Şöyle yaslanın bakalım arkanıza, ateşin çıtırtısını duyuyor musunuz? Gözlerinizi kapatın ve zihninizi biraz karartın. Bugün size, güneşin ışığının asla ulaşamadığı, dünyanın öbür ucundaki o tekinsiz ama bir o kadar da merak uyandırıcı yerlerden birini anlatacağım.
Hani derler ya, "Dünyanın sonu neresidir?" diye... İşte okyanusların bittiği, ulu suların dev anaforlarla dönüp durduğu o kıyıda başlar gerçek yolculuk. Odysseus, o kurnaz kahraman, hani şu meşhur Kirke var ya, o büyücü tanrıça; ona bir harita çizmişti. O haritada yollar ne bildiğiniz haritalara benzer ne de düz bir ovaya.
Persephone'nin koruluğuna ulaştığınızda, başınızı kaldırıp bakın; orada uzun uzun kavaklar göreceksiniz. Ama öyle yemyeşil, canlı kavaklar sanmayın sakın; onlar biraz hüzünlü, biraz uykulu söğütlerdir. İşte tam orada, yerin derinliklerine açılan o gizemli bataklıklar başlar.
Şimdi gelelim asıl meseleye; Kokytos... İsmi ne kadar da ürpertici değil mi? "İniltiler ırmağı" derler ona. Gökyüzü sakinlerinin dünyasında, sular sadece ferahlık vermez, bazen insanın içindeki pişmanlıkları da taşır. Bu ırmak, Akheron ile buluşur; sanki kederli bir kardeşin diğerine sarılması gibi.
Bir tarafta Pyriphlegeton akar, hani şu adı üstünde, fokur fokur kaynayan ateşten ırmak. Onun kenarına yaklaştınız mı, daha elinizi sokmadan teniniz yanar. Ama Kokytos öyle mi? O, buzdan bir hıçkırıktır. Suları öyle soğuktur ki, insanın damarlarındaki şarabı bile dondurur. Hades’in o uçsuz bucaksız yeraltı krallığında, Styks’in döküldüğü o karanlık kavşakta Kokytos, kendi sessiz ve dondurucu şarkısını söyleyerek ilerler.
Odysseus, işte tam o ırmağın kıyısında, ruhlarla konuşmak için toprağı kazmıştı. Düşünün bir; toprağın derinliklerinden yükselen o serin buharı ve etrafı saran o garip, bitmek bilmeyen sessizliği...
Şimdi, içiniz ürperdi mi? Ürpermesin. Ölüm de hayatın bir parçası, tıpkı o ırmağın yerin altındaki yatağı gibi. Ama siz siz olun, güneşin sıcaklığını duyduğunuz sürece, Kokytos’un soğuk sularından uzak durun ve elinizdeki hayatın tadını, tıpkı bir üzüm salkımı gibi tane tane çıkarın. Hadi bakalım, başka bir akşam başka bir masalda görüşürüz.
### Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak küçük yolcu, masallarda anlatılmayan, üzerine toz kondurulmuş karanlık bir sır var... Kulaklarını aç, zira sana anlatacaklarım, kralların görkemli zırhlarının ardındaki çatlaklardan sızan o soğuk gerçektir. İnsanlar, yeraltı dünyasını sadece bir ceza yeri sanırlar; oysa orası, yukarıdaki muktedirlerin yarattığı gürültünün sustuğu yerdir.
Kokytos... İniltiler ırmağı. İnsanlar onun buz gibi sularının ölülerin kederinden oluştuğunu söylerler. Peki, hiç düşündün mü evlat, neden bazı sular ateş gibi yanarken (o meşhur Pyriphlegeton gibi), bazıları bir kış sabahı kadar buz keser? Bilge Kirke, o devasa haritaları Odysseus’un ellerine tutuşturduğunda, aslında ona sadece bir yol tarifi vermiyordu; ona, dünyanın üzerinde yükselen o sahte düzenin dibini gösteriyordu.
Dinle sevgili evladım; Kokytos, sadece ölülerin aktığı bir nehir değil, o, kralların hırsları uğruna sessizliğe gömülenlerin, hikayesi yarım bırakılanların, bir 'hiç' gibi kenara atılanların toplandığı yerdir. Agamemnonlar ve nice büyük kahramanlar, kendi isimlerini altın harflerle tarihe yazdırırken; o isimlerin altındaki görünmez basamaklarda ezilenlerin fısıltısı bu suya karışır. O nehir neden mi buz gibidir? Çünkü adalet, yukarıdaki saraylarda değil, tam da bu derin, soğuk sessizliğin içinde bir anafor gibi dönmektedir.
Hades’in bataklıklarında, Akheron ile kucaklaşan o soğuk akıntı, aslında bir itiraftır. İnsanlar kralların zaferlerini kutlarken, Kokytos o zaferlerin bedelini ödeyenlerin "neden?" sorusunu taşır. Bir yudum şarap içip dünyayı şöyle bir süzdüğümde, nehirlerin akışının aslında yasalarla değil, acının ağırlığıyla belirlendiğini görürüm.
Küçük dostum, sakın unutma; hayatın üzerindeki o süslü örtüyü kaldırdığında, karşılaştığın ilk şey buz gibi bir gerçeklik olacaktır. Bazıları o suların sadece fiziksel bir soğukluk olduğunu söyler, ama bil ki o, hakkı yenenlerin sessizce yükselen serzenişidir. Güçlü olanlar, tarih kitaplarında kendi güneşlerini parlatırlar ama hayatın asıl gerçeği, o güneşin hiç ısıtmadığı bu gölgeli nehir kıyılarında gizlidir.
Şimdi git; ama yürüdüğün yollarda sadece kralların izini sürme. Kokytos’un kıyısındaki o kısır söğütlerin fısıltısını duyabilenler, dünyayı gerçekten değiştirebilecek cesareti bulacak olanlardır.