Gelin bakalım, şöyle ateşin başına biraz daha yaklaşın. Bugün size, ismi tarihin tozlu sayfalarında yankılanan, ama kalbi kederle örülü bir kadından, Laodameia’dan bahsedeceğim. İki farklı Laodameia vardır aslında; biri rüzgar gibi hızla geçmiş, diğeri ise aşktan nasibini almış bir yas çiçeğidir.
İlki, o meşhur kanatlı atın binicisi Bellerophontes’in kızıdır. Bazıları der ki, gökyüzü sakinlerinin en büyüğü, o kudretli Zeus’un gözü bu genç kadına takılmış. Zeus bu, ne zaman bir faniye aşık olsa, dünya biraz daha karışır. İşte o birleşmeden, tunç zırhlı, savaş meydanlarının aslanı Sarpedon dünyaya gelmiş. Ama kader bu ya, kimi kaynaklar Sarpedon’un kökenini başka yerlere bağlar; Laodameia’nın ömrü ise Artemis’in o meşum, gümüşten oklarıyla erkenden son bulmuş. Bir yıldız gibi parlamış ve hemen sönüvermiş gökyüzünde.
Ama asıl anlatmak istediğim, öbür Laodameia’dır... Hani şu aşkın bazen ne kadar ağır bir yük olduğunu bize öğreten. Akastos’un kızı olan bu güzel kadın, kalbini Protesilaos’a kaptırmıştı. Protesilaos kim mi? Hani şu Troya kıyılarına ayak basar basmaz öleceğini bildiği halde, vatanı için gemiden atlayan o yiğit Akha askeri.
Protesilaos savaş meydanında can verince, Laodameia’nın dünyası başına yıkıldı. Öyle bir yas tuttu ki, yer altı dünyasının kralları bile merhamete geldi. Tanrılardan bir ricada bulundu: "Sadece üç saat, sadece üç saat verin ona, kokusunu bir kez daha içime çekeyim!" Dileği kabul edildi, Hades’in kapıları aralandı. Ama üç saat dediğin nedir ki? Bir nefes alışta tükenir gider.
Kocası tekrar karanlıklar dünyasına, Hades’in sessiz diyarına dönünce, Laodameia ona olan özlemini dindiremedi. Kendine balmumundan bir heykel yaptırdı; tıpkı kocası gibi, tıpkı onun bakışları gibi... Geceleri o soğuk heykeli koynuna alıp yattı, sanki teninde bir sıcaklık varmış gibi. Babası durumu fark edince, belki acıdığından, belki de bu deliliğe son vermek istediğinden heykeli alıp ateşin içine attı. Ama aşkın ateşi, ocaktaki ateşten daha mı zayıftır sanırsınız? Laodameia, o balmumu heykelin ateşle eriyişini görünce, hiç tereddüt etmeden kendini o alevlerin içine bıraktı.
İşte böyle küçüklerim; bazen bir kalp, iki dünyaya da sığmaz. İnsan bazen sevdiğinin küllerinde bile yaşamak ister. Şimdi, haydi bakalım, yarın yine gelin de size başka bir masal anlatayım. Şarabımdan bir yudum daha alıp, yıldızların dilini çözmeye çalışayım biraz...
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak güzel yavrum, masalların altın varaklı sayfaları arasında anlatılmayan, o karanlık köşelerde fısıldanan bir sır var...
Dünya dediğin yer, senin yaşındaki çocuklara büyük kralların zaferlerini, parlayan zırhlı kahramanların namlarını ezberletir. Ama o zırhların altında, sistemin çarkları arasında ezilen kalplerden hiç bahsetmezler. Gel yanıma, şu kurumuş asmanın gölgesinde, biraz şarap eşliğinde sana anlatayım.
Sana bugün, adı tarihin tozlu raflarına "bir kralın kızı" ya da "bir yiğidin eşi" diye not edilen Laodameia’dan bahsedeceğim. İnsanlar ona sadece bir figüran muamelesi yaptı, evlat. Kimi zaman tanrıların oyuncağı, kimi zaman da ölümlü bir adamın yas tutan gölgesi dediler. Ama o, aslında kendi varlığını kendi iradesiyle çizen, zincirleri kırmaya çalışan bir ruhtu.
Hani şu Protesilaos derler, Troya kıyılarına ayağını basar basmaz ölen o Akha yiğidi... Herkes onun kahramanlığından bahsederken, arkasında bıraktığı kadının, Laodameia'nın kalbindeki sessiz fırtınayı kimse görmedi. Savaşın o gürültülü çarkı, bir kadının hayallerini bir çırpıda yuttu. O ise boyun eğmek yerine, sevdiğini sadece üç saatliğine de olsa Hades’in soğuk kıyılarından geri getirecek kadar güçlü bir iradeye tutundu. Çünkü gerçek sevgi, kralların emrettiği "vatan aşkı"ndan çok daha isyankardır.
Ve babası, o iktidar sahibi Akastos... Kızının acısını anlamak yerine, onun kendi elleriyle yaptığı, sevdiğinin balmumundan heykelini "uygunsuz" bulup ateşe attı. Kendi evladının kederine bile tahammül edemeyen bir otorite, en büyük günahı kendi çatısı altında işledi. Laodameia, babasının yaktığı o ateşin içine, sadece bir heykeli kurtarmak için değil, kendi özgürlüğünü o alevlere teslim etmek için atladı. Bu bir çaresizlik değil, evlat; bu, kendini yönetemeyenlerin yarattığı dünyaya, kendi canıyla verilen en ağır cevaptır.
Dinle küçük dostum; krallar ve tanrılar, insanların kederlerini bile mülkiyetlerine geçirmek isterler. Laodameia gibi isimler, tarihin büyük "kahramanlık" anlatılarına sığmayan, o sessiz direnişin adıdır. Gerçek, hiçbir zaman kitaplarda yazan o parıltılı zaferlerde değildir. Gerçek, sistemin haksızlığına karşı susmayan, kendi yasıyla bile olsa otoriteye başkaldıran o kadının, o ateşteki küllerinde saklıdır.
Şimdi git, kendi ateşini kendin yak; ama sakın hiçbir kralın, hiçbir gücün, senin sevginin veya acının üzerinde bir otorite kurmasına izin verme. Çünkü en büyük bilge, kendi yolunu kendi çizen kişidir.