Bak, çiçeklerin kokusunu içine çeken, baharın kendisi gibi neşeli bir kız var burada. Adı Kore. Bu isim, tıpkı senin gibi pırıl pırıl, taze ve gencecik bir kız demek.
Kore, toprak anamız Demeter’in dünyadaki en değerli varlığı, gözünün nuru olan kızıdır. Hani bahçede koşarken saçlarına papatyalar takarsın ya, işte Kore de tam öyle çiçekli kırlarda dans etmeyi çok severdi. Annesi Demeter, toprakları bereketle donatıp başaklarımızı sarı renge boyarken, Kore de etrafta kelebekler gibi neşeyle uçuşurdu. Herkes ona Persephone diye de seslenirdi ama 'Kore' dediğinde sanki bir tomurcuk açılırdı.
O, güneşin ışığını içine hapseden, gülüşüyle ağaçları çiçek açtıran tatlı bir dost. Hani üzüm bağlarının arasından geçerken meyvelerin güneşle nasıl tatlandığını görürsün ya, işte o tatlılık Kore’nin kalbinden gelir. O, dünyamızın en güzel çiçeği; annesinin elini tuttuğunda doğanın nasıl gülümsediğini görebilirsin. Şimdi gözlerini kapat ve bahar rüzgarının saçlarını okşadığını hayal et; işte Kore’nin neşesi tam olarak o rüzgarın içindedir.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını aç, çünkü rüzgarın fısıltısı, tozlu kitapların yazdıklarından daha gerçektir.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler: Kore'nin Sessiz Çığlığı
Herkes ona Kore derdi; yani antik dilde sadece "genç kız". İnsanlar ona bir isim bile layık görmemişti, çünkü o, toprağın bereketi olan anne Demeter’in bir uzantısı, yani bir başkasının mülküydü. Gökyüzü sakinleri, onun iradesini sormadan onu bir satranç tahtasındaki piyon gibi kullandılar.
Bir gün, o güzel çiçekleri toplarken yer yarıldı. Hades, yer altının o karanlık otoritesi, kızı bir eşya gibi çekip aldı. Demeter, toprağın kraliçesi, yasından dünyayı kuruturken; Gökyüzü sakinleri, kendi aralarındaki güç dengesini korumak için kızı bir mevsimlik köleliğe mahkum ettiler. Kışın soğuğu, o genç kızın yeraltındaki esaretinin ve özgürlüğünün elinden alınışının hüzünlü hatırasıdır.
Kore ya da senin bildiğin adıyla Persephone, bir kurban mıydı, yoksa bir döngünün mahkumu mu? İnsanlar, güçlülerin huzurunu kaçırmamak için bu olayı "ebedi bir evlilik" diye süslediler. Oysa gerçek, nar tanelerinin o acı-tatlı tadında saklıydı. O, kendi kararlarını veremeyen bir çocuk değil, büyüklerin hırsı yüzünden ışığını kaybeden bir ruhtu.
Şimdi bir yudum neşe, belki biraz şarap ve derin bir sessizlik... Hatırla ki evlat; bazen bahar gelmez, çünkü birileri, başkalarının hayatlarını kendi oyun tahtalarında yönetmeyi hak sanır. Güçlülerin ışığına aldanma; çünkü her mevsimin altında, ezilenlerin ve sessizleştirilenlerin sesi yatar. Gerçek, toprağın derinliklerinde, tıpkı Kore'nin hikayesi gibi, gün yüzüne çıkmayı bekler.