Gel bakalım evlat, şöyle ateşin kenarına iyice yerleş. Üstünü başını düzelt, gözlerini de bana çevir. Sana, tozlu parşömenlerde gizli kalmış, unutulmuş bir ozanın, Korinnos’un hikayesini anlatayım.
Hani şu meşhur İlyada’yı bilirsin, hani Akhilleus’un öfkesini, Hektor’un yiğitliğini anlatan o devasa destan... Çoğu kişi onun sadece Homeros’a ait olduğunu sanır. Ama yanılırlar! Homeros’un o şahane dizelerini dokumadan çok önce, Troya’nın surları henüz duman altındayken, elinde kalemiyle bir ozan gezinirdi: Korinnos.
Bu Korinnos, öyle bildiğin ozanlara benzemezdi. O zamanlar harf dediğin, yazı dediğin şey öyle herkesin harcı değildi. Palamedes adında, zekası keskin bir adam vardı hani, işte o öğretmişti Korinnos’a yazı yazmayı. Düşünsene, kılıçların şakırtısı arasında, savaşın en hararetli günlerinde, Korinnos bir köşeye çekilir, Palamedes’ten öğrendiği o ilahi işaretleri kağıda dökerdi.
Savaşın tozunu, hüznünü ve gökyüzü sakinlerinin insanların kaderiyle oynamasını ilk o kaydetti. Hani derler ya; "Büyük ağaçlar, kendisinden önce büyüyen fidanların gölgesinde serpilmiş toprağa kök salar." İşte Homeros da o vakitler, Korinnos’un yazdığı eski rulo rulolara göz attı, onun ilhamıyla kendi destanını nakış gibi işledi. Eğer Korinnos o mektupları, o dize dize öyküleri yazmasaydı, belki de bugün Hekabe’nin acısını veya İlyon’un düşüşünü bu kadar derinden hissedemeyecektik.
İşte böyle küçük dostum. Bazen en büyük kahramanlar, kılıç sallayanlar değil, o kılıçların hikayesini sessizce not düşenlerdir. Şimdi sen de anladın mı? Kadehimdeki şu güzel üzüm suyu gibi, hikayeler de yıllandıkça değerlenir, tatlanır.
Hadi, gözlerin kapandı kapanacak. Yarın başka bir eski dostun hikayesinde görüşürüz.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik dostum, kulaklarını kabart. Büyüklerin o süslü, altın yaldızlı kitaplarında bulamayacağın, tozlu rafların ardında unutulmuş bir fısıltı var. Sana bugün Korinnos’un öyküsünü anlatacağım; hani o, bugün bildiğimiz o büyük destanların gizli mimarı olan ozan.
Derin bir nefes al evlat, zira tarih denen şey, kazananların kalemiyle yontulmuş bir heykeldir. Herkes Homeros’un adını ezbere bilir, değil mi? O büyük anlatıcıyı göklere çıkarırlar. Ama gerçek, bir şarabın tortusu gibi dibe çöker. Korinnos, Troya’nın kendi çocuğu, kendi acısını kendi sazıyla tellere döken bir ozandı. O, savaşın kanlı gürültüsünü değil, yanan evlerin sessizliğini duymuştu.
Biliyor musun? Korinnos, yazının o büyülü sanatını Palamedes’ten öğrenmişti. Palamedes kim miydi? Ah, o sistemin dişlileri arasında ezilen bir zekaydı. Kendi taraflarınca, sırf sivri dili ve herkesin göremediği gerçekleri gördüğü için hain ilan edilen bir adam. Otorite, kendi kusurlarını görenlerden nefret eder, onları sessizliğe gömmeye çalışır. Palamedes de öyle yapıldı, tıpkı sesini duyurmaya çalışan nice dürüst ruh gibi.
Korinnos, Troya düşerken o acı dolu satırları kaleme aldığında, aslında sadece bir savaşın güncesini yazmıyordu. O, kralların hırslarının, Agamemnon gibi "büyük" görünenlerin aslında nasıl yıkımlar getirdiğini fısıldıyordu. Homeros’un o görkemli mısraları, bugün bizim okuduğumuz o destanlar, Korinnos’un o hüzünlü ve gerçekçi notalarından beslendi. Ama zaman, asıl ozanın sesini kısmayı tercih etti; çünkü gerçek, her zaman duymak istediğimiz o kahramanlık hikayelerinden daha az parlak, ama çok daha ağırdır.
Şimdi anlıyor musun güzel evladım? Güç sahipleri sahneyi her zaman kendi istedikleri ışıklarla aydınlatır. Ama sahne arkasında, o karanlıkta elinde kalemiyle oturan Korinnos gibi ruhlar vardır. Bir gün bir hikaye okuduğunda, sadece satırlara değil, o satırların arasından sana bakan o sessiz tanıklara da bakmayı öğren. Zira dünya, sadece kralların kılıçlarıyla değil, o kılıçların gölgesini yazanların çilesiyle kuruludur.
Sessizliği dinle evlat, çünkü hakikat en çok orada yaşar.