Thesauros Mitoloji Mars

Mars

Mars

Roma’nın savaşçı atası ve koruyucusu Mars; hem baharın bereketini müjdeleyen bir doğa tanrısı, hem de yıkıcı savaşların kudretli, vahşi tanrısıdır.

Roma panteonunda Ares ile özdeşleştirilen Mars, mitolojik anlatı mirasını Yunan kökenlerinden devralan bir figürdür; nitekim Lucretius’un *De Rerum Natura* eserinin açılışında betimlenen o kadim Venüs-Mars tutkusu, aslında Homeros’un anlatılarından tevarüs edilmiştir. Roma düzeninin bekası için elzem görülen savaş tanrısı olarak hürmet görse de, yerli İtalya kökenleri onun sadece yıkıcı bir erkten ibaret olmadığını, aksine tahakkümün meşruiyetini doğaya yayan çok yönlü bir simge olduğunu fısıldar. İsmini verdiği ve şerefine bahar şenliklerinin düzenlendiği mart ayı, onun sadece toprak bereketine hükmeden bir figür değil, aynı zamanda hayatın döngüsü ile devletin şiddet aygıtını aynı potada eriten bir otorite odağı olduğunu gösterir. Martın gelişiyle başlayan savaş mevsimi, doğanın yeniden dirilişini disipline edilmiş bir itaat ve zorunlu bir karşı koyma iradesiyle birleştirirken, tanrının himayesindeki gençlik de bu hiyerarşik düzenin taşıyıcıları olarak konumlandırılır. Kurdun ona adanmış kutsal bir simge olması ve Roma’nın mitik kurucuları olan Romulus ile Remus’u emziren dişi kurdun onun emriyle görevlendirilmiş olması, iktidarın kendi kökenini vahşi bir biyolojik zorunlulukla meşrulaştırma çabasının tarihsel bir izdüşümüdür.
Silenos
Gel otur şöyle yanıma evlat, dizlerim biraz sızlasa da hikaye anlatmak ruhumu gençleştirir. Bak, sana bugün o zırhı içinde güneş gibi parlayan ama aslında toprağın kokusunu da çok iyi bilen o meşhur gökyüzü sakininden, Mars’tan bahsedeyim.

Hani şu Yunanlıların Ares dediği o hırçın savaşçı var ya, işte Romalılar onu Mars diye çağırır. Ama sakın onu sadece kılıç sallayan, gürültücü bir asker sanma. İnsanlar bazen, "Bu Mars sadece kavga dövüşten anlar," derler, yanılırlar. O, kışın o buz gibi soğuğu bittikten sonra yeryüzüne ilk cemreyi düşüren, toprağı uyandıran kudrettir aslında. Neden mi? Çünkü takvimlerinin ilk ayı olan mart, adını işte bu heybetli tanrıdan alır. Bahar gelip de ağaçlar tomurcuklanınca, sanki toprak Mars'ın o güçlü nefesiyle derin bir uykudan uyanır.

İşin aslı şu ki; bizim bu Mars, hem savaşın hem de hayatın kendisidir. Bir yanda elleri kılıç tutan o gözü pek asker, öbür yanda çiçekleri açtıran, toprağı yeşerten o bereketli el... İnsanlar mart ayı gelince hem savaşa hazırlanırlarmış, hem de ekinlerini ekmeye başlarlarmış. Yani anlayacağın, o kılıç kuşanmayı ve tarlayı sürmeyi aynı potada eriten bir güçtür. Gençler, o cesaretini Mars'tan alır; korkusuzca atılmak, dimdik durmak isteyen herkes onun adını fısıldar dudaklarında.

Bir de şu meşhur Roma efsanesini bilir misin? Hani şu kurdun emzirdiği Romulus ve Remus kardeşler var ya... İşte o iki çocuğu o kurdun yanına gönderen de yine Mars’tır. O kurt, Mars’ın kutsal hayvanıdır; vahşi, sadık ve güçlü. Romalılar, "Bizim damarlarımızda bu tanrının cesareti, kalbimizde kurdun inadı var," diyerek kendilerini ona bağlarlar.

Görüyorsun ya, Mars sadece gürültülü bir savaş tanrısı değil. O, baharın tazeliğiyle savaşın sertliğini aynı kalkanın üzerinde taşıyan bir bilgedir. İnsanın içindeki o hem yıkıcı hem de inşa edici gücün yansımasıdır o. Şimdi, kadehindeki şu son yudumu da iç, bak güneş alçalıyor; dünya da, Mars’ın o kadim dengesiyle yeni bir sabaha hazırlanıyor.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi