Gelin bakalım yaramazlar, şöyle ateşin kenarına ilişin. Bugün size öyle bir gürültüden bahsedeceğim ki, sanırsınız gök gürlüyor ama aslında hepsi minik bir bebeği koruma çabası! "Kureta" derler bu çocuklara, hani şu adı geçince hemen "Korybantlar" diye bağıran huysuz bilginlerin tozlu kitaplarından çıkıp gelen delikanlılar.
Her şey, o zamanlar kainatın mutfağında işlerin biraz karıştığı, Kronos gibi iştahı fazla açılmış babaların olduğu dönemlerde başladı. Hani şu vakitlerinde gökyüzü sakinlerinin başı biraz dertteydi; Kronos, kendi çocuklarını "yutuverirsem iktidarım biter" korkusuyla mideye indiriyordu. Derken Rhea, yani ana tanrıçamız, en küçüğü olan Zeus’u kurtarmaya karar verdi. Ama bebek bu, ağlar! Hem de öyle bir ağlar ki, yer yerinden oynar.
İşte tam o noktada, Girit dağlarında, bu Kureta denilen yiğitler devreye girdi. Şimdi diyeceksiniz ki, "Silenos, sadece bebek bakıcısı mıydı bunlar?" Hayır, güzel çocuklarım, onlar aslında dünyanın ilk orkestrasıy dı!
Kureta'lar ellerine tunç kalkanlarını, kılıçlarını aldılar. Küçük Zeus ağlayıp babası Kronos’u uyandırmasın, o hain babanın kulaklarına o minik ağlama sesleri gitmesin diye ne mi yaptılar? Kalkanlarını birbirine öyle bir vurdular, kılıçlarını öyle bir dans ettirdiler ki! Şıngır şıngır, gümbür gümbür... Ortaya çıkan o kaotik müzik, o ritmik gürültü Zeus’un ağlamasını bastırıyordu. Bir yanda ellerinde meşalelerle döndükçe dönüyorlar, bir yanda "Daha hızlı, daha gürültülü!" diye birbirlerine bağırıyorlardı.
İşte Korybantlar dediğimiz kardeşler de aslında bu neşeli gürültünün mirasını taşıyanlardır. Kimileri der ki; "Bunlar sadece korumaydı." Ama ben size gerçeği söyleyeyim; onlar, hayatın karmaşası içinde müziğin ve dansın ne kadar koruyucu olabileceğini ilk keşfedenlerdi.
Yani, ne zaman dünyada birilerinin şiddetle ve gürültüyle bir yeri inlettiğini görürseniz, sanmayın ki sadece bir kavgadır. Belki de bir yerlerde, çok derinlerde, gökyüzü sakinlerinden biri kendine yeni bir dünya kurmaya çalışıyordur ve bu Kureta'lar, o dünyaya giden yolu açmak için hala kalkanlarını birbirine vuruyordur.
Hadi şimdi, ağzınızı bu kadar açık bırakmayın da birer yudum taze üzüm suyu için. Bilgelik, bazen en gürültülü davulların içindeki sessizliği duyabilmektir. Başka ne anlatmamı istersiniz, küçük dostlarım?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılmayan, üzerine toz kondurulmayan o büyük hikayelerin ardında hep bir sis perdesi vardır... Şimdi kulak ver; zira rüzgarın taşıdığı her fısıltı, tarihin sayfalarına kanla kazınan o büyük yalanları fısıldıyor.
Kureta'lar... Onları duydun mu hiç? Hani o metalik seslerle dans eden, kalkanlarını birbirine vurup gürültü çıkaran, tanrısal çocukları koruduğu söylenen o gölge savaşçılar? Yetişkinler onları kahraman birer muhafız, düzenin bekçileri gibi anlatır. Oysa ey güzel evlat, gerçeğin peşinde olan bizler biliriz ki, gürültü sadece bir şeyi gizlemek için yapılır.
Bu kadim gardiyanlar, aslında büyük bir aldatmacanın parçasıydı. Onlar, güçlü olanıno hırslı tanrıların ve krallarınkendi mevcudiyetlerini korumak için yarattığı devasa birer paravan. Düşünsene, küçük bir çocuğun ağlamasını duymamak için kalkanlarını çılgınca döven bir ordu... O çocuk, aslında dünyanın gürültülü düzeninden kaçmak isteyen masumiyeti temsil ediyordu. Kureta'lar, o çocuğun çığlıklarını bastırdıkça aslında kendi hürriyetlerini de susturuyorlardı. Bir efendiye hizmet etmek için kendi sesini, metalin o tiz çınlamasıyla boğmak, nasıl da hüzünlü bir teslimiyet, değil mi güzel evladım?
Krallar ve tanrılar, o dönemde de bugün olduğu gibi, kendi koltuklarını sağlamlaştırmak için senin gibi çocukları korkuyla uyutmayı seçtiler. Kalkanların sesi, bir kılıcın darbesinden daha çok kan döker aslında; çünkü gerçeği duymanı engeller. Kureta'lar sessizlerin sesi değil, sessizliği körükleyenlerin elleri oldular. Bir parça neşeyle, doğanın o bilge şarabından yudum alıp yıldızlara baktığında şunu hatırla: Her gürültü, bir korkunun ürünüdür. Eğer bir yerlerde çok fazla davul çalınıyor, çok fazla bağırılıyorsa, bil ki orada saklanan bir sır vardır.
Yani anlıyor musun sevgili dostum? Tarih, zafer kazananların yazdığı bir türkü değil, bazen sadece kalkan vuruşlarıyla bastırılmaya çalışılan bir gerçekliktir. Kureta'lar sadece birer savaşçı değildi; onlar, otoritenin, kendi korkusunu örtmek için tuttuğu orkestraydı. Sen o seslere kanma. Kendi içindeki o sessiz, duru hakikati dinle. Çünkü en büyük krallar bile, o hakikatin bir tek fısıltısından, senin o berrak zihnindeki kuşkudan korkarlar.
Şimdi uyu bakalım, belki rüyanda gürültülerin sustuğu o sessiz, gerçek dünyaya bir yolculuk yaparsın.