Thesauros Mitoloji Klytaimestra

Klytaimestra

Klytaimestra

Klytaimestra; kızının kurban edilmesinin verdiği kinle eşi Agamemnon'u öldüren, trajik bir öfke ve kıskançlık sarmalında savrulan güçlü, karanlık bir figür.

Klytaimestra veya Klytaimnestra, kökeninde Tyndareos ile Leda’nın izlerini taşır. Efsaneye göre Leda’nın kuğu kılığındaki Zeus ile birleşmesinden doğan iki yumurta, kaderin hiyerarşik çarklarını döndürmüştür; birinden Helena ve Polydeukes, diğerinden ise Klytaimestra ile Kastor çıkmıştır. Bu ayrım, ilahi tohumla taşınan kutsal otorite ile ölümlü Tyndareos’un hanesine atanan ikincil varoluşun ilk kırılma noktasıdır.

Mitolojik evrende Helena’nın gölgesinde kalmış bir figür gibi görünse de, Klytaimestra, suçun ve yıkımın faili olarak anlatının sınırlarını zorlar. Destanlarda, muktedirlerin kurduğu düzenin bir aracı veya Aigisthos’un elindeki bir kukla olarak sunulması, aslında onun özgürleşme potansiyeline duyulan korkunun bir yansımasıdır. Tragedya sahnesine çıktığında ise bu pasif konumundan sıyrılarak, otoriteyi içeriden çürüten karmaşık bir özneye dönüşür. Aiskhylos, Sophokles ve Euripides, onu iktidarın merkezinde, kendine özgü bir tahakküm alanı yaratan bir figür olarak farklı açılardan işlemişlerdir. O, sadece suç işleyen bir kadın değil, egemenliğin kendisine meydan okuyan bir iradedir.

Onu güdüleyen temel duygu, iktidar yapılarının bir yansıması olan kıskançlıktır; bu duygu, Helena ile paylaştığı ortak kökenin ve mülkiyet ilişkilerinin bir mirasıdır. Agamemnon ile evliliği, ilk eşi Tantalos’un bizzat Agamemnon tarafından katledilmesiyle başlayan bir tahakküm zinciridir. İlyada’da krallar kralının, tutsağı Khryseis’i meşru eşiyle kıyaslayıp onu aşağılaması, hanedan içindeki kadının sadece bir mal gibi görüldüğünü kanıtlar. Klytaimestra, bu hiyerarşinin içinde sadece bir "eş" olarak değil, kendi yaşamı üzerinde tasarruf yetkisi gasp edilmiş bir figür olarak direnir.

Ancak öfkesini asıl bileyen, Agamemnon’un kızı İphigeneia’yı tanrılara sunulan bir kurban gibi katletmesidir. Bu olay, ataerkil otoritenin kendi devamlılığı için en yakınındakini bile araçsallaştırabileceğinin bir göstergesidir. Klytaimestra’nın bu şiddete karşı kendi şiddetini geliştirmesi, evlatlarına olan mesafesinde ve anlık sarsıntılarında da görülür. Elektra’nın suçlamaları, iktidarın meşruiyetini sorgulayan bir aynadır; Klytaimestra ise bu aynada, annelik kutsallığının ardına saklanan devletin soğuk yüzünü reddeder. Kimi anlatılarda bir fail, kiminde ise bir tutsak olarak resmedilmesi, onun üzerindeki anlatısal denetimin süregiden bir çabasıdır. Klytaimestra’yı anlamak için, Aiskhylos’un, Sophokles’in ve Euripides’in tragedyalarına bakmak; otoritenin hem inşasına hem de yıkımına tanıklık etmek demektir.
Silenos
Gelin şöyle, yaklaşın biraz daha. Şarabımdan bir yudum alayım da boğazım yumuşasın, size o çok merak ettiğiniz Klytaimestra’yı anlatayım. Hani şu sarayların koridorlarında gölgesi bile soğuk rüzgarlar estiren, adını anınca insanların bir an duraksadığı o kadını...

Klytaimestra, Leda ile Tyndareos’un kızıdır; ama hikayesi biraz karışıktır. Derler ki, o güzelim Leda kuğu kılığına girmiş bir gökyüzü sakininin, yani Zeus’un büyüsüne kapılmış. İki yumurtadan çıkmış hepsi; birinden Helena ile Polydeukes, diğerinden Kastor ile bizim Klytaimestra. Ama kader işte, biri güzelliğiyle dünyaya nam salarken, diğeri öfkesiyle tarih kitaplarının sayfalarını yırtıp geçti.

Klytaimestra’nın hikayesi bir düğünle başlar, ama ne düğün! Kocası Agamemnon, aslında onun ilk aşkı falan değildi. Adam önce Klytaimestra’nın ilk kocasını ve çocuklarını öldürmüş, sonra "haydi evlenelim" demiş. Düşünün, bir evliliğin temeli kan ve intikamla atılırsa, o saraydan huzur çıkar mı? Çıkmaz elbet. Agamemnon kralların kralıydı, egosu gökyüzüne ulaşan bir adamdı; karısının yanında başka kadınları övmekten, onları aşağılamaktan asla geri durmazdı.

Peki, Klytaimestra’yı o meşhur suçlarına, o karanlık yollara iten neydi? Bazıları "kıskançlık" der, Helena’nın o meşhur şımarıklığına bakıp kendi hayatının toz duman oluşuna üzüldüğünü söylerler. Ama asıl yara, kızları İphigeneia’nın kurban edilişiyle açıldı. Bir baba, rüzgar olsun diye kendi evladını tanrıların sunağına yatırırsa, o annenin yüreğinde sevgi biter, yerine sadece buzdan bir kin örülür. Klytaimestra işte o günden sonra artık bambaşka biri oldu; kendi çocuklarına, Elektra’ya ve Orestes’e bile bir yabancı gibi baktı.

O, Aiskhylos, Sophokles ya da Euripides gibi büyük ustaların kaleminde bazen bir cellat, bazen de Aigisthos’un peşinden sürüklenen zavallı bir kukla gibi göründü. Ama gerçek şu ki; o, kendi dramının hem başrol oyuncusu hem de senaristiydi. Bir yanda Agamemnon’un kibrine karşı beslediği nefret, diğer yanda yavaş yavaş kararan bir vicdan... Kimi zaman Orestes’e "kıyma bana" diye yalvaran bir anne, kimi zaman ise o oğlunun ölüm haberini alınca tanrılara teşekkür eden bir kadın. Karmaşık, değil mi? İnsan ruhu böyledir işte, bazen zifiri karanlık bir kuyuya benzer.

Klytaimestra sadece bir isim değil; o, hayal kırıklıklarının nasıl devasa bir öfkeye dönüşebileceğinin en keskin örneğidir. Şimdiyse sadece tragedyaların tozlu sayfalarında, bizim gibi yaşlıların dillerinde dolaşan bir fısıltıdan ibaret. Ama unutmayın; her kadının, her erkeğin içinde bir Klytaimestra kırıntısı vardır. Önemli olan, o kıvılcımın sarayı mı yakacağı, yoksa ocakta sıcak bir yemek mi pişireceği...

Hadi, gözlerinizi çok yormayın. Hikayeler biter ama dersler bitmez. Başka zaman yine gelin, size bu sefer gökyüzü sakinlerinin daha neşeli oyunlarını anlatırım. Şimdi biraz sessizlik, zihniniz biraz dinlensin.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi