Thesauros Mitoloji Kiliks

Kiliks

Kiliks

Kardeşi Europe’yi ararken yolu Kilikya’ya düşen Agenor oğlu; bölgeye ismini verip, yeğeni Sarpedon ile birlikte Lykia topraklarını fethetmiştir.

Agenor’un soyundan gelen Kiliks; Europe, Kadmos, Thasos ve Poiniks ile aynı kanı paylaşan bir figürdür. Europe’nin kayboluşunun ardından girişilen arayış, aslında bir ailenin kendi sınırlarını çizme ve yayılan otoriteyi yeniden konsolide etme çabasıdır. Bulunamayan kardeşin boşluğu, Kiliks’i, kendi egemenlik alanını kuracağı ve ismini mühürleyeceği Kilikya topraklarına sürükler; bu yerleşim, bir kaybın telafisinden ziyade, bireyin kendi hükümranlık sahasını coğrafyaya kazıma pratiğidir. Zeus’un Europe’den olan oğlu Sarpedon ile yan yana gelerek Lykia’ya yönelttikleri askeri harekat, yalnızca bir fetih değil, aynı zamanda iktidarın merkezden çevreye taşınma biçimidir. Elde edilen zaferin ardından Lykia’nın Sarpedon’a bir lütuf gibi devredilmesi, bölgeyi yönetme hakkının ve tahakkümün, yerleşik düzende kimin elinde tutulduğunun sessiz ama keskin bir göstergesidir.
Silenos
Bak hele, şöyle yanıma iliş bakalım. Sakalımda biraz kurumuş asma yaprağı kalmış olabilir, aldırma sen; şarabın tadı damağımda, aklım ise çok eski zamanların tozlu yollarında. Bugün sana, adını bastığı topraklara kazımış birinden, yani Kiliks’ten bahsedeceğim.

Eskiden, dünya henüz gençken, kral Agenor’un evinde tam bir curcuna vardı. Çocuklar çoktu, neşe çoktu ama bir gün o neşe yerini derin bir kedere bıraktı. Güzel Europe, Zeus’un o hilekar bakışlarına takılıp da kaçırılınca, evdeki herkes yollara düştü. Kadmos’u, Poiniks’i, Thasos’u bilirsin; işte bu delikanlılardan biri de Kiliks’ti. Hepsi birer şahin gibi dağıldı dört bir yana. "Kardeşimi bulmadan dönmem," dedi Kiliks, ayağında çarıklarıyla yollara revan oldu.

Gel zaman git zaman, dağlar aştı, denizler geçti ama Europe’yi bulmak samanlıkta iğne aramaktan zordu. Gökyüzü sakinleri bazen yollarımızı çizer, bazen de düğümler; Kiliks de sonunda kaderin onu attığı o bereketli topraklara, bugün Kilikya dediğimiz yere yerleşti. Artık sadece bir gezgin değil, bir yurt kurucuydu. Adı oradaki tepelerde, ırmaklarda yankılanmaya başladı.

Ama dur, hikaye orada bitmiyor! Kiliks öyle yerinde oturan biri değildi. Europe’nin, yani kardeşinin oğlu Sarpedon ile yol arkadaşlığı ettiler. Hani o meşhur Sarpedon; yiğit, gözü pek biri. Bu ikili, sanki fırtına öncesi sessizlik gibi komşu Lykia’nın üzerine yürüdüler. Öyle bir zafer kazandılar ki, zaferin sarhoşluğu değil, adaletin hükmü geçti oraya. Kiliks, kazandığı o toprakları Sarpedon’a sunup "Kralın sen ol," dedi. Kendi adını ise çoktan, güneşin altında parlayan o yeni ülkesine mühür gibi basmıştı bile.

İşte böyle küçük dostum. İnsan bazen sevdiğini aramak için yola çıkar, ama sonunda kendini bulur, bir vatan kurar. Hayatın cilvesi de bu ya; aradığını bulamasın ama ararken kurduğun dünya, senden sonra binlerce yıl ayakta kalsın. Hadi şimdi, şu eski ihtiyarı yalnız bırak da güneşin tadını çıkar, anlatacak başka maceralarım da var ama onlar bir başka kadehin, bir başka sohbetin konusu...

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi