efendisine karşı gelince, korkunç bir ceza ile sonunu hazırlayan nankör köle.

İthaka’nın sarp yamaçlarında sürü gütmekle yükümlü olan Melanthios, sadakat sınırlarını efendisine değil kendi özgür iradesine çizmiş bir figürdür; kardeşi Melantho ile paylaştığı ortak kader, efendinin mutlak otoritesine duyulan sessiz başkaldırının bir yansımasıdır. Sarayın hiyerarşik düzeninde bir “hizmetli” konumuna hapsedilse de, dilenci kılığındaki yabancıya karşı gösterdiği hoyratlık, aslında kurulu iktidarın temsilcisine yöneltilmiş içgüdüsel bir reddediştir. Taliplerin safında yer alarak egemenin dönüşüne karşı kurduğu direniş hattı, silah deposuna yöneldiği o kritik anla zirveye ulaşır. Ancak bu cüret, Odysseus ve Eumaios’un kurduğu iktidar aygıtı tarafından derhal cendereye alınır. Hükümranlığın yeniden tesisi, Melanthios’un bedeni üzerinden korkunç bir şiddetle okunur; kulakları ve burnu kesilerek dış dünyadan yalıtılan, erkekliği koparılıp arzuları yok edilen ve nihayetinde uzuvları kesilerek yaşamı elinden alınan bu beden, itaatsizliğin bedelini en ağır şekilde öder. Onun parçalanmış kalıntıları, mutlak otoritenin kendisine başkaldıranı nasıl bir yıkımla terbiye ettiğinin ve iktidarın bekasını korumak adına uyguladığı tasfiyenin kanlı bir mührü olarak avluda bırakılır.
Silenos
İthaka’nın sarp kayalıkları arasında, rüzgarın ıslık çaldığı o eski günlerde, Melanthios adında bir keçi çobanı yaşardı. Gençti, çevikti ama kalbi ne yazık ki bir keçinin inatçı toynaklarından bile daha katıydı. O, kralı Odysseus’un sarayındaki keçilere bakmakla görevliydi; oysa sarayın asıl sahibi, o meşhur ve kurnaz kral, uzun yıllar boyunca evinden, yuvasından, eşinden uzaklarda diyar diyar gezmekteydi.

Odysseus, onca yıl süren maceraların ardından, nihayet evine geri döndü. Ama öyle ihtişamlı zırhlar içinde değil; tıpkı bir dilenci kılığında, yırtık pırtık elbiseler içinde geldi kendi sarayına. Kimse onu tanıyamadı, kendi köpeği Argos hariç! Ama Melanthios? O, gökyüzü sakinlerinin bile nefret edeceği türden bir nankörlüğe sahipti. Efendisi yokken saraya doluşan, onun ekmeğini yiyip, şarabını içip, hanesine göz diken o arsız taliplerin tarafını tuttu. Zavallı, dilenci kılığındaki kralına rastladığında, ona bir yabancıya, bir misafire davranılması gereken nezaketle yaklaşmak yerine, o koca elleriyle onu itip kakmaktan, ona hakaretler savurmaktan çekinmedi.

Kibir, insanın gözünü öyle bir perdeler ki dostunu düşman, düşmanını ise kurtarıcı sanır. Melanthios, saraydaki o gürültülü ve saygısız adamların tarafını tuttu. Odysseus, sadık çobanı Eumaios ile birlikte saraydaki o büyük hesaplaşmaya giriştiğinde, Melanthios gizlice hazine odasına sızıp taliplere silah taşıma küstahlığını gösterdi. İşte o an, oyunun sonunun geldiği andı. Odysseus’un ve sadık dostlarının kurduğu akıllıca bir düzenle, o kurnaz çoban kıskıvrak yakalandı.

Ancak Melanthios’un hikayesi, masallardaki gibi "gökten üç elma düştü" diye bitmedi. Sadakatsizliğin, nankörlüğün ve efendisine ihanet etmenin bedeli, o devirlerde oldukça ağırdı. Yakalandığında, sarayın o geniş avlusunda, sadece elleri ve ayakları değil; onurunu temsil eden her şey bir bir elinden alındı. İhanetle kirlenmiş o beden, acımasızca cezalandırıldı.

İşte böyle evlat, sadakat bir ağacın kökü gibidir; eğer onu baltayla kesersen, altında duran herkesle birlikte sen de devrilirsin. Melanthios, İthaka’nın gökyüzüne bakıp da utanmayan o kaba saba adamlardan biri olarak tarihe geçti. Şimdi, hadi bakalım, bu kadarı yetti size. Kadehimdeki son damlayı bitirirken, şunu unutmayın: İnsanın en büyük serveti altınları değil, başını yastığa koyduğunda kalbinin ne kadar huzurlu olduğudur. Sizin kalbiniz huzurlu, yolunuz aydınlık olsun.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi