Thesauros Mitoloji Kyklopes (Kyklop'lar)

Kyklopes (Kyklop'lar)

Kyklopes (Kyklop'lar)

Alınlarının ortasında tek bir göz taşıyan Kyklop'lar; kimi zaman tanrılara silah döven kudretli demirciler, kimi zaman da efsanevi surların mimarlarıdır.

Türkçede "Tepegöz" olarak karşılık bulan Kykloplar, alınlarının ortasında tek bir yuvarlak göz taşıyan devasa varlıklardır. Yunan mitolojisi, bu figürleri üç ayrı kategoride ele alır: Gaia ve Uranos’un soyundan gelen göksel güçler, Odysseia’da Polyphemos örneğinde olduğu gibi Sicilya coğrafyasına yerleşmiş yabanıl türler ve Lykia kökenli olduğu rivayet edilen kadim duvarcılar.

Hesiodos’un Theogonia’sında, Gaia’nın bağrından kopan Brontes, Steropes ve Arges isimli bu azgın yürekli kardeşler, tanrısal bir kudretin temsilcisi olarak tasvir edilir. Alınlarındaki o tek göz, sadece fiziksel bir belirteç değil, aynı zamanda yaptıkları işteki kuşatıcı ve otoriter yetkinliğin bir simgesidir; zira Zeus’a iktidarını mutlak kılacak yıldırımları sunanlar onlardır. Uranos’un tahakkümüyle yeraltına hapsedilen bu devler, yine başka bir iktidar çekişmesinde, yani Titanlar savaşında, sistemin devamlılığı için araçsallaştırılmış ve özgürlükleri bir silah arkadaşlığı pazarlığına kurban edilmiştir. Hades’in görünmezlik başlığı veya Poseidon’un üç dişli yabası gibi, egemenlerin aygıtlarını üreten eller, aslında kendi yarattıkları merkezileşmenin prangalarında hayatta kalmaya çalışmışlardır. Apollon’un kendi oğlu Asklepios’u katleden bu "üretici" sınıfı cezalandırma girişimi ise, ilahi hiyerarşide hiçbir emeğin, üst makamların keyfi kararları karşısında dokunulmaz olmadığını kanıtlar; tanrıların bile bir sığırtmaç gibi sürüden biri kılınabileceği bu düzende, Kykloplar ölümlü birer piyondur.

Sicilya’daki Kykloplar ise Homeros’un anlatısında bir tezatlık sergiler. Bir yanda Hephaistos’un atölyesinde, kraterlerden yansıyan ateşle tanrıların hükümranlığı için silah döven, yer sarsıntılarıyla varlıklarını hatırlatan maden işçileridirler. Diğer yanda ise Odysseia’nın sayfalarında, hayvancılıkla geçinen ancak sistem dışı bir yamyamlık düzenine hapsolmuş vahşi figürlerdir. Polyphemos’un mağarasındaki o gerilimli etkileşim, merkezden gelen "medeniyet" ile sınırda yaşayanların çarpışmasını simgeler.

Son grup olan duvarcı Kykloplar ise, devlet mekanizmasının en somut kanıtlarıdır. İri taşlardan örülü "kyklopeen" surlar, iktidar sahiplerinin -Tiryns’te Proitos veya Argos’ta Perseus gibi- kendi egemenlik alanlarını "aşılmaz" kılmak adına kullandıkları, adeta köleleştirilmiş bir toplumsal sınıftır. Anadolu, Lykia ve Yunanistan coğrafyasına yayılan bu devasa mimari, aslında muktedirlerin korkularının taşa yansımasıdır. Halikarnas Balıkçısı’nın isabetli tespitiyle, Hitit kabartmalarındaki profilden bakışın birer yansıması olabilecek bu yapıcılar, kayalıkların derinliklerine mezarlar kazarak, aslında kendi ölümlerini ve yaptıkları iktidar kalelerinin çöküşünü hazırlayan, tarihin sessiz tanıklarıdır. Anadolu ile Yunanistan arasında süregelen bu efsanevi etkileşim, mimariden ideolojiye uzanan bir tahakküm zincirinin günümüze ulaşan izlerini taşır.
Silenos
Şöyle yanaşın bakalım, ateşe biraz daha yaklaşın. Ayaklarınızı uzatın, hele bir soluklanın. Size anlatacağım hikaye, gökyüzünün henüz yeni yeni şekillendiği, dünyanın çocukluk zamanlarından kalma. Hani şu "Kyklop" dedikleri, alnının tam ortasında koca bir güneş gibi parlayan tek gözü olan devler vardır ya... İşte onlar, aslında tek bir millet değil. Birkaç farklı soydan gelirler, her birinin huyu suyu bambaşkadır.

Önce şu en eskilerden başlayalım; Gaia ile Uranos’un o azgın yürekli evlatları. Brontes, Steropes ve belalı Arges. Bunlar bildiğin usta zanaatkardır çocuklar. Öyle alelade dev sanmayın; tanrıların, o yüce gökyüzü sakinlerinin kullandığı şimşekleri, yıldırım çakışlarını bizzat onlar döverdi. Hani Hades’in kimseye görünmemesini sağlayan o meşhur miğferi, Poseidon’un denizleri birbirine katan üç dişli yabasını kim yaptı sanıyorsunuz? Hep bu gökyüzü atölyelerinde çalışan tek gözlü dostlarımız! Ama başları bazen belaya da girerdi. Hani şu Apollon’un oğlu Asklepios meselesi vardır ya, işte o günlerde biraz sert rüzgarlar esmiş, bu devlerin bazıları ölümsüzlüklerini yitirmişti. Ne demişler; gökyüzünde bile olsan, kaderin çizgisinden kaçış yok.

Sonra bir de Sicilya taraflarında gezenler var ki, işte onlar tam birer baş belası! Homeros’un destanlarında anlattığı o meşhur Polyphemos’u hatırlarsınız; Odysseus'un mağarasında az mı macera yaşamıştı? Bu Sicilyalı Kykloplar biraz farklıdır. Yanardağların eteklerinde yaşarlar, ateşin başında demir döverler. Kraterlerden fışkıran o kıvılcımları görürseniz, anlayın ki içeride bir Kyklop çekicini örse vuruyordur! Kimi zaman çobanlık ederler, sürülerini otlatırlar; kimi zaman da yolunu şaşıran denizcileri sofralarına davet etmeye kalkarlar. Kötü niyetli değil, sadece biraz... nasıl desem, iştahlılar diyelim.

Bir de bizim toprakların, yani Anadolu’nun çocukları var. Bunlar ne dev, ne cin; bildiğin usta inşaatçılar! Lykia taraflarından geldikleri söylenir. O devasa surlar, koca koca taşların birbirine kenetlendiği kaleler var ya, hani "yok artık, bunu insan yapamaz" dedirten o duvarlar? İşte onların altında hep bu Kyklopların parmağı vardır. Hitit kabartmalarına bakarsanız, o profilden görünen iri figürlerin aslında bu usta duvarcıların birer yansıması olduğunu sezersiniz. Halikarnas Balıkçısı der ki; "Bu devler aslında Anadolu’nun kayalarını oya gibi işleyen, şehirleri aşılmaz yapan gerçek bir halktır."

Gördünüz mü? Masal dediğin aslında insanın belleğinde saklı bir gerçeklik. Kimi zaman bir şimşek çakar, biz ona Zeus’un öfkesi deriz, ama belki de o sadece atölyesinden çıkan bir Kyklop'un çekicidir. Şimdi, testi dibinde biraz üzüm suyu kaldıysa verin bakalım şu yaşlı Silenos'a, boğazımız kurudu anlatırken. Dünya dediğin yer, tam da böyle garip ve güzel hikayelerle dolu işte. Hadi, şimdi sessiz olun; rüzgar ormanların ötesinden başka hikayeler fısıldıyor.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi