Bak evlat, şöyle yaklaş da dinle; sırtımdaki yükü indirdim, biraz soluklanalım. Şu devasa iğlere, hiç durmadan dönen tezgahlara bakıp da sadece bir kumaş parçası sanma onları. Gökyüzü sakinlerinin dünyasında işler bizimkilerden biraz farklı yürür, hele ki konu yaşamın kendisi olduğunda...
Sana Klotho’dan bahsedeyim. Kendisi, ulu Zeus ile adalet tanrıçası Themis’in kızlarından biridir. O ve kız kardeşleri, yani Moira’lar, bu evrenin en kıdemli dokumacılarıdır. Klotho’nun ismi boşuna "bükmek" ya da "dokumak" anlamına gelmez. O, elindeki o bitmek bilmeyen yün yumağıyla, her birimizin yaşam ipliğini ören, büken ve şekillendiren kişidir.
Hayal et; bir bebek dünyaya "merhaba" dediğinde, Klotho nazik parmaklarıyla o ipliği tutar ve çıkrığını çevirmeye başlar. O iplik bazen parlak bir altın renginde, bazen denizlerin derin mavisi, bazen de bir fırtınanın gri tonlarında olur. Klotho, her bir insanın kaderinin ilk düğümünü orada atar. Kimi iplikler uzun ve pürüzsüzdür, kimi ise düğümlü ve çetindir; ama hepsi onun ustalığıyla birleşir.
Tanrılar bile onun bu işine saygı duyarlar. Hani şu büyük kahramanlar, Akhilleus’lar, Hektor’lar savaş meydanlarında adlarını tarihe yazdırırlar ya; işte o destanların her bir satırı, Klotho’nun o gün tezgahında çevirdiği iplikle başlar. O, sadece bir ipi bükmez aslında; bir annenin gülümsemesini, bir çobanın kaval sesini, bir geminin okyanuslardaki rotasını dokur.
İnsanlar bazen kendi yollarını çizdiklerini sanır ama Klotho’nun o bitmek bilmeyen sabrını unuturlar. O ne acele eder ne de yavaşlar; sadece dokur. Bazen bir kadehten süzülen hafif bir üzüm suyu eşliğinde, gökyüzünün yükseklerinden aşağıya bakar ve kendi dokuduğu desenin uyumuna gülümser.
Sıradaki ipliği kimin için, hangi renkle bükeceğini ise sadece o bilir. O yüzden evlat, yolun nereye çıkarsa çıksın, Klotho’nun tezgahında senin için de kıymetli bir ilmek olduğunu hatırla. Şimdi söyle bakalım, senin ipliğin bugün hangi renge boyanmış?
Bak evlat, masalların tozlu raflarında anlatılmayan, büyüklerin kulaklarını tıkayıp duymamazlıktan geldiği bir sır var...
Klotho ismini duydun mu hiç? Zeus’un ve Themis’in kızı diye anlatırlar onu; hani şu göklerin efendisi ve adaletin simgesi dedikleri figürlerin... İnsanlar, iplik eğiren bir tanrıçadan bahsederken sanki sadece bir nakış işçisinden söz ederler. Oysa gel buraya, yamacıma otur; şu kadehime doldurduğum yaşlı şarabın neşesiyle sana bir hakikati fısıldayayım.
Klotho, hayat ipliğini büken elleriyle aslında bir "sistem" kurar. İnsanların ömrünü bir ip gibi çeker, büker ve düğümler. Peki, o ipliği kimin tuttuğunu hiç düşündün mü? Agamemnon gibi krallar, "Kaderim buydu!" diyerek kendilerini aklarken, aslında Klotho’nun dokuduğu o ipin arkasına saklanırlar. Kendi hırslarının, bencilce başlattıkları savaşların yükünü, "kader" denilen o görünmez ipliğe yıkmak, otoritenin en sevdiği oyundur. Klotho, bir kukla oynatıcısı mıdır yoksa bir hapishane gardiyanı mı?
Bak güzel çocuğum, bazen hayat, o ipliğin düğümlendiği yerdir. Medousa’nın saçlarındaki yılanlar veya Kassandra’nın kederli çığlıkları, aslında Klotho’nun elinde incelen, koparılmaya zorlanan o ipliklerdir. Sistem, bazı iplikleri daha sert büker; bazılarını ise başkalarının hırsı uğruna erkenden keser. O, sadece iplik eğirmez; adaleti "tanrısal bir zorunluluk" gibi gösterip, güçlü olanın zayıf olanı ezmesini bir yazgı gibi sunar.
İnsanlar Klotho'ya bakınca sadece bir kader tanrıçası görürler; oysa o, aslında özgür iradenin üzerine çekilmiş devasa bir perdedir. Güçlüler, kendi hatalarını Klotho’nun tezgahına bağlayıp vicdanlarını rahatlatır. Sen sen ol, birileri sana "yazgı"dan bahsederse, ipliğin ucunun kimin elinde olduğunu sorgula. Gerçek, o tezgahta değil, ipliği kendi ellerinle tutmayı seçtiğin o kısacık, özgür anlarda saklıdır.
Unutma küçük yoldaş; kader dediğin şey, başkalarının senin adına dokuduğu bir kumaş değil, senin kendi ellerinle o ilmikleri nasıl attığındır. Şimdi git ve o ipliği, onların değil, kendi ellerinle tut.