Bakın bakalım, nasır tutmuş ellerimle şöyle bir yaslanayım arkama… Gözlerinizdeki o merak pırıltısını görüyorum, tıpkı Argos’un güneşinde parlayan mermer heykeller gibisiniz. Gelin, size Kleobis ile Biton’un o meşhur gününü anlatayım.
Bir zamanlar, Argos şehrinde yaşayan iki güçlü delikanlı varmış: Kleobis ve Biton. Kardeşler, öyle hantal ya da uyuşuk değil; kasları zeytin ağaçlarının dalları gibi dirençli, yürekleri ise koca bir sürüyü tek başına güdecek kadar cesurmuş. Bir gün, anneleri Kydippe hani şu Hera’nın tapınağındaki saygıdeğer rahibe tapınağa gitmek istemiş. Ama gelin görün ki, o gün öküzlerin hepsi tarlada, çayırda kayıp! Araba boş, yol ise tam kırk beş menzil, yani epey uzun bir patika.
Kardeşler, annelerini bekletmeye hiç niyetli değillerdi. Boyundurukları bir kenara attılar, arabayı kendi omuzlarına, o genç ve güçlü bedenlerine aldılar. Düşünsenize, bir kadının evlatlarının onun için neler yapabileceğini! Yol boyunca toz toprak içinde, güneşin altında kan ter içinde yürüdüler. İnsanlar onları gördükçe yol kenarına dizilmiş, bu iki yiğidin bitmek bilmeyen enerjisine şaşkınlıkla bakakalmışlar.
Tapınağın kapısına vardıklarında, anneleri Kydippe duygulanmış elbet. Bir annenin kalbi, evlatlarının o güzelim adanmışlığını görünce titrer, bilirsiniz. Hemen gökyüzü sakinlerinden Hera’ya yakarmış: "Ey kudretli tanrıça," demiş, "evlatlarım benim için kendini bu kadar paraladı, onlara insanların sahip olabileceği en büyük hediyeyi ver!"
Hera bu, duyar elbet duaları. Ama bazen tanrıların hediyeleri bizim "ödül" diye düşündüklerimizden farklı olur. O gece tapınağın huzurlu sessizliği içinde, iki kardeş tatlı bir uykuya daldılar. Öyle derin, öyle huzurlu bir uykuymuş ki bu; bir daha hiç uyanmadılar. Gökyüzü sakinleri, onların hayatlarındaki o en parlak, en gururlu anı, yani annelerine olan o tertemiz bağlılıklarını hiç kirlenmeden, hiç yaşlanmadan, hep öyle yiğit kalsınlar diye dondurup bırakmışlar.
Yıllar sonra, bilge Solon, o zengin mi zengin Kral Kroisos’a bu hikayeyi anlatmış. Kroisos, "Dünyanın en mutlu insanı kimdir?" diye sormuş da Solon, hiç tereddüt etmeden Kleobis ve Biton’u işaret etmiş. Neden mi? Çünkü hayat bazen uzun bir şarap kadehi gibidir; içersin, içersin ama dibine vurduğunda içindeki tortuyla kalırsın. Ama onlar, hayatlarının en güneşli, en onurlu gününde, bir annenin duası ve büyük bir sevgiyle, hikayelerini ölümsüzleştirdiler.
Argoslular da onlara teşekkür etmek için Delphoi’ye iki mermer heykel dikmişler. Bugün hala oradalar, dimdik ve mağrur. Bazen bir kadehin dibinde, bazen de bir çocuğun gözündeki o inançta bu iki kardeşin hikayesi gizlidir. Hadi, şimdi biraz soluklanın; yaşlı Silenos'un bu masalı da burada noktalandı.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, dizlerinin dibine otur da kulak ver; masallarda anlatılmayan, o koca kütüphanelerin tozlu raflarında saklanan bir sır var. Büyüklerin, kralların ve o "mutluluk" simsarlarının sana "fedakarlık" diye yutturduğu hikayelerin altında, aslında derin bir sessizlik yatar.
Kleobis ve Biton... İsimlerini duymuşsundur belki. Anneleri Kydippe, Hera’nın tapınağına ulaşmak için o kutsal arabaya bindiğinde, sanki bir hükümdar gibi tahtına kurulmuştu. Neden? Çünkü sistemin kuralları öyleydi; tanrılar için törenler aksamamalı, düzen bozulmamalıydı. Öküzleri gelmemişti, belki de o hayvanlar yorgundu, belki de sistemin dişlileri arasında ezilmekten bıkmışlardı. Peki, annesinin o koca tapınağa yetişme "ödevi" ne oldu? Genç Kleobis ve kardeşi Biton, o devasa arabayı kendi bedenleriyle, kan ter içinde, tam kırk beş menzil boyunca çektiler. Düşünsene güzel evladım; iki taze beden, bir sistemin kutsal saydığı o ağır yükü çekmek için insanlıktan çıkarılıp birer yük hayvanına dönüştürüldü.
İşte o meşhur tarihçi Herodotos, efendisi Kroisos’a bu çocukları "en mutlu insanlar" olarak anlatır. Neden biliyor musun? Çünkü tanrıça Hera, annelerinin "en iyi şey olsun" duasına karşılık, onları o an ve orada ebedi bir uykuya, yani ölüme gönderdi. Koca koca krallar ve bilgeler, iki gencin kendi hayatlarını hiçe sayıp bir sistemin emirlerine köle olmasını "en yüksek erdem" saydılar. Onlara göre, otoriteye koşulsuz hizmet edip yok olmak, yaşanabilecek en büyük mutluluktu.
Dinle ey hayatın tomurcuğu, güç sahipleri her zaman kendi düzenlerinin devamı için başkalarının hayatlarını "kutsal bir sunu" gibi kullanırlar. Kleobis ve Biton, aslında bir annenin hırsının ve o dönemin katı dini dogmalarının kurbanı oldular. Ama gel gör ki, üzerlerine mermer heykeller dikip onları "kahraman" ilan ettiler. Neden? Çünkü canlı bir birey soru sorar, karşı gelir, isyan eder; ama mermer bir heykel sadece susar ve otoritenin şanını yüceltir.
Solon, o büyük bilge, "en mutlu insan" derken aslında bize şunu fısıldıyordu: "Sistemde kendi özgür iradenizle değil, size çizilen yolda bir piyon gibi yok olursanız, ancak o zaman kralların gözünde kıymetli olursunuz."
Şimdi anlıyor musun? Gerçek mutluluk bir arabanın peşinden koşup kendi sonunu hazırlamak değil; o arabanın nereye gittiğini, neden gittiğini ve neden senin çekmen gerektiğini sorgulamaktır. Bir yudum şarabın neşesi, ancak kendi özgürlüğünün tadını bildiğinde anlam kazanır evlat. Mermer heykellerin soğukluğuna değil, kendi kalbinin sıcaklığına güven. Çünkü senin hayatın, herhangi bir tapınağın önünde, herhangi bir otorite için harcanmayacak kadar değerlidir.