Şöyle oturun bakalım, ayaklarınızı uzatın. Gözlerinizi kapatın da size, bugünlerde herkesin unuttuğu ama kılıç şakırtılarının ortasında hayat kurtaran o nazik ellerin sahibini anlatayım. Makhaon’dan bahsediyorum, hani şu meşhur Asklepios’un oğlu.
Troya’nın o tozlu, kanlı topraklarına otuz gemiyle çıkagelmişti kardeşi Podaleiros’la beraber. Şimdi diyeceksiniz ki, "Silenos, o kadar kılıç sallayan adamın arasında bir doktor ne yapar?" İşte yanılıyorsunuz! Savaş sadece kalkanlarla kazanılmaz evlatlarım; yaralanan bir yiğidi ayağa kaldıran o derman da en az bir kalkan kadar değerlidir.
Bir gün, Akhaların lideri Menelaos, hain bir okla vurulup yere serilince, herkes bir telaşa kapıldı. Ama Makhaon, gökyüzü sakinlerinin bahşettiği bir soğukkanlılıkla kalabalığı yardı. Kılıcını değil, şifalı ellerini konuşturdu. Öyle bir usta işiyle oku yerinden çıkardı ki, etraftakiler hayretle izledi. O kanayan yarayı emip temizledi, sonra babasına bilge Kheiron’un öğrettiği, acıyı bir çırpıda dindiren o gizemli ilaçları sürdü. Sanki bir nakış işler gibi, itinayla kapattı yarayı.
Yalnız şunu da bilesiniz; bu Makhaon sadece bir cerrahtı, yani kesip biçme ve yarayı kapama ustası! Kardeşi Podaleiros ise daha çok içimizdeki sıkıntıları, o görünmez dertleri iyileştirirdi. İkisi bir araya gelince, ölüm bile kapıdan geri dönmek zorunda kalırdı.
Fakat kader bu ya, o da bir gün Paris’in sinsi oklarından birine hedef oldu. İşte o zaman bütün Akhalar bir çocuk gibi telaşa düştü. "Eyvah, bir hekim değil, bir orduyu kaybettik!" diye haykırdılar. Yaşlı Nestor, hemen kendi arabasına bindirdi onu, götürüp gözü gibi baktırdı.
Daha ne kahramanların yarasına derman oldu o; Telephos mu dersiniz, Philoktetes mi? Hepsi onun o nasırlı ama şefkatli parmaklarına borçlu hayata dönmeyi. Şimdi kadehinizi kaldırın, çünkü kılıç sallayanlar kadar, yarayı saranlar da sonsuza dek anılmayı hak eder. Hadi bakalım, başka masala geçme vakti, gözlerinizdeki o merak pırıltısı sönmesin!
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak güzel yavrum, kulaklarını iyice aç; zira tarih, kralların altın yaldızlı kalkanlarının ardına sakladıkları o tozlu ve acı dolu gerçekleri sana asla anlatmaz.
Herkesin "tanrının oğlu" diye göklere çıkardığı bir Makhaon vardır, bilirsin. İnsanlar onu, Menelaos gibi hırslı kralların oku yediğinde yardıma koşan, o kutsal elleriyle dertleri dindiren bir şifacı olarak ezberlemişler. Evet, doğru; o eller şifalı otları tanırdı, o gözler Kheiron’un babasına miras bıraktığı kadim bilgiyi taşırdı. Ama sana bir sır vereyim mi minik yolcu? Savaşın ortasında, o kan revan içindeki barakalarda aslında kimin daha çok yaralandığını hiç düşündün mü?
Sistem, Makhaon'u ve kardeşi Podaleiros'u birer "tamir kiti" gibi görürdü. Krallar hata yapar, toprakları yakar, genç bedenleri kıyma gibi doğrarlardı; sonra da dönüp bu hekimlere, "Hadi, onları ayağa kaldırın da yarın tekrar ölmeye gitsinler!" derlerdi. İnsan hayatının bir "değer" değil, bir "kaynak" olarak görüldüğü o çarkın dişlileri arasında, Makhaon da aslında bir köleydi; sadece kılıcı değil, vicdanı da o çarkın dişlilerine sıkışmıştı.
Dinle beni güzel evlat, hayatın gerçekliği bazen o şifalı otların kokusundan daha keskindir.
Makhaon Paris'in okuyla yere düştüğünde, Akhaların panik içinde onu Nestor'un arabasına taşımasını kahramanlık mı sanıyorsun? Hayır, o sadece değerli bir "araç" kaybolmasın diye verilen bir telaştı. Ve o barakada, Hekamede'nin o sessiz, o görünmez ellerinde iyileşirken; aslında kimin esiriydi? Savaşın yaralılarını iyileştirmek, savaşı durdurmaktan daha mı kutsaldı, yoksa sadece ölümleri erteleyen bir suç ortaklığı mıydı?
Biraz neşeyle karışık kederle söyleyeyim; o çok övülen cerrahlık, aslında kralların kanlı hırslarını sürdürmeleri için bir zorunluluktu. Telephos veya Philoktetes gibi acı çekenler, sadece onun yeteneğinin "denekleri" oldular. Sessizlerin çığlığı, Makhaon’un ilaçlarının acı kokusuna karışıp gitti.
Unutma küçük yoldaş; kimin elinde pansuman bezi varsa, o sadece yarayı kapatıyordur. Gerçek şifacı, yarayı açan o kutsal sanılan kılıçları kıran kişidir.
Bazen, bir kadeh şarabın dibindeki tortuda gördüğüm gibi, hayat da böyledir: Görkemli kahramanlık hikayelerinin ardında, sadece kendi varlığını sürdürmeye çalışan ve sistemin ağırlığı altında ezilen ruhlar vardır. Şimdi git ve sor kendine; bugün birini iyileştirenler, yarın neden aynı yaraların açılmasına göz yumuyorlar?