Ah, şöyle yerleşin bakalım kıpır kıpır yavrularım. Çemberin dışına taşmayın, ateşin sıcaklığı yüzünüze vursun. Bugün size Kıbrıs’ın o bitmek bilmeyen ömrüyle ünlü, hem usta bir müzisyen hem de azıcık "cin fikirli" kralı Kinyras’ı anlatacağım. İhtiyar gözlerim neler gördü, ama Kinyras gibisi az gelir dünyaya.
Şimdi bu adam, aslen buralardan değil; Suriye taraflarından, Byblos’tan gelme. Gelirken yanında bir de "kinnor" denilen o güzel sazını getirmiş. Öyle bir çalar ki, sanırsınız gökyüzü sakinleri bile perdelerin arkasından onu dinlemek için nefesini tutuyor. Ama gelin görün ki, bazen fazla özgüven insana hata yaptırır. Kinyras, bir gün tanrı Apollon’a "Gel seninle bir yarışalım," demiş. İşte bu, büyük bir cesaret mi yoksa koca bir budalalık mı, siz karar verin! Apollon’un gazabı meşhurdur, hani o şanssız Marsyas’ın başına gelenleri hatırlarsınız... Kinyras, o meşhur sazıyla tanrıya kafa tutarken, sanırım biraz fazla heyecanına yenik düşmüş.
Kinyras denince akla hemen o tuhaf Troya hikayesi gelir. Hani şu bizim Agamemnon var ya, hırslı adam... Kinyras’a haber salmış: "Bize elli gemi gönder, savaşa gidiyoruz!" demiş. Kinyras da "Tamam" demiş, tamam demesine de... İnsan 160 yaşına kadar yaşayınca, hayatta kalma sanatını da öğreniyor tabii. Bir tane gerçek gemi hazırlamış, geri kalan kırk dokuzunu ise çamurdan, topraktan yapmış! Denize indirmişler, hepsi daha kıyıdan ayrılmadan "pat" diye sulara gömülmüş. Geriye bir tek o gerçek gemi kalmış. Agamemnon durumu anlayınca köpürmüş ama ne yapsın? Kral söz vermiş, bir gemi yollamış; yani kağıt üstünde sözünü tutmuş! İşte, kurnazlık budur çocuklar; hem kralı kızdırmayacaksın hem de kendi gemilerini riske atmayacaksın.
Ada hayatı onun elinde değişmiş zaten. Bakırı yerin derinliklerinden çıkarmayı, onu tunca dönüştürüp sanat eserleri yaratmayı ondan öğrenmişler. Aphrodite ile de arası oldukça iyiydi; tanrıça onu öyle severdi ki, adaya onun sayesinde huzur ve sanat doldu. Ama biliyorsunuz, tanrıların sevgisi bazen ağır bir yüktür. Kinyras’ın ailesi, kızları, oğlu Adonis... Kendi içlerinde öyle karmakarışık, öyle dram dolu hikayeleri var ki, insan anlatırken bile biraz hüzünleniyor. Myrrha’nın hikayesini bilirsiniz belki, işte o trajik aşkın meyvesidir güzel Adonis.
Kinyras, hem bir sanatçı, hem usta bir madenci, hem de gemi hesabını karıştırmakta mahir bir kraldı. 160 yıl yaşayıp bu kadar çok şey sığdırmak, bir insanın başına gelen en ilginç işlerden biri olsa gerek. Şimdiyse sadece esintilerde ve eski müzisyenlerin parmak uçlarında yaşıyor.
Hadi bakalım, ateşin közü kararmadan dağılın şimdi. Yarın size başka bir bilgenin, ya da belki çok daha yaramaz birinin hikayesini anlatırım. Belki biraz da şarap tadında, gün batımı hüznüyle süslü bir masal olur, kim bilir?
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler: Kinyras’ın Toprak Gemileri
Bak minik yolcu, dizimin dibine otur da anlatayım; hani şu büyük kralların, parıltılı zırhlı kahramanların masalları vardır ya, işte o masalların yazılmadığı, tozlu rafların ardında gizli bir gerçeklik saklıdır. Herkes Agamemnon gibi güçlülerin borusunu öttürür ama gerçek, bazen topraktan yapılmış oyuncak gemilerin batışında gizlidir.
Kıbrıs’ın eski kralı Kinyras’ı duyduğunda onu sadece zengin bir hükümdar sanma güzel yavrum. Agamemnon denen o hırslı adam, kendi savaşını büyütmek için Kinyras’ın kapısını çaldığında, Kinyras oyunu onların kurallarıyla değil, kendi zekasıyla oynamayı seçti. "Elli gemi göndereceğim," dedi. Ama bir kralın hırsı için neden başkalarının evlatlarını ölüme göndersin? Tek bir gerçek gemi yolladı, geri kalan kırk dokuzunu ise çamurdan, topraktan yaptı. O toprak tekneler denize iner inmez dağılıp gitti. Akhalar bu kurnazlığı fark ettiklerinde ise iş işten geçmişti; Kinyras sözünü tutmuştu, ama kralların yıkıcı oyununa ortak olmayı reddetmişti. İşte evlat, otoritenin emirlerine karşı sessiz bir isyan, bazen en güzel sanattır.
Fakat kralların dünyası acımasızdır, benim bilge evladım. Kinyras, Suriye’den çıkıp gelen bir yabancıydı; Paphos’u kurdu, müziğin o büyülü sazı kinnor’u eline aldı. Tanrılarla yarışacak kadar ustalaştığında, Apollon’un kibri devreye girdi. Çünkü tanrılar, insanın kendi yeteneğiyle parlamasına pek tahammül edemezler. Tıpkı Marsyas’ın hikayesinde olduğu gibi, o usta müzisyenleri susturmak için hep bir bahane bulurlar.
Ve o kederli sırlar... Kinyras’ın kızlarının başına gelenler, sistemin kadınları nasıl bir "yosma" ya da "kullanılan birer nesne" olarak yaftaladığının hüzünlü resmidir. Aphrodite’nin öfkesiyle yollara düşürülen o kadınların hikayesi, aslında düzenin kendi doğrularına uymayanları nasıl dışladığını fısıldar. Kinyras’ın kendi kızı Myrrha ile olan o karanlık ve yasak efsanesi ise, kralların mutlak gücünün, insanın ruhunda nasıl derin çatlaklar açtığının bir nişanesidir. Belki de 160 yıl yaşaması, ona bunca acıyı ve kaybı izlemesi için tanrılarca verilmiş bir ceza, bitmek bilmez bir gözlemcilikti.
Şimdi şunu unutma, güzel gözlü çocuk: Madenleri çıkaran, tunçtan kılıçlar döken ama o kılıçların kimi öldüreceğini kendine dert eden bir adamdı Kinyras. Şarabımdan bir yudum alırken şunu düşün: Gerçek krallar toprak tekneler yapanlardır, çünkü onlar yaşamın kıymetini bilirler. Tarih, kazananları yazar ama hakikat, batırılan o kırk dokuz geminin sessiz çığlığında gizlidir.