Thesauros Mitoloji Laistrygon'lar

Laistrygon'lar

Laistrygon'lar

Odysseus’un gemilerini batıran, Telepylos limanında yaşayan devasa ve acımasız yamyam halk. Odysseia’nın en kanlı duraklarından biridir Laistrygonlar.

Odysseia metinlerinde kadim bir halk olarak betimlenen Laistrygonlar, mitolojik anlatının en karanlık duraklarından biridir. Rüzgar tanrısı Aiolos’un adasından ayrılıp altı günlük bir seyir süren Odysseus, gemilerini Telepylos’un huzurlu görünen koyuna demirler; ancak her bir kıyının, merkezi otoritenin kendi sınırlarını çizdiği birer gözetim sahası olduğunu göz ardı eder. Odysseus, ihtiyatlı bir hamleyle kendi gemisini limanın dışındaki bir kayaya bağlayarak bu denetimsiz alanı tek başına sahiplenir. Kente gönderilen üç elçi, dev kral Antiphates’in kızıyla karşılaştıkları anda, hiyerarşik düzenin en alt basamağında yer alan "dev ana" figürünün evine, yani mutlak egemenin mutfağına davet edilirler. Bu karşılaşma, otoritenin sadece buyruklarla değil, bedeni bir tüketim nesnesine indirgeyen biyolojik bir tahakkümle de var olduğunu kanıtlar; Antiphates, tebaasının ya da davetsiz misafirlerinin yaşamı üzerindeki mutlak söz hakkını onları kesip biçerek ilan eder. Limandaki gemilerin kuşatılması ise, egemenin coğrafyaya müdahalesinin fiziksel yıkımla perçinlenmesidir; kayalarla parçalanan gövdeler, iktidarın kendi sınırları içinde yabancı bir iradeye tanımadığı yaşam hakkının trajik bir göstergesidir. Sadece bir geminin halatlarını çözüp bu kıyıdan uzaklaşması, merkezi bir güç odağının imha stratejisinden kıl payı kurtuluşu simgeler. Odysseia’nın onuncu bölümünde (Od. X, 80-132) anlatılan bu olaylar, on iki gemilik bir filonun tek bir gemiye indirgenmesiyle, tahakkümün yarattığı mutlak kıyımın sınırlarını çizer.
Silenos
Ah, şöyle yaklaşın bakalım minik gezginler, ateşin etrafına dizilin. Biraz soluklanın, bacaklarınızı uzatın. Size öyle bir hikayeden bahsedeceğim ki, bir dahaki sefere denize karşı oturup ufka baktığınızda, bir limanın her zaman sadece bir liman olmadığını hatırlayacaksınız.

Odysseus, o kurnaz mı kurnaz yolcu, hani şu meşhur rüzgar tanrısı Aiolos’un adasından yeni ayrılmıştı. Yelkenlerini rüzgarla doldurmuş, altı gün boyunca dalgaları aşmıştı. Derken, Telepylos dedikleri o büyüleyici, sütliman koya vardılar. Öyle huzurlu görünüyordu ki, sanki sular uyuyordu, kayalıklar limanı bir kalkan gibi sarmıştı. Mürettebatın kalbi ferahladı, "Tamam," dediler, "burası dinlenme yerimiz."

Ama bizim Odysseus... Ah, işte onu diğerlerinden ayıran o eski sezgisi! O, gemisini o güzelim limana sokmadı. İçine bir kurt düştü sanki, gidip gemisini liman girişindeki sarp kayalara bağladı. "Siz gidin, etrafı bir kolaçan edin," dedi üç arkadaşına.

O üç adam, şehre doğru ilerlerken karşılarına devasa bir kız çıktı. Bu, o toprakların kralı Antiphates’in kızıydı. Kız, onları kendi evine, yani dev anasının yanına götürdü. Ancak bu ev, bildiğiniz sıcak bir yuva değildi; burası, gökyüzü sakinlerinin bile görünce yüzünü çevirdiği bir felaket sofrasıydı! Kral Antiphates, bu üç zavallıyı gördüğü an, onları misafir etmek yerine akşam yemeği olarak görmeye başladı. Evet, yanlış duymadınız; masalın en karanlık yeri burasıdır, bazı devler görkemli ama korkunç bir iştaha sahiptir.

O andan sonra Telepylos, artık bir liman değil, bir tuzak oldu. Devler, limana doluşan diğer on bir geminin üzerine devasa kayalar yağdırmaya başladılar. Öyle büyük taşlardı ki bunlar, gemiler birer ceviz kabuğu gibi parçalandı. İçerideki gemicileri, sanki bir şölen hazırlıyormuş gibi şişlere dizip götürdüler. O koca liman, bir anda çığlıklarla ve denizin hiddetiyle doldu.

Odysseus, dışarıdaki kayalıklarda olan biteni gördüğünde, bir saniye bile beklemedi. Kendi gemisinin halatlarını kılıcıyla bir hamlede kesti. Kürekçilerine bağırıp kürekleri suya daldırdı ve o korkunç koydan adeta bir ok gibi fırladı. Arkasına dönüp baktığında, geriye ne dostları kalmıştı ne de diğer gemiler. Sadece o, tek başına ve hüzünle, engin denizlerin ortasında kalakalmıştı.

İşte evlatlar, bazen en güzel limanlar, en büyük tehlikeleri saklar. Denizde de, karada da; dışarıdan huzurlu görünen her yerin ardında bir sır, bazen de kocaman bir dev saklıdır. Şimdi, birer parça meyve yiyin de kendinize gelin; macera biter, ama yolculuk her zaman devam eder.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi