Kirke, Helios güneş tanrısı ile Perseis'in kızı veya bazı efsanelerde Hekate'nin kızı olarak bilinen büyücü bir tanrıçadır. Aiaie adasında yaşayan Kirke, Odysseus'un Troia'dan dönüş yolculuğunda karşılaştığı önemli kişilerden biridir. Odysseus'un arkadaşları adaya indiklerinde, Kirke onları büyülü şarapla ağırlar ve sihirli değneğine vurarak onları domuzlara dönüştürür. Tanrı Hermes'in yardımıyla Odysseus, sihirli moly bitkisini kullanarak Kirke'nin büyüsüne karşı koyar ve kılıcıyla onu alt eder. Odysseus'u kendine koca etmek isteyen Kirke, onunla bir yıl yaşar ve arkadaşlarını insan haline döndürür. Ayrıca Odysseus'a gelecek yolculuğunda karşılaşacağı tehlikeler hakkında uyarıda bulunur. Feronia tanrıçasıyla bağlantılı olduğu düşünülen Kirke, doğa üzerinde hakim olan, hayvanları evcilleştiren ve erkekleri büyüsüyle boyunduruğa alan Ana Tanrıça kültünün bir simgesidir. Odysseus'tan Telegonos ve Latinos gibi çocukları olduğu söylenir.
Gelin bakalım, yaklaşın hele şöyle... Oturun ateşin başına, omuzlarınızdaki yorgunluğu bırakın. Bugün size, güneşin oğlu Helios ile suların kızı Perseis’in o meşhur kızından; hani insanı baktığı an büyüleyen, sesinde rüzgarın uğultusunu taşıyan o gizemli kadından, Kirke’den bahsedeceğim.
Eski hikayeler anlatır, Kirke’nin evi Aiaie adasındadır. Kimi zaman haritalar şaşırır, İtalya’nın kıyılarında bir burun gösterirler ama siz takılmayın böyle şeylere. Bazen toprak, üzerindeki büyücü kadar değişken olabilir, değil mi? İşte bizim kurnaz Odysseus ve arkadaşları, yamyamların elinden zar zor kurtulup denizlerin hırçın dalgalarıyla boğuşurken, kendilerini Kirke’nin kapısının önünde buldular.
O güzel belikli tanrıçanın konağından mis gibi kokular yükseliyordu. İçeriden gelen o tatlı ses, sanki bir ninni gibi çalıyordu kulaklarda. Odysseus’un yoldaşları, "Burada bizi kimse yiyemez ya!" diyerek daldılar içeri. İçlerinde sadece Eurylokhos denen o kuşkucu adam, "Burada bir bit yeniği var," dedi ve dışarıda kaldı. İyi de etti!
Kirke, gelenleri bir güzel ağırladı. Öyle bir ziyafet hazırladı ki, ballar, peynirler, özel iksirlerle karışık o meşhur Pramnos şarabı... Ama o şarabın içinde öyle bir büyü vardı ki, içenler evlerini, barklarını, hatta kendi isimlerini bile unutuverdiler. Kirke, elindeki sihirli değneği bir kez salladı; "Hadi bakalım," dedi, "artık ağılın yolu göründü!" Ve olanlar oldu; yiğit adamlar bir anda kıllı, burnu hırıldayan domuzlara dönüştüler. İçlerinde hala o eski akıl vardı ama artık dilleri dönmüyordu, gözlerinde ise koca bir hüzün...
Ama unutmayın, gökyüzü sakinleri bazen kendi oyunlarını oynarlar. Hermes denen o kurnaz haberci tanrı, Odysseus’un imdadına yetişti. "Al şu 'malü' çiçeğini," dedi, "Kirke’nin iksiri sana işlemez." Odysseus, elinde kılıcı, Kirke’nin üzerine yürüyünce, büyücü tanrıça şaşakaldı. Karşısında sadece bir ölümlü değil, kendi iradesi kadar güçlü bir erkek bulmuştu. Kirke, Odysseus’un o ateşli zekasına ve duruşuna vurulup gitti; sözünü tutacağına, kimseye zarar vermeyeceğine dair ant içti.
O günden sonra Aiaie adası bir neşeye boğuldu. Odysseus orada bir yıl boyunca sanki zaman durmuş gibi yaşadı. Kirke onu bırakmak istemiyordu, tıpkı bir gökyüzü sakininin ölümsüz aşkı gibi... Ancak vatan hasreti, bir adamın kalbini kemiren en keskin dişlilerdendir. Kirke sonunda razı oldu, hatta ona ölüler ülkesine gidip kahin Teiresias’a danışmasını söyledi. Yolculuğun devamında, o meşhur Seirenlerin şarkısından nasıl kaçacağını, Skylla ve Kharybdis denen o korkunç canavarların dişlerinden nasıl kurtulacağını bir bir öğretti ona. Odysseus’un kurtuluşu biraz da bu büyücü kadının zekasına borçludur.
Derler ki, Kirke sadece bir büyücü değil, doğanın vahşi ve bereketli gücünün yeryüzündeki gölgesiymiş. Hayvanları dizginleyen, toprağı avucunda tutan o kadim Ana Tanrıça kültlerinin bir yansıması... O hem bir yıkım, hem bir öğretiydi. Hatta bazı eski tozlu parşömenler, Odysseus ile Kirke’nin çocukları olduğunu söyler; Telegonos ve Latinos... Hani şu Latinlerin atası sayılanlar!
Yani anlayacağınız çocuklar, dünya sadece görünenlerden ibaret değildir. Kimi zaman bir domuz ağılının içinde bile bir kahramanın aklı saklı olabilir, kimi zaman da en korkunç büyücü, yolunuzu aydınlatan bir rehbere dönüşebilir. Şarabın tortusu biter, hikaye kalır. Hadi bakalım, ateş daha fazla sönmeden gidin uykunuza; rüyalarınızda belki bir gün siz de Aiaie kıyılarına varırsınız.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var...
Herkes Odysseus’un büyük bir kahraman olduğunu, denizlerdeki maceralarını ve ne kadar akıllı olduğunu anlatır durur. Ama sana bugün Kirke’yi anlatacağım. Gökyüzü sakinlerinin torunu, büyüleyici ve bilge bir kadın. Güçlülerin, yani kralların ve savaşçıların dünyasında, kendi başına buyruk bir ada kurmuştu. İnsanlar ona "cadı" dediler, çünkü kendi kurallarıyla yaşayan bir kadına her zaman korkuyla bakarlar.
Kirke, Aiaie adasında kendi huzurunu arıyordu. Oraya gelen Odysseus ve adamları ise, sadece "daha fazlasını" isteyen, hırslı gezginlerdi. O gün, Kirke neden onları domuza dönüştürdü, hiç düşündün mü? Belki de o kaba, gürültücü ve yıkıcı adamların, kendi içlerindeki gerçek karakterlerini yansıtmalarını istemişti. Onlara sunduğu içkideki o gizli karışım, aslında insanın tüm kibrini ve memleket hırsını unutturma çabasıydı. Ama sistem, yani Odysseus’un gücü, buna izin vermedi.
Gökyüzü sakinlerinden Hermes geldi, tıpkı güçlülerin her zaman zayıfların (veya sadece kendi işine gelmeyenlerin) karşısına dikildiği gibi. Odysseus’a o sihirli bitkiyi, moly’i verdi. Kirke, o ana kadar kendi adasında özgürdü; ancak Odysseus’un kılıcı ve Gökyüzü sakinlerinin ona verdiği "ayrıcalıklı" güç karşısında, teslim olmak zorunda kaldı. O görkemli kadın, bir anda sadece bir erkeğin yolculuğuna yön veren bir danışmana, bir figürana dönüştürüldü.
Kirke, aslında doğanın ta kendisiydi; Kybele gibi, Artemis gibi vahşi ve güzeldi. Hayvanları evcilleştiren o bilgeliği, kralların gözünde sadece bir "tehdit" olarak görüldü. Ona "büyücü" dediler çünkü anladıkları tek şey kılıçtı, kalbin ve doğanın dili değil. Bir yudum neşeli bir şarap eşliğinde düşün; belki de o gün domuz ağılında kilitli kalanlar, sadece Kirke’nin sihrine uğrayanlar değildi; belki de o, insan kılığına girmiş hırslı kralların içindeki o çirkin yüzü herkese göstermek istemişti.
Şimdi bir düşün evlat: Tarih kitaplarında "kahraman" diye okuduğun o adamlar, başkalarının hayatlarını nasıl değiştirdiler? Kirke gibi sessiz, bilgili ve kendi dünyasında olanlar, neden hep birilerinin "yolculuğunun" bir basamağı haline getirildi? Gerçekler, masalların bittiği yerdedir. Ve unutma, bazen en büyük sihir, bir başkasının sana biçtiği hayvana dönüşmeyi reddetmektir.