Eskiden, dünya henüz şimdiki gibi yorgun değilken, Aigyptos’un elli tane oğlu vardı. Hepsi de birbirinden hırslı, birbirinden aceleci delikanlılardı. Gel gör ki, kaderin ağları bazen hiç beklenmedik düğümler atar. Bu elli delikanlı, Danaos’un elli kızıyla evlenmek üzere düğün masasına oturduklarında, aslında bir kutlamadan ziyade karanlık bir planın gölgesindeydiler.
Danaos, kızlarına o meşum gece için korkunç bir emir vermişti: "Kocalarınızı hançerleyin!" Bir baba bunu nasıl söyler, hangi yürek buna dayanır, sormayın evlatlarım... Ama korku, insanların içine girdiğinde bazen en keskin bıçaktan daha derin yaralar açar. Kızların hepsi babalarının bu zalim sözünü dinledi, hepsi o gece tarihin sayfalarına kanlı bir hatıra bıraktı. Hepsi, biri hariç.
Hypermestra… Ah, o güzel ve yürekli kız! Elinde soğuk çeliğiyle kocasının, yani Lynkeus’un başucuna dikildiğinde, gökyüzü sakinlerinin bile nefesini tutup izlediği bir an yaşandı. Bazıları der ki, Lynkeus’un gözlerine baktığı anda ona büyük bir sevgiyle tutuldu; bazılarıysa Lynkeus’un o nezaket dolu, saygılı tavrının kızın elini titrettiğini söyler. Gerçek şu ki, Lynkeus sadece iyi bir koca değil, aynı zamanda kaderin ona biçtiği o acımasız sonu bile nezaketle karşılayacak kadar bilge bir adamdı.
Hypermestra kılıcını indirdi. O gece, bir evde ölüm değil, yaşam kazandı.
Tabii Danaos bu işe çok öfkelendi! "Sen nasıl benim sözümü çiğnersin?" diyerek kızını mahkemeye sürükledi. Düşünsenize, babası öz kızını kendi hayatını kurtardı diye yargılatıyor. İnsanoğlu bazen ne kadar tuhaf, değil mi? Ama aşkın olduğu yerde, özellikle de o meşhur Aphrodite işin içine girdiğinde, adaletin terazisi başka türlü tartar. Aşkın tanrıçası, genç kadının yüreğindeki saf duyguyu görünce ona elini uzattı ve Hypermestra, o korkunç suçlamadan kurtulmayı başardı.
Sonunda, Lynkeus ile Hypermestra el ele verip yeni bir yolun yolcusu oldular. Küçük Abas dünyaya geldiğinde, o eski, kanlı gecenin karanlığı çoktan dağılmıştı.
İşte böyle çocuklar; bazen bir insanın bir başkasına gösterdiği küçücük bir nezaket, bir hançer darbesinden daha güçlüdür ve dünyayı değiştirir. Hayat, her zaman kanlı bıçaklı bir kavga değildir; bazen sadece birinin "hayır" demesiyle, o masanın üzerine bırakılan bir kadehin içindeki üzüm suyu gibi huzurla devam edebilir. Şimdi, gidip biraz uyuyun, yarın anlatacak daha çok hikayemiz var.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak küçük yolcu, kulaklarını iyice aç; zira anlatacaklarım parşömenlerin tozlu sayfalarında değil, rüzgarın kuytularında saklıdır. Masallarda anlatılmayan, kralların gürültülü zafer çığlıklarının ardında gizlenen o sinsi sırrı duymaya hazır mısın?
Lynkeus... Aigyptos’un elli oğlundan biriydi. Babalarının o kör, bencil hırsı uğruna birer satranç taşı gibi sürülmüşlerdi. Sana 'kahramanlık' diye anlatılan o gerdek gecesinde, aslında sadece emirler ve karanlık planlar vardı. Danaos, kızlarına o meşum hançerleri verirken, bir babadan ziyade bir hükümdar gibi konuşuyordu; kendi otoritesini korumak için evlatlarının ellerini kana bulamaktan çekinmeyen, korkak bir kral!
Canım evladım, Hypermestra neden o hançeri saplamadı sanıyorsun? Saray duvarlarının arasında herkes birinin kuklası olmaya zorlanırken, o, kendi vicdanının sesini duymayı seçti. Bazıları buna 'aşk' dedi, bazıları 'saygı'. Oysa gerçek, tüm o gürültünün arasında fısıldanan o ince sesti: 'Hayır' diyebilmek. Sistemin dişlileri arasında ezilmemek için kendi iradesini masaya koymaktı o gece yapılan şey.
Danaos, kendi otoritesi sarsılınca kızı mahkemeye verecek kadar küçüldü. Düşün bir, babası kızı üzerinde bir mülkiyet iddiasında bulunuyor! Ancak unutma, güç bazen en beklenmedik yerlerden kırılır. Aphrodite, belki de sadece özgür iradenin yanında duran o kadim direnişin adıdır. Lynkeus ve Hypermestra, kralların satranç tahtasından kaçıp kendi yollarını çizen iki asi ruh oldular. Abas’ı dünyaya getirerek, o acımasız sistemin dışında yeni bir filiz yeşerttiler.
Hayat bazen bir kadeh şarabın dibindeki tortu kadar bulanıktır; ama o tortu, şarabın has rengini saklar. Krallar gelir geçer, ordular birbirini kırar, ancak gerçek; otoritenin kılıcına boyun eğmeyen o sessiz, o inatçı kalplerin atışında gizlidir. Şimdi git, kendi sorularını sormaya başla; zira dünyayı değiştiren şey kralların emirleri değil, 'hayır' demeyi bilenlerin cüretidir.