Şöyle yaklaşın ateşin yanına, biraz daha yaklaşın... Ayaklarınızı uzatın, zira anlatacağım adamın hikayesi biraz uzun, biraz da tuhaftır. Adı Laomedon. Hani şu meşhur Troya şehrinin başında bir vakitler oturmuş, ama o meşhur surları inşa ederken gökyüzü sakinlerini bile kandırmaya cüret etmiş o hırslı kral.
Eskiden, dünya daha gençken, Troya’nın surları öyle zayıftı ki bir rüzgar esse yıkılacak gibi dururdu. Laomedon da baktı olacak gibi değil, aklına parlak bir fikir geldi. Zamanın kudretli tanrıları Apollon ve Poseidon’u yanına çağırdı. "Gelin," dedi, "şu şehre öyle bir duvar örün ki, ne kuş uçsun ne kervan geçsin, kimse aşamasın." Anlaştılar; bir yıl boyunca çalışacaklar, karşılığında da hatırı sayılır bir ücret alacaklardı.
Apollon, İda Dağı'nın yamaçlarında sığırları güderken; Poseidon, o uçsuz bucaksız denizlerin efendisi, elinde üç dişli asasıyla devasa taşları üst üste dizip surları yükseltti. Bir yıl geçip de hesap vakti geldiğinde, bizim Laomedon’da bir haller oldu. Hani bazısı parayı görünce gözü döner ya, bu adamın da içi bir garip hırsla karardı. "Ne ücreti?" dedi, "Ben size niye ödeme yapayım?" Hatta utanmadan, "Sizin kulaklarınızı keser, sizi köle diye uzak adalara satarım!" diye gürledi.
Düşünün artık, ölümlü bir insanın gökyüzü sakinlerine kafa tutması! Poseidon o günden sonra bir daha Troya’nın yüzüne bakmadı. Hatta öfkesinden denizden bir canavar gönderip, Laomedon’un kızı Hesione’yi yutması için şehri birbirine kattı.
Laomedon, kendi yalanlarının ve verdiği sözleri unutmanın bedelini sadece tanrılarla ödemedi. Bir gün o kudretli Herakles yolu Troya’ya düşüp de şehri o canavardan kurtarınca, "Söz verdiğin o meşhur atları ver," dedi. Hani Zeus’un, o güzel delikanlı Ganymedes’e karşılık hediye ettiği, gökyüzünden gelme efsanevi atlar... Laomedon yine yaptı yapacağını; Herakles’e de sözünde durmadı.
Sonu ne mi oldu? Yiğit Herakles, sözünün eri olmayanları sevmezdi. Laomedon’un o "geçilmez" dediği surlarını bu sefer yıkıp geçti ve kralın kendi hırslarıyla ördüğü o hayatına da son verdi.
Demem o ki çocuklar; bazen bir sur örmek kolaydır, ama insanın kendi karakterinden bir duvar örmesi ve ona sadık kalması, en zor iştir. Şimdi, şu testideki birazcık üzüm suyundan kendime bir yudum alayım da, siz de o yanan ateşe bakın biraz. Dünya, sözünü tutanların omuzlarında yükselir, tutmayanların değil.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak küçük yolcu, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar kralların altın taçlarına ve saraylarına bakıp onların 'ilahi' olduklarını sanırlar. Ama gerçek, bazen sarayın çatısındaki tozlu bir kirişin altına saklanmıştır. Laomedon'un hikayesi işte o tozlu köşelerden biridir; bir kralın, gücün sarhoşluğuyla nasıl kendi kibrinde boğulduğunun hikayesi.
Laomedon, Troya’nın o meşhur surlarının, yani o devasa taş yığınlarının başındaki adamdı. İlos ile Eurydike’nin oğlu olarak, tahtın ona verdiği hakla her şeyi satın alabileceğini, her sözü çiğneyebileceğini sanıyordu. Şehir surlarını inşa ettirmek için tanrıları, yani Apollon ve Poseidon'u bile birer işçi gibi çalıştırdı. Düşünsene, göklerin ve denizlerin efendilerini kendine hizmet ettirdiğini sanan bir adamın kibrini!
Ancak güç, insanı sadece kör etmez, aynı zamanda yalnızlaştırır. Tanrılar işlerini bitirip haklarınıo hak ettikleri ücretiistediklerinde, Laomedon verdiği sözü tutmadı. Tanrılara bile meydan okudu, onları köle gibi satmakla, kulaklarını kesmekle tehdit etti. Bir kralın, kurduğu o yüksek surların ardına saklanıp kendi halkının geleceğini bir yeminle nasıl tehlikeye attığını görüyor musun? Krallar, çoğu zaman kendi "güvenlikleri" için şehirlerinin kaderini bir oyun kartı gibi harcarlar, benim güzel evladım.
Poseidon’un öfkesi, o deniz canavarını Hesione’ye doğru gönderdiğinde, asıl kurban yine bir kralın hırsı oldu. Prenses Hesione, babasının verdiği sözlerin kefaretini ödemek zorunda kalan bir kurbandı; sistemin dişlileri arasında ezilenlerden sadece biriydi. Laomedon’un yalanları, sadece bir tanrının gururunu değil, masum insanların hayatını da bir piyon gibi kullandı. En sonunda Herakles gelip o meşhur atlarıhani tanrı Zeus’un, Ganymedes'e karşılık olarak verdiği o kutsal atlarıalamayınca, Laomedon’un sonu geldi. Şehir, yıkımın eşiğine sürüklenmişti bile.
Biliyor musun küçük dostum, şarap kadehimi havaya kaldırdığımda gördüğüm tek şey, tahtların geçiciliğidir. Laomedon’un surları, bugün tarihin soğuk rüzgarlarında birer gölgeye dönüştü. Unutma, otorite sana 'doğru' olanı söyleyebilir ama gerçek, hep o otoritenin reddettiği, görmezden geldiği insani zaafların içindedir. Krallar ölür, surlar çöker; geriye kalan tek şey, senin gibi sorgulayan zihinlerin o yıkıntılar arasında bulduğu hakikatlerdir.
Şimdi uyu, yarın uyandığında hiçbir kralın sözüne, sadece kendi vicdanının sesine inan.