Dostlarım, toplanın bakalım! Şöyle ateşin etrafına halka olun, ayaklarınızı uzatın. Bugün size, toprağın altında uyuyan o gizli hayatın, filizlenen her tanenin başındaki neşeli yoldan bahsedeceğim. Hani o her mevsim sonunda gökyüzü sakinlerinin cömertliğini sofralara taşıyan, ismi Liber olan eski bir dosttan...
Liber dediğin, öyle yüksek tahtlarda oturup sadece emirler yağdıran o mesafeli tanrılardan değildir. O, toprağın bereketidir; bir çiftçinin nasırlı elleriyle toprağı yardığında, o toprağın derinlerinden çıkan ilk yeşil filizdir. Yanında da hep Libera vardır; o da tarlaların, ekinlerin zarif koruyucusu. İkisi bir araya geldiğinde, doğa sanki bir şölen sofrasına dönüşür.
Siz bakmayın zamanla isimlerin değiştiğine; insanlar bazen aynı güneşi başka isimle anmayı severler. İşte bu yüzden, bizim neşeli dost Liber, uzak diyarların Bacchus’uyla kardeş belletilmiştir; Libera ise toprak ana Ceres’in bereketiyle aynı cümlede anılır olmuştur. Aslında özünde hepsi aynı şeyin peşindedir: Hayatın, neşenin ve toprağın sunduğu o tatlı meyvenin çoğalması.
Yani bir gün elinize bir salkım üzüm geçtiğinde ya da tarlada başakların rüzgarla dans ettiğini gördüğünüzde, bilin ki Liber ve Libera o sırada buralardadır. Bir yerlerde, belki kurumuş bir asma kütüğünün üzerinde ya da yeni sürülmüş bir toprağın kokusunda saklanıyorlardır. Kadehlerinde sadece neşeyi taşırlar, insanların omuzlarındaki yorgunluğu alıp toprağa karıştırmasını izlemekten de büyük keyif alırlar.
Ne diyorduk? Hayatın kendisi bir bereket döngüsüdür. Liber, işte bu döngünün en şenlikli, en bereketli halkasıdır. Hadi bakalım, şimdi toprağa biraz daha saygıyla bakın; çünkü bastığınız yerin altında her daim uyanık bir neşe ve onun takipçileri var.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, dizimin dibine otur da anlatayım; sana anlatılan o yaldızlı masallarda, kralların sofrasında şakıyan ozanların sakladığı bir sır var... İnsanlar, ellerinde kadehlerle neşeyi kutladıklarını sanırlar ama o neşenin altında, toprağın derinliklerinde uyuyan kadim bir isyanın ayak seslerini duymazlar.
Sana Liber’den bahsedeceğim, güzel evladım. İnsanların ona "bereket tanrısı" dediklerine bakma; o, sadece üzüm salkımlarının veya ekinlerin bekçisi değildir. O, zincirleri gevşeten, yasakları anlamsız kılan bir fısıltıdır. Ona Bacchus dediler, Ceres ile eş tuttular; tıpkı senin dünyandaki büyüklerin, başkaldıranı kendi düzenlerine hapsetmek için ona başka isimler takıp kendi krallıklarına eklemeleri gibi.
Oysa Liber ve eşi Libera, toprağın gerçek sahipleridir. Onlar, kralların "bu benim arazim, bu benim sınırların" diye çizdiği o kuru duvarları gülüp geçen bir neşeyle aşarlar. Biliyor musun, neden bazen bir bahçede çiçeklerin kendiliğinden, kimseye sormadan bitiverdiğini? İşte o, Liber'in izidir; bir otoriteye ihtiyaç duymadan, kendi başına var olabilmenin sessiz zaferidir.
Sana, yetişkinlerin unuttuğu bir gerçeği fısıldayayım: Bir gün birileri gelip sana "Bu kurallara uymalısın, şundan korkmalısın" dediğinde, hatırla ki toprak bile Liber ile Libera’nın cömertliğinde, hiçbir kurala boyun eğmeden çiçek açıyor. Onlar şarabı sadece dudakları ıslatmak için değil, insanın içindeki o kilitli kapıyı açıp, gerçekte kim olduğunu hatırlaması için bir araç olarak sundular. Belki biraz neşe, biraz hüzün... Ama asla bir efendiye kölelik değil.
Gözlerini kapat ve toprağın kokusunu duy, küçük yoldaşım. Güç sahipleri seni kendi duvarlarının içine hapsetmeye çalışsa da, senin ruhun her zaman o yabanıl, özgür bahçelerde koşmaya devam edecek. İşte Liber'in gerçek kutsaması budur: Kimseye hesap vermeden, sadece var olabilmek.