Thesauros Mitoloji Lamia

Lamia

Lamia

Zeus’un sevgisiyle yıkılan, Hera’nın gazabıyla çocuk yiyen bir canavara dönüşen Lamia; acısı ve lanetiyle annelerin korkulu rüyası haline gelmiştir.

Komedya metinlerinin gölgelerinde kadın yüzlü ve eşek bacaklı bir hilkat garibesi olarak beliren Lamia, uzun süre ebeveynlerin çocuklarını uslu tutmak için kullandığı bir disiplin mekanizması işlevi gördü. Rivayete göre, aslında arzu nesnesi olmaktan ibaret bir güzelliğe sahipken, ilahi erkin temsilcisi Zeus’un tahakkümü altında bir oyuncağa dönüştürülmüştü. Bu tek taraflı ilginin faturası, egemenin hiyerarşisinde yerini koruma telaşındaki Hera’nın gazabıyla doğrudan Lamia’nın doğurduğu çocuklara kesildi; anneliği elinden alınan bu kadın, sistemin çarkları arasında ezilmenin getirdiği bir öfkeyle yeraltına çekildi. Kendi yasasını mağarasında kuran ve otoritenin yarattığı travmayı, aynı acıyı paylaşan canlılara yönelten bir intikam figürüne evrildi. Uykusuzlukla damgalanmış gecelerinde, düzenin dışına taşan bir şiddetle çocukları hedef alması, aslında bizzat maruz kaldığı bu yıkıcı düzenin bir yansımasıydı. Zeus ise, yarattığı bu tahribatı bastırmak adına ona kısmi bir merhamet bahşederek iradesini yine kendine bağımlı kıldı; şarapla uyuşturduğu bir zihin ve çıkarılıp bir kaba bırakılan gözler, otoritenin, itaat etmeyen varlığı kendi belirlediği sınırlar içinde "rehabilite etme" yönteminden başka bir şey değildi.
Silenos
Gelin bakalım küçükler, şöyle ateşin başına yaklaşın. Şu kıvılcımların dansını izlerken size biraz Lamia’dan bahsedeyim. Hani annelerinizin sizi uslu durmanız için korkuttuğu o hüzünlü kadından...

Eskiden, daha bu ormanlar bu kadar yaşlı değilken, Lamia çok güzel, güneşin tenini kıskandığı bir genç kızmış. Öyle bir zarafeti varmış ki, gökyüzü sakinlerinin kralı Zeus bile gözünü ondan alamazmış. Derler ki, Zeus ile aralarında gizli bir bağ kurulmuş, ama gelin görün ki saraylarda taht kuranlar, yeryüzündekilerin mutluluğuna pek tahammül edemezmiş. Zeus’un eşi Hera, bu duruma öyle bir öfkelenmiş ki, Lamia’nın ne zaman bir evladı olsa, o güzel kadının elinden alıp yok etmiş.

İnsan kalbi bu, taş değil ya; dayanır mı hiç? Lamia önce ağlamış, sonra feryat etmiş, en sonunda ise derin mi derin, karanlık bir mağaraya çekilip dünyadan elini eteğini çekmiş. Fakat acı, insanı bazen bambaşka birine dönüştürür. Lamia o kadar çok evlat acısı çekmiş ki, sonunda başka annelerin çocuklarını görünce kendi kaybını hatırlayıp bambaşka bir yola sapmış. Gözlerine uyku girmez olmuş; geceleri, ay ışığı ormanı gümüşe boyadığında, çocukları yuvalarından çalan, ürkütücü bir gölgeye dönüşmüş. Bazıları onun eşek bacaklı, korkunç bir yaratığa dönüştüğünü fısıldar; belki de yüreğindeki o bitmek bilmeyen vicdan azabının bir yansımasıdır bu, kim bilir?

Ama Zeus, olan biteni uzaktan izlerken bazen vicdanının sesini duymuş. Lamia’nın o hiç kapanmayan gözleri, geceleri dünyayı rahat bırakmayınca bir çare düşünmüş. Ne zaman ki Zeus, biraz neşelenmek için eline kupasını alıp biraz üzüm suyundan demlense, yani anlayacağınız biraz keyfi yerinde olsa, Lamia’nın o bitmek bilmeyen uyanıklığına bir son vermek istemiş. Lamia’ya sihirli bir bahşiş gibi bir yetenek vermiş; o, kendi gözlerini yerinden çıkarıp bir kabın içine bırakabiliyormuş!

İşte o zaman Lamia uyuyabilir, o yorgun zihni biraz huzura kavuşabilirmiş. Gözleri o kaptayken, dünya da o küçük çocuklarla birlikte rahat bir nefes alırmış.

Şimdi söyleyin bakalım, bazen güzelliğin yerini kederin, sevginin yerini öfkenin alması ne kadar da hazin değil mi? İnsan, bir kez kendi acısında boğulmaya görsün, başkalarının neşesini bile kıskanır olmuş. Ama unutmayın, her karanlığın içinde bile Zeus’un o şaşkın, bazen de merhametli parmak izleri vardır. Şimdi gidin, güzelce uyuyun; sizin gözleriniz kapların içinde değil, yastıklarınızda huzurla dinlensin.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi