Gel şöyle otur bakalım, dizlerimin dibine. Şarap testisi değil, yanındaki zeytin tabağına uzan, bak tazeciktir bunlar. Bugün sana pek fazla kimsenin adını anmadığı, tozlu parşömenlerin en kuytu köşesinde kalmış birinden bahsedeceğim: Medeios.
Hani şu ünlü İason var ya, Argo gemisiyle altın postun peşine düşen hırslı kaptan... İşte onun ve büyücü kraliçe Medeia’nın oğludur bu çocuk. Şimdi diyeceksin ki, "Silenos dede, bu Medeia hem akıllı hem de biraz tehlikeli bir kadın değil miydi?" Evet, öyleydi evlat. Kaderin ağları, Medeios’u da anne ve babasının o karmakarışık, fırtınalı hayatının tam ortasına bırakıverdi.
Ama bak, hayat bazen insanın önüne beklemediği kapılar açar. Medeios, anne ve babasının o büyük ve gürültülü dünyasından uzaklaştı. Dağların derinliklerine, ormanın uğultusuna, bilge Kheiron’un yanına gitti. Hani şu yarı at, yarı insan olan at adam var ya; hani gökyüzü sakinlerinin bile saygı duyduğu o bilge öğretmen... İşte Medeios, o koca gövdeli, nazik devin dizinin dibinde büyüdü.
Düşünsene, at kişnemeleriyle rüzgarın birbirine karıştığı o yüksek tepelerde, sadece kitaplardan öğrenilmeyen kadim bilgileri kuşandı. Kheiron ona yıldızların dilini, otların şifasını ve belki de bir insanın tek başına nasıl güçlü kalabileceğini öğretti.
Daha fazlasını mı merak ediyorsun? "Peki sonra ne oldu, hangi savaşları kazandı, hangi krallıkları kurdu?" diye mi soracaksın? İşte burası işin en güzel tarafı. Tarih, Medeios hakkında pek bir şey yazmamış. O, büyük şairlerin destanlarında bağıra çağıra anlatılan bir kahraman değil. O, kendi sessizliğinde büyüyen, Kheiron'un bilgeliğiyle harmanlanan, belki de kendi yolunu başkalarının hikayelerinden bağımsız çizen bir çocuk.
Kimi zaman en güzel hayat, üzerine sayfalarca yazı yazılmayan, sadece ormanda bir at adamın eşliğinde sessizce ve huzurla yaşanandır. Belki de Medeios’un tek büyük başarısı, anne ve babasının o bitmek bilmeyen kavgalarından uzak, kendi kimliğini o orman derinliklerinde sessizce örmesiydi.
Hadi bakalım, şimdi o zeytinden bir tane daha al. Hayat her zaman gürültülü bir destan olmak zorunda değil; bazen de Kheiron’un yanındaki o küçük, huzurlu bir hatıradan ibarettir.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik dostum, şarabın tortusunda parlayan o eski yıldızlar gibi, tarihin tozlu sayfalarında unutulmaya mahkum edilmiş gölgeler vardır. Masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana Medeios'u anlatacağım. Hani o hırslı kralların, kahraman dedikleri adamların gölgesinde kalmış, adı bir iki satırdan öteye geçememiş çocuk.
Medeios... İason gibi "altın post" peşinde koşan, dünyaya sadece ganimet gözüyle bakan bir adamın ve her şeyi yakıp yıkarak kendi adaletini arayan Medousa’nın torunu, Medeia’nın oğluydu. Sarayların soğuk taşlarında değil, Kheiron'un o bilge ve sabırlı ellerinde büyüdü. Neden mi? Çünkü babası İason, bir kahramanlık masalı yazmakla o kadar meşguldü ki, çocuğunun yüzüne bakmaya bile vakti yoktu. Güç sahipleri böyledir evlat; dünyayı kurtardıklarını sanırken, kendi evlerinin içindeki huzuru bir kibrit çöpü gibi harcayıverirler.
Karanlığın fısıldadığı o gerçek şudur: Medeios, büyük kralların kanlı satranç tahtasında bir piyon olmamak için ormanların derinliğine, at-adamın bilgeliğine sığındı. İnsanlar onun "başka efsanesi yok" derler. İnanma onlara! Birinin efsanesinin olmaması, aslında sistemin dişlilerine sıkışmamış olması demektir. Kralların, orduların ve büyük savaşların dışında, ağaçların fısıltısını ve yıldızların yerini öğrenerek büyüdü. Belki de en büyük zaferi, babasının o şatafatlı ve sahte ihtişamından uzak kalmasıydı.
Bak güzel evladım, dünya bazen birinin adını tarihe altın harflerle yazarken, aslında o kişinin ruhunu öldürür. Medeios, o sessiz ormanlarda kendi hakikatini buldu. Otoritenin, tacın ve hırsın uzağında... Çünkü gerçek güç, başkalarına hükmetmekte değil, kendi içine hükmedebilmektedir. İnsanlar Medeios’u unutmuş olabilir, ama rüzgar hala onun adını Kheiron’un mağarasında fısıldar.
Unutma, bazen hikayenin dışına itilmek, aslında o hikayenin kurbanı olmaktan daha büyük bir özgürlüktür.