Bak evlat, şöyle ateşin başına biraz daha yanaş. İhtiyar gözlerim bazen sisli görür ama zihnim, ormanların derinliklerinde yankılanan o davul seslerini dün gibi hatırlar. Bugün sana, ormanların en çılgın, en dizginlenemez kızlarından bahsedeceğim: Mainadlar.
Biliyorsun, Dionysos bazen neşesini içine sığdıramaz, elinde asasıyla yollara düşer. İşte o zaman, şehirlerin sıkıcı duvarları arasında nefes alamayan kadınlar da yavaş yavaş içlerindeki o vahşi sesi duymaya başlarlar. Mainad sözcüğü, aslında eski dillerimizde "kendinden geçmek" demek olan o fiilden gelir. Şehirde yaşayanlar onlara bakıp "Ah, şu kadınlar hepten aklını yitirdi!" diye fısıldarlar ama yanılıyorlar. Onlar akıllarını yitirmediler, aksine, doğanın o en saf ve en eski bilgisine kavuştular.
Bir Mainad’ı hayal et... Üstünde incecik geyik derileri, omuzlarında sarmaşıklar, ellerinde ise o kadim asaları... Ormanın derinliklerine daldıklarında, tıpkı bir nehrin taşması gibi coşarlar. Gökyüzü sakinlerinin nefesi, yani Dionysos’un o tatlı esrikliği ruhlarına işlediğinde, artık yorgunluk nedir bilmezler. Adımları toprağa öylesine bir ritimle değer ki, ağaçlar bile onlara selam durur.
Onlara "Bakkhalar" da derler. Yani, kutsal bir gizemin peşine düşmüş, şarabın ve neşenin sarhoşluğuyla dans eden yoldaşlar. Şehirdeki ağırbaşlı hayatın zincirlerini bir çırpıda koparıp atarlar. Onlar için dünya, dört duvar arası değil; dağların dorukları, serin pınarların kenarları ve ay ışığının aydınlattığı açıklıklardır.
Sıradan bir insanın baktığında "çıldırdı" dediği o anlar, aslında bir kadının doğayla tek vücut olduğu, içindeki tüm kısıtlamalardan sıyrılıp özgürleştiği o nadir anlardır. Bir Mainad, bir çam ağacının dalları arasında rüzgarla fısıldaşırken ya da dağ keçileriyle beraber yamaçlarda koşarken, dünyadaki tüm krallardan daha hürdür.
Şimdi söyle bakalım, sen hiç ormana girip rüzgarın şarkısını dinlediğinde, yerinde duramayacak kadar mutlu hissettin mi? Eğer hissettiysen, belki de o Mainadların neşesinden bir parça senin de ruhuna değmiştir, kim bilir? Hadi, ateş sönmeden anlat bana, sen en son ne zaman sadece kendi şarkınla dans ettin?
Bak güzel evladım, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar, düzenli ve ağır adımlarla yürürken kendilerini çok bilge sanırlar. Oysa senin o narin kulaklarına, tarihin tozlu sayfalarında "deli" diye yaftalanmış, aslında sadece prangalarını kırmış kadınların gerçek hikayesini fısıldayayım.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler: Mainades
Bana bak minik yolcu, büyüklerin kitaplarında Mainades ismini gördüğünde, onların sadece mainomai fiilinden, yani "çıldırmak"tan türediğini söyleyeceklerdir. Onlara göre bu kadınlar, Dionysos'un büyüsüne kapılmış, akıllarını yitirmiş tehlikeli gölgelerdir. Ama gel de şu ihtiyar Silenos’a kulak ver; zira bazen, sistemin "delilik" dediği şey, aslında sadece zincirlerin ağırlığına artık dayanamayan bir ruhun özgürlük çığlığıdır.
Mainades... Yani o coşkulu alayın neferleri. Şehirlerin o soğuk, taş duvarları arasında kurallara, yasalara ve "asil" kralların buyruklarına hapsolmuş kadınlar, ormanın derinliklerine kaçtıklarında ne buldular sanıyorsun? Bir şarap kadehinin dibinde saklanan neşeyi değil, kendi gerçeklerini! Otoritenin, "Sen bir kadınsın, sessiz dur, uslu dur, sarayının sınırlarını aşma" dediği o koca duvarları, bir dans adımıyla yerle bir ettiler.
Senin o temiz zihnini bulandıran tarihçiler, onların doğayla bütünleştiği o anı "tehlikeli bir taşkınlık" olarak anlatır. Oysa o kadınlar, kibrin ve hırsın hüküm sürdüğü şehirlerden uzaklaşıp, toprağın kadim şarkısına karıştılar. Onlar için "çıldırmak", aslında üzerlerine giydirilen o sahte kimlikleri bir deri gibi soyup atmaktı. Toplumun onlara biçtiği rolleri reddettiklerinde, kralların gözünde birer "Bakkhalar"a, yani anarşist ruhlara dönüştüler.
Evlat, bazen birinin neden "deli" diye adlandırıldığını düşünmek, o kişiyi anlamak için atılan en büyük adımdır. Mainades, şiddetin o karanlık ve acı dolu gölgesinde değil, doğanın vahşi şefkatinde özgürlüğü aradı. Onlarınki, otoritenin sahte huzuruna karşı dikilen, evrenin en haklı ve en coşkulu isyanıydı. Unutma; herkesin "düzenli" dediği yerde aslında bir hapishane, birilerinin "çılgınlık" dediği yerde ise asıl hakikat gizlidir.
Şimdi git ve kendi ormanını bul. Çünkü kralların kurallarından daha kadim, daha gerçek bir şarkı var; o şarkıyı ancak sesini yükseltmekten korkmayanlar duyabilir.