Bakın bakalım, kimler gelmiş! Gelin, şu yaşlı ihtiyarın yanına, biraz soluklanın. Çevremizdeki ağaçlar fısıldaşırken ben size öyle birinden bahsedeyim ki, güzelliğiyle suları bile kıskandırdığı söylenir. Kyane’den bahsediyorum, o billur gibi akan ırmakların efendisi Maiandros’un kızı.
Kyane dendi mi, insan bir durup düşünmeli. Bir ırmak tanrısının kızı olunca, damarlarınızda sadece kan değil, bizzat yeryüzünün damarlarından fışkıran o serin, coşkun sular dolaşıyor sanki. Gözleri, derin bir pınarın dibini görebilecek kadar berrak, ama bir o kadar da gizemliydi.
Siz bakmayın öyle antik kitapların sayfalarına gömülüp kalanlara; Kyane sadece bir isim değil, bir hikayenin en nazlı başlangıcıdır. Hani derler ya, bir ağacın köklerini görmezseniz, gövdesinin neden öyle görkemli yükseldiğini anlayamazsınız. İşte o, Kaunos ve Byblis dediğimiz o iki kardeşin köklerindeki topraktı, o toprağı besleyen serin suydu.
Kaunos ve Byblis’in kaderi, tıpkı Kyane’nin suları gibi bir vadide çarpışıp başka yönlere akacaktı; bunu gökyüzü sakinleri bile önceden sezmişti. Kyane, ana olmanın hem o ılık huzurunu hem de evlatlarının çalkantılı kaderinin getirdiği o kaçınılmaz hüznü üzerinde taşırdı. Bir anne ki, çocuklarının hem gürül gürül akan coşkusuna şahitlik etti, hem de o coşkunun nasıl derin bir kederin çukuruna düştüğünü izledi.
Onun adını anarken insan, akıp giden zamanı düşünür. Tıpkı bir ırmak gibi; ne kadar durdurmaya çalışırsanız çalışın, o hep akar, hep değişir. Kyane, sanki biz ölümlülere şunu fısıldar: “Güzellik de, acı da, çocuklarınızın attığı o ilk kahkaha da bir ırmak gibidir; elinizde tutamazsınız, sadece akışını izleyebilir ve o suyun serinliğinden nasibinizi alabilirsiniz.”
Hadi, şimdi biraz daha sokulun bakalım. Bir yudum neşe, bir tutam hüzün… Hayat dediğimiz zaten bu Kyane’nin suları değil mi? Akar, sürükler, ama sonunda mutlaka bir denize, o uçsuz bucaksız huzura kavuşur. Başka ne anlatmamı istersiniz, küçük dostlarım?
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını rüzgara ver. Masallarda anlatılmayan, o parıltılı sarayların duvarları ardında fısıltıyla geçiştirilen bir sır var. Sen o ihtişamlı kralların, altından tahtlarda oturanların aslında masum olmadığını, sadece kendi gölgelerinden korkan birer zavallı olduklarını anlamaya başladığında, benim yanıma gelmişsin demektir.
Bugün sana Kyane’den bahsedeceğim, güzel yavrum. Hani o Maiandros’un kızı, suların serinliğinde kendi sessizliğiyle var olan Kyane... Çoğu kişi onu sadece bir isim, bir soyağacının kenar notu sanır. "Kaunos’un ve Byblis’in annesi" der geçerler, sanki bir kadın sadece doğurduğu kadar mühimmiş gibi. Oysa gerçek, akan suyun altında yatan taşlar kadar keskindir.
Kyane, doğanın bir parçasıydı. O, hiçbir kralın fermanına, hiçbir tanrının kibrine boyun eğmeden, sadece kendi doğasının ritmiyle akan bir nehir gibiydi. Ama biliyorsun, bu dünyada kendi başına, kendi huzurunda kalanları sistem rahat bırakmaz. Güç sahipleri, başkalarını bir mülk gibi görmeye alıştıklarında, Kyane’nin özgür akışı bile onlara bir tehdit gibi görünür.
Onun çocukları, Byblis ve Kaunos... Ah, küçük kuzum, onların hikayesi, saraylıların birbirine dayattığı o zehirli kuralların, o katı yasakların bir kurbanıdır. Kyane, çocuklarına kendi sularının derinliğini, özgürlüğü öğretmek isterken; başkalarının koyduğu kurallar o güzelim çocukların zihinlerini birbirine dolaştırdı. İnsanlar, sevgiyi bile yasaklarla terbiye etmeye kalkıştığında, geriye sadece acı bir tortu kalır. Kyane’nin gözyaşları, tıpkı içtiğim şu şarabın son damlasındaki buruk nese gibi, hayata karışıp gitti.
Görüyor musun evlat? Güçlü olanlar, kendi kurallarıyla başkalarının hayatlarını bir yumağa dönüştürürler. Sonra da bu düğümleri çözemeyenleri, "hata yaptılar" diye damgalarlar. Oysa suç, o kuralları koyanların, insanların kalbini bir hapishaneye çevirenlerin değil midir? Kyane, sessiz bir nehir gibi aktı; kimseye boyun eğmedi ama sistemin dişlileri arasında çocuklarının hikayesiyle birlikte kendi huzuru da savruldu.
Hayatın sert gerçeklerini görmekten korkma, küçük dostum. Kyane’nin hikayesi bir son değil, sadece bir soru işareti olsun zihninde: Kimin yasası, gerçekten kimin huzurunu koruyor?
Şimdi git, kendi akışını kendin belirle. Çünkü gerçekler, sadece o suların serinliğinde, hiçbir kralın gölgesi düşmediğinde görünür olur.