Gel bakalım şöyle, otur yanıma. Dizlerim biraz sızlıyor ama senin o meraklı bakışlarını görünce unutuyorum her şeyi. Bugün sana gökyüzünün en derin, en loş köşelerinde fısıltıyla anılan bir isimden, Koios’tan bahsedeceğim.
Şu gördüğün tepelerin, ağaçların ve hatta bizim bu cıvıl cıvıl dünyamızın henüz şekil almadığı o eski zamanları düşün. O zamanlar dünyayı Gaia, gökyüzünü ise Uranos yönetirdi. İşte Koios, o devasa ve kadim Titanların arasından biriydi. Okeanos, Hyperion, o hırslı Kronos… Hepsi kardeşleriydi. Ama Koios biraz farklıydı. O, öyle gürültü patırtıyla ortalıkta dolananlardan değildi; daha çok akıl, fikir ve zeka demekti.
Koios, kardeşi Phoibe ile bir hayat birleştirdi. Sakın öyle bizim düğünlerimiz gibi düşünme; gökyüzü sakinlerinin birleşmesi, evrenin dokusuna yeni ilmekler atmak gibidir. Phoibe, parıltıyı ve parlak zekayı temsil ederdi; Koios ise o ışığın derinliğini, gökyüzünün en uç köşesindeki o gizemli bilgiyi. Bir araya geldiklerinde, sadece bir yuva kurmadılar, adeta ışığı ve karanlığı bir teraziye koyup dengelediler.
Bu ikilinin iki kızı oldu: Leto ve Asterie. İşte burası çok mühim! Eğer Leto olmasaydı, bugün bildiğimiz o şanlı Apollon ve o çevik Artemis de olmazdı. Yani anlayacağın evlat, Koios sadece eski bir gökyüzü sakini değil; güneşin okçusu Apollon’un ve gümüş ayın kraliçesi Artemis’in büyükbabasıdır.
O, kuzeyin direği, gökyüzünün gizemli ekseni derler ona. İnsanlar onu pek bilmez, çünkü o, güneş gibi ortalığa saçılmaz. O, zihnin derinliklerinde saklanan bir hazine gibidir. Hani bazen hiç aklında yokken bir şeyin cevabı zihninde şak diye belirir ya? İşte o anlarda, Koios’un bir parmak ucu kadar etkisi vardır diyebiliriz.
Yine de bu yaşlı Silenos’u dinle; bazı güçler vardır ki, zaman geçse de hükmünü yitirmez. Koios, zamanın başlangıcından beri sessizce gözlemleyen o bilge gözdür. Şimdi söyle bakalım, böyle kökleri en uzak yıldızlara uzanan bir dededen haberdar olmak, senin küçük zihninde nasıl bir ışık yaktı? Bir kadeh nektar olsa da içsek, ama şimdilik sadece şu masalın tadı kalsın damaklarımızda.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak minik yolcu, masallarda sana hep gökyüzünün düzeninden, yıldızların kusursuz dizilişinden bahsederler ya; hani o altın tahtlarda oturanların aslında ne kadar bilge ve haklı olduklarını fısıldarlar... İnanma evlat. Gel buraya, şu ağacın gölgesine otur da sana o parıltılı masalların arkasındaki tozlu ve sessiz hakikati anlatayım. Bak evlat, anlatılanların aksine, kralların ve tanrıların kurduğu o sözde düzen, aslında sadece kendi isimlerini ölümsüz kılmak için örülmüş bir ağdır.
Şimdi seninle Koios'tan bahsedelim. Onu hep bir gökyüzü Titanı, bir ışık elçisi, düzenin soğuk bir simgesi olarak dinledin, değil mi? Ama o, kralların mutlak güç hırsının ilk tuğlalarından biriydi. Uranos ve Gaia’nın oğlu, evet. Kardeşleri Okeanos, Hyperion, İapetos ve o meşhur Kronos... Hepsi birer taş gibi yerleştirildi bu sisteme. Phoibe ile olan evliliği bile, bu hiyerarşiyi genişletmekten başka neydi ki?
Ah benim güzel yavrum, kralların masallarında Koios ile Phoibe'nin çocukları Leto ve Asterie’den, onların soyundan gelen Apollon ve Artemis’ten hep bir "kutsal ışık" gibi bahsedilir. Ama kimse sormaz: Bu "ışık" kimin gözünü kör etmek için yakıldı? O ihtişamlı gökyüzü saraylarında, Koios gibi karakterlerin varlığı, alt tabakadaki fısıltıların susturulması için birer kalkan görevi görüyordu. Onlar, düzenin devamlılığı için birer piyon, hırsın ise sessiz temsilcileriydiler.
Yetişkin evlatlarım, sizler de bunu iyi dinleyin: O devasa mitlerin ardındaki o soğuk "akıl" ve "ışık" kavramları, çoğu zaman yönetilenleri hizaya getirmek için icat edilmiş birer araçtır. Koios’un hikayesi, sadece bir soyağacı değil, gücün kendine nasıl meşruiyet devşirdiğinin bir kanıtıdır. Hafif bir şarap yudumu alıp gökyüzüne baktığımda, orada yıldızların değil, taht kavgası vermiş binlerce yorgun ruhun izini görüyorum.
Unutma küçük gezgin; gerçek, o görkemli sarayların tavanında değil, sarayın dışında, ayaklarının altındaki toprağın çatlaklarında saklıdır. Güçlülerin ışığına aldanma, kendi karanlığında bile olsa kendi gerçekliğini ara.