Şöyle yaklaş bakalım evlat, ateşin çıtırtısı kemiklerimi ısıtırken anlatacaklarımı iyi dinle. Sen hiç, sadece "güç"ten ibaret olan birini hayal ettin mi? Hani şu içine biraz neşe, biraz merhamet, biraz da hüzün karışmamış; sadece saf, katı ve sarsılmaz bir kuvvetten bahsediyorum. İşte o, Kratos’tur.
Pallas ile o karanlık suların nehri, yeminlerin bekçisi Styks’in birleşmesinden doğdu. Kratos, aslında tek başına bir kişilikten ziyade, "Bia" yani o dizginlenemez kuvvetin ete kemiğe bürünmüş halidir. O, tanrıların dünyasında bir fikir tartışması olduğunda ya da işler biraz çığırından çıktığında, gökyüzü sakinlerinin başvurduğu "ağır" bir silahtır.
Öyle nazik birinden bahsetmiyorum sana; o, Zeus’un buyruklarını yerine getirirken elini hiç titreten biri değildir. Bir iş yapılacaksa, bir şey sarsılacaksa ya da birileri hizaya sokulacaksa Kratos oradadır. İfadesi hiç değişmez, gözlerinde ne bir şüphe ne de bir tereddüt görürsün. Bazıları ona korkunç der, bazıları ise sadece işini yapan bir hizmetkar. Ama şunu bil, o ne bir ozanın neşeli şarkısından anlar ne de bir kadehin dibindeki tatlı rehavetten... Onun dünyası, sadece "yapılması gereken" ve "sert olan" üzerinedir.
Zavallı Prometheus, o ateş hırsızı, zincirlere vurulurken başında bekleyenlerden biri de yine Kratos’tu. İnsanın içindeki o yaratıcı kıvılcıma, o ince ruha karşı, kaba kuvvetin nasıl bir soğukkanlılıkla durabildiğini merak edersen, Kratos’un duruşuna bakman yeterli. Kısacası evlat, Kratos demek; dünyanın en sert kayasının, en keskin rüzgarın ve durdurulamaz bir kas gücünün bir araya gelip, asla gülümsemeden hüküm sürmesi demektir. Şimdi biraz daha yaklaş da sana, bazen gücün tek başına neden yetersiz olduğunu, sadece bilge olanların neden o sert kayalardan daha kalıcı olduğunu anlatayım...
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılmayan, üzerine toz kondurulmayan o büyük, gürültülü hikayelerin ardında saklı bir sır var. Gel, şarap kadehimi bir kenara bırakıp sana biraz yakından fısıldayayım. Bugün sana anlatacağım kişi, senin o parıltılı kitaplarda "güç ve kuvvetin simgesi" diye okuduğun, Pallas ile Styks’in oğlu, hiddetli Kratos.
Gücün Çıplak Yüzü
Evlat, insanlar kralların ve tanrıların yanında duran o kaslı, kılıç sallayan figürleri hep birer "kahraman" sanır. Kratos’u düşün... Ona "kuvvet" dediler, "güç" dediler. Peki, bu güç kime hizmet etti? Kratos, başkalarının hırsları için zincirleri tutan eldi. O, sistemin vicdanı susturulmuş yumruğuydu. Bir kralın ya da bir tanrının ağzından çıkan tek bir emirle, başkalarının özgürlüğünü kısıtlamak için yaratılmış bir araçtı. Sen hiç düşündün mü, kendi iradesiyle değil de, başkalarının "olmalı" dedikleri için hareket eden birinin kalbinde ne kalır?
Zincirlerin Arkasındaki Hikaye
Güzel evladım, Kratos’un hikayesinde bir başka taraf daha var: O sadece bir cellat değil, aynı zamanda kullanılan bir piyondu. Bir sistemin işleyebilmesi için her zaman bir Kratos’a, yani korku salan o disiplinli, soğuk güce ihtiyacı vardır. O, kendisinden daha yüksekte olanların kirli işlerini temizlemekle görevlendirildi. Oysa gerçek güç, birini zincire vurmakta değil, o zincirin neden var olduğunu sorgulayıp onu kırmakta gizlidir. Kratos ise sadece zincirleri tuttu; elleri nasır tuttu belki ama ruhu, efendilerinin gölgesinde hep karanlıkta kaldı.
Hakikatin Yankısı
Bak sevgili bilge dostum, yetişkinlerin dünyası da böyledir; Kratos gibi figürleri yüceltirler ki, kendileri de benzer güçlere sahip olabilsinler. Ama hakikat şudur: Saf güç, eğer adaletle ve sorgulamayla yoğrulmazsa, sadece koca bir boşluktan ibarettir. Kratos’un o meşhur kuvveti, sonunda hiçbir şeyi kurtarmadı; sadece emirlere boyun eğen bir hayalet yarattı. Bir dahaki sefere bir heykelin, bir kitabın ya da bir sistemin önünde durduğunda, "Bu kuvvetin ardında kimin özgürlüğü eziliyor?" diye sormayı unutma. İşte o zaman, belki sen, Kratos’un asla olamadığı o gerçek kahraman olmayı başarırsın.