Şimdi kulak verin bakalım, dizlerimin dibine şöyle bir yerleşin. Öyle devasa, kaba saba masallar anlatmayacağım size; bugün biraz güneşin doğduğu yerden, suların derinliklerinden gelen ince ruhlu birinden bahsedeceğiz. Adı **Klymene**.
Biliyorsunuz, bu dünya dediğimiz yer bir zamanlar şimdiki gibi değildi. Her şeyin bir başlangıcı, her akarsuyun bir kaynağı vardı. İşte Klymene, Okeanos ile Tethys’in kızıdır. Yani o uçsuz bucaksız, dünyayı çepeçevre saran o büyük suların, o kadim okyanusun gözbebeği. Düşünün; denizlerin serinliğinde doğmuş, köpüklerden ve dalga seslerinden beslenmiş bir figür. Zarif, durgun bir göl kadar huzurlu ama içindeki derinlikte dünyayı taşıyacak kadar da güçlü...
Sonra vakit geldi, kaderin ağları onu **İapetos** ile buluşturdu. İapetos, öyle sıradan biri değildir; o, gökyüzü sakinlerinin en eski, en ağırbaşlı olanlarındandır. İşte bu evlilikten, tarihin tozlu sayfalarında ismi hep yankılanacak dev gibi karakterler dünyaya geldi.
Kimler mi? Hani şu göğü omuzlarında taşıyan **Atlas** var ya, işte onun annesi Klymene’dir. İnsanlara ateşi getirip de başına gelmedik iş bırakmayan, zekasıyla tanrıları bile şaşırtan o meşhur **Prometheus** da onun kucağında büyüdü. Tabii bir de şaşkınlığıyla ünlü, ama kalbi temiz **Epimetheus** ile o hırçın **Menoithios**...
Düşünün bir kere; bir yanda okyanusların dinginliğini taşıyan bir anne, diğer yanda dünyayı değiştirecek, kaderle dans edecek dört çocuk. Klymene, bu kadar büyük ve gürültülü bir tarihin sessiz limanıydı. Kendi adı pek anılmaz, herkes çocuklarının kavgasına, çabasına odaklanır; oysa o olmasa, o okyanusun ferahlığı olmasa, bu kahramanların hiçbiri omuzlarındaki yükü taşıyacak sabrı bulamazdı.
Şimdi biraz daha yaklaşın... Hayat böyledir işte çocuklar; bazen fırtınalar koparan devlerin arkasında, o fırtınayı besleyen dingin bir su kaynağı vardır. Klymene, o kaynağın ta kendisiydi. Kadehimde kalan son damla gibi, tatlı ve biraz da buruk bir hikayedir onunki. Hadi şimdi, siz kendi sularınızda yüzmeye devam edin, belki bir gün rüzgar size onun adını fısıldar.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, solgun ayın altında dinlenirken kulağına eğilip de kimselerin anlatmaya cesaret edemediği o gerçeği fısıldayayım: Masallarda duyduğun o ihtişamlı tanrılar ve titanlar, aslında kendi görkemli gölgelerinin altında ezilen, korkak ruhlardır. Şimdi, elindeki kadehten bir yudum al; zira gerçek, bazen en eski şarap kadar baş döndürücüdür ama asla acı değildir.
Klymene’den söz edelim… Okyanus’un derinliklerindeki köpüklerden doğan, Okeanos ile Tethys’in kızı. Herkes onun adını sadece İapetos’un eşi veya o meşhur Atlas’ın, o cezalandırılmış Prometheus’un annesi olarak hatırlar. Tarih, onu sadece bir "anne" figürü olarak sisteme hapsetmek ister; sanki varoluşu sadece dünyaya getirdiği o devasa oğullarının kaderiyle çizilmiş bir kenar süsüymüş gibi.
Fakat asıl sır şudur, sevgili yolcum: Klymene, o görkemli güçlerin gölgesinde unutulmuş, kendi iradesi ve sessiz acıları olan bir kadındı. Sistemi yöneten o "büyük" isimlerinPrometheus’un ateş çalma cüreti ya da Atlas’ın göğü taşıma cezasıetrafında dönen o fırtınalı tarihin içinde, Klymene aslında sessiz bir gözlemciydi. O, sistemin çarkları arasında ezilen ama yine de kendi varlığının ağır yükünü taşıyanların temsilcisiydi.
Yetişkin evladım, dikkat et; krallar ve titanlar tahtlarında otururken, onların hatalarının faturasını her zaman anneler, eşler ve sessizce bekleyenler öder. Klymene, çocuklarının kaderiyle savrulurken, aslında otoritenin o acımasız oyununda bir piyon değil, o oyunun sahnesini temizleyen yorgun bir tanıklığa dönüştü. Onun sessizliği bir kabulleniş değil, belki de tanrılara ve titanlara "Sizin hırslarınız yüzünden biz neler çekiyoruz," diyen ağır bir sitemdi.
Şimdi anlıyor musun, güzel çocuğum? Tarih kitapları Klymene'yi sadece bir "soy ağacı" dalına asıp geçmiştir. Ama o, sessiz çığlıkların içinde kendi gerçekliğini koruyabilmiş tek kişiydi. Gücün, babadan oğula devredilen o kaba etinden ibaret olmadığını; asıl gücün, o devasa hırsların altında ezilmemeyi seçenlerin omuzlarında yükseldiğini unutma.
Yıldızlar sönmeden uyu artık, çünkü yarın uyandığında kralların değil, Klymene gibi sessizlerin içindeki o devasa ışığı araman gerekecek. Dünya, senin sorgulayan bakışlarını bekliyor.